<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Hikaye Oku &#187; öykü oku</title>
	<atom:link href="http://www.hikayeoku.com/tag/oyku-oku/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.hikayeoku.com</link>
	<description>Hikaye okumak, gerçeğe tanık olmaktır.</description>
	<lastBuildDate>Sat, 28 May 2011 10:38:54 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<item>
		<title>Bahar&#8217;ın ve Mevsimlerin Doğuşu</title>
		<link>http://www.hikayeoku.com/genel/baharin-ve-mevsimlerin-dogusu.htm</link>
		<comments>http://www.hikayeoku.com/genel/baharin-ve-mevsimlerin-dogusu.htm#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 11 Feb 2010 12:32:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[datça öykü atölyesi]]></category>
		<category><![CDATA[duygusal hikayeler]]></category>
		<category><![CDATA[Fikret Doğan]]></category>
		<category><![CDATA[fikret doğan öyküleri]]></category>
		<category><![CDATA[gerçek hayat hikayeleri]]></category>
		<category><![CDATA[hayat hikayeçeri]]></category>
		<category><![CDATA[hikaye oku]]></category>
		<category><![CDATA[hikaye öyküleri]]></category>
		<category><![CDATA[hikaye yaz]]></category>
		<category><![CDATA[öykü oku]]></category>
		<category><![CDATA[öykü özetleri]]></category>
		<category><![CDATA[öyküler]]></category>
		<category><![CDATA[sevgi öyküleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.hikayeyaz.com/?p=128</guid>
		<description><![CDATA[Fikret Doğan Doğa okuldan gelir gelmez yemeğini yedi. Dişlerini fırçaladı. Hemen Çınarın tepesindeki ağaç evine çıkıp orada Toprak Kız ile Gök Oğlanın maceralarını okumaya başladı. Toprak Kız ile Gök Oğlan mutlu yaşamışlar. Yıllar sonra çok güzel bir kızları olmuş. Ona Bahar adını vermişler. Bahar’ın gözleri bal rengiydi. Güldüğünde gözlerinde papatyalar açardı. Sarı saçları küçük elmas [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h2><a href="http://www.hikayeoku.com/wp-content/uploads/saltilloskysephia.jpg" rel="lightbox[128]"><img class="alignright size-medium wp-image-417" style="border: 5px solid black;" title="saltilloskysephia" src="http://www.hikayeoku.com/wp-content/uploads/saltilloskysephia-300x199.jpg" alt="" width="300" height="199" /></a><span style="color: #808080;">Fikret Doğan</span></h2>
<p>Doğa okuldan gelir gelmez yemeğini yedi. Dişlerini fırçaladı. Hemen Çınarın tepesindeki ağaç evine çıkıp orada Toprak Kız ile Gök Oğlanın maceralarını okumaya başladı.</p>
<p>Toprak Kız ile Gök Oğlan mutlu yaşamışlar. Yıllar sonra çok güzel bir kızları olmuş. Ona Bahar adını vermişler. Bahar’ın gözleri bal rengiydi. Güldüğünde gözlerinde papatyalar açardı. Sarı saçları küçük elmas omuzlarından dalga dalga beline kadar uzamıştı. Baharın güzelliği yeryüzünde ve gök yüzünde dillere destan olmuştu. Zaman zaman içinde akmış gitmişti…</p>
<p>Bahar büyüyüp serpildikçe afeti devran olmuş, görenler görmeyenlere onun güzelliğini  met etmiş durmuş. Bahar güzel olduğu kadar yardım severliği, müşvik kalbiyle de ün kazanmış. O insanlara, hayvanlara, bitkilere sevgiyle yaklaşır şevkatle davranırmış. Bu yüzden nereye giderse gitsin bulunduğu yere aydınlık mutluluk sevgi, canlılık getirirmiş. Baharı gören çiçekler en güzel renklerini bezenirler, en güzel  kokularını etrafa yayarlarmış. Ağaçlardaki kuşlar en güzel sesleriyle Bahara serenat yaparlarmış. Meyveler,  güneşten aldıkları ışık ve ısıyla, topraktan aldıkları en güzel tatları, rahyaları içlerinde toplar, olgunlaşır Baharın ve insanların kendilerini tatmaları için beklermiş.<br />
<span id="more-128"></span></p>
<p>Baharın ayağının bastığı her yer yem yeşil olurmuş. Hayat, tabihat canlanır etrafa neşe saçılırmış. Bahar kırlara çıktığı zaman cerenlerle, kelebeklerle kovalamaca oynarmış. Güneş, onu izlemekten bıkar, yavaş yavaş yüksek dağların ardındaki evine çekilirmiş. Güneş batıp hava kararınca Bahar annesinin ve babasının onu merak edeceğini bildiği için, arkadaşlarına veda eder ve eve neşe içinde dönermiş…</p>
<p>Bahar her zamanki gibi güneşe el salladı,  güneşe, merhaba güneş,  merhabaaaa diye bağırdı. Kırlara doğru hoplaya, zıplaya koşmaya başladı. Bahar ormana doğru yaklaşmıştı ki ormandan cerenlerin imdat seslerini duydu.</p>
<p>İmdaaaaaaaaaattt</p>
<p>İmdaaaaaaaaaaaaaaaattt . Yradım edin.Kimse yok muuuuu…</p>
<p>Bahar’ın kalbi küt küt çarpmaya başladı. Cerenler belikli zor durumdaydı. Onları kurtarmalıydı. Bahar hızla Karanlık ormana  daldı. Annesi babası ona bu ormandan uzak durmasını söylemişti oysa.</p>
<p>Bahar’ın arkasından kuşlar, kelebekler, tavşanlar da koşmuşlar. Onlarda imdat isteyen dostlarına yardım etmek istemişler. Fakat  Güneşin bile giremediği bu ormana girmekten korkmuşlar. Baharın ağaçların koyu gölgesinde yok oluşunu çaresizce seyrederlerken</p>
<p>Baaaahhhr girme orya diye bağrışıp durmuşlar</p>
<p>Bahar onları duymamış bile. Rüzgar gibi daldı karanlık ormana. Bahar ne kadar koştuğunu bilmeden, ne yöne gittiğini anlamadan koştu koştu. Sesi izlemeye çalışıyordu. Birden büyük bir çıtırtı koptu. Bahar daha ne olduğunu anlamadan kendini kap karanlık bir kuyudan aşağı yuvarlanır buldu. Kendine geldiğinde ne kadar yuvarlandığını  bilmiyordu. Nerde olduğunu ayrımsamıyordu. Gözleri karanlığa alıştığında kocaman bir yer altı mağarasında olduğunu ayrımsadı. Kulağına su sesi geliyordu.</p>
<p>Toprak ve gök kızları Baharın hala eve  dönmediğini görünce merak ettiler. Dışarıya çıkıp kızlarını aradılar. Kimse bir şey söylemiyor, kimse bir şey bilmiyordu.  İçleri korkuyla doldu.Acaba kızlarının başına kötü  bir şey mi gelmişti? Sorup soruşturdular,  arayıp araştırdılar fakat kızlarının akibetini öğrenemediler.</p>
<p>Toprak, kızı Bahardan haber alamadığı için öyle üzüldü ki yemeden içmeden kesildi. Toprak herkese küstü. Gülen yüzü sararıp soldu. Gök, Toprağın bu kadar  acı çekmesine dayanamadı. o da sesini solugunu kesti . Gök yüzünde bir tek esinti kalmadı. Mavilik soldu sarardı. Yağmurlar yağmadı. Yer yüzündeki her şey susuzluktan kurudu. Göller kuraklaştı. Bitkiler hayvanlar öleyazdılar. Etrafta ne bir ses ne bir nefes kalmıştı. Her şey Toprak ile kurumaya başlamıştı.</p>
<p>Yer yüzünde ve gök yüzünde yaşayan bütün canlılar Bahar’ı bulmak için seferber oldular. Sorup soruşturarak Baharın, Karanlık Ormanın zalim avcısının elinde tutsak olduğunu öğrenmişler.</p>
<p>Karanlık Orman da iyice kararmış, dışarıda olan bitene ses çıkaramamış. Avcı ormanının bu kadar sesiz olmasına ve kararmasına neden olanın şeyin yakaladığı Bahar olduğunu öğrenmiş. Bahar  Toprak ile Gök’ün güzeller güzeli biricik kızları olduğunu anlamış…</p>
<p>Bahara neden bu kadar çok ağladığını ona bir kötülük yapmayacağını anlatmış günlerce. Onu kendi yer altı mağarasındaki sarayının kraliçesi yapmak istediğini söylemiş. Bahara aşkını göstermek için çabalamış durmuş. Günler geçtikçe  Bahar herkesini korkup titrediği avcının çok iyi bir insan olduğunu anlamış.  Avcıdan Yüzündeki maskeyi çıkramasını ve maskenin ardındaki yüzünü göstermesini istemiş. Avcı Yüzündeki canavar maskesini çıkarınca ortaya ayın on beşi gibi bir delikanlı çıkmış. Bahar delikanlıyı görür görmez aşık olmuş ve ona neden bu korkunç maskeyi taktığını neden bu karanlık yerde yaşadığını sormuş. Genç avcı  dingin  bir sesle anlatmaya başlamış.</p>
<p>Yıllar yılar önce atalarının  haksız bir suçlamayla itham edildiğini ve  ceza olsun diye lanetli ormana kovulduklarını,  civarda yaşayanları kendilerini bir canavar gibi gördüğünü anlatmış…</p>
<p>Bahar avcıya sen beni anneme yolla sana söz veriyorum sana geri döneceğim. Demiş Fakat avcı ona inanmamış. Gitmesine izin vermemiş. Bahar anne ve baba özlemiyle dolup taşmış. Gözleri kurumuş. Yemeden içmeden kesilmiş. Avcının getirdiği eşsiz yemekler altın tabaklarda soğumuş kalmış. Avcı için için Baharın bu durumuna üzülüyormuş Çünkü karanlık kalbi Baharın bal rengi gözlerinin ışığıyla aydınlanmaya başlamış. İçinde şimdiye kadar hiç bilmediği bir sıcaklık akıp duruyormuş. Günler sonra Baharın ağlamalarına, inlemelerine dayanamamış Bana söz ver geri geleceğine deyince. Bahar bütün kalbimle söz veriyorum geri geleceğim demiş.</p>
<p>Baharı süsleyip hazırlamış, ona mağarasının eşsiz çiçeklerinden elbise yapmış, değerli taşlardan kolye. Birde ateş kırmızısı bir yüzük vermiş. Bu yüzüğü takarsan gidebilirsin demiş. Bahar sevinçle giymiş takmış takıştırmış.</p>
<p>Avcı onu Karanlık Ormanın sınırına getirmiş. Hadi git geri geldiğinde ben seni burada bekliyor olacağım demiş.</p>
<p>Bahar hızla karanlık ormandan çıkmış.Koşa koşa evinin yolunu tutmuş. Evin kapısında bekleyen annesinin boynuna sarılmış. İkisinin de gözlerinden mutluluk yaşları boşanmış. Bahara kavuşan Toprak anne kızını öpüp koklamış. Ormandan eve koşarken  Bahar’ın bastığı her yerde  laleler papatyalar, sümbüller renk renk çiçekler açmaya başlamış. Baharın ardı sıra kuşlar ötüşüp durmuş. Ana ile kızın buluşması öyle coşku öyle neşe yaratmış ki yer yüzü ve gök yüzü neşe içinde dans edip eğlenmiş. Her yer yeşerip güzelleşmiş. Kuruyan dereler göller canlanmış.</p>
<p>Toprak anne kızından  başından geçenleri dinlenmiş. Kızının geri dönmesini istemiyormuş fakat kızının ormandan çıkmadan taktığı kan kırmızısı yüzüğün büyüsünü de biliyormuş. Kızını istemeye istemeye karanlık ormandaki yer altı sarayına yollaması gerektiğini biliyormuş. Kızı avcının kötü olmadığını. Kendine iyi davrandığını anlatması sonucunda ikna olmuş, yalnız bir şart ileri sürmüş.</p>
<p>Kızı altı ay kendi yanında, altı ay da avcının yanında kalacak. Kimse bu sırayı bozmayacakmış.</p>
<p>Avcı ve toprak ana anlaşmış. Bahar Karanlık ormandan çıkıp toprak ananın yanına gelince yer yüzündeki her şey Baharın  gelişiyle canlanmış yeşermiş, bolluk bereket olmuş. Bahar Toprak anayı bırakıp gidince yer yüzündeki her şey sarıp solmuş. Uykuya dalmış.</p>
<p>İşte o günden bu güne, insanlar uzun soğuk kış gecelerinin btmesini, Baharın gelişini sabırsızlıkla bekler. Onun gelişini şenlikler yaparak kutlarlar.</p>
<p>Evet  Doğa ,Bahar bütün canlılara neşe ve mutluluk, yeniden hayat verir. Mevsimler böylece ortaya çıkmış. Baharın Toprak anaya kavuşması. Yer yüzüne çıkışı,ilk bahar ve yaz mevsimini oluştururken  Anasından ayrılması sonbaharı ve kışı simgeler.</p>
<p>Yine hava karmıştı ve zaman ne çabuk geçmişti. Birazdan babası onu eve çağıracaktı bu yüzden Doğa defteri  çantasına sakladı. Yüzünde mutlu bir gülümsemeyle eve girdi. Akşam yemeği için masayı kurmaya başladı.</p>
<p>Fikret Doğan<br />
12.01.2009<br />
<strong>Datça Öykü Atölyesi</strong></p>
<div id="_mcePaste" style="position: absolute; left: -10000px; top: 1223px; width: 1px; height: 1px; overflow: hidden;"><!--[if gte mso 9]><xml> <w:WordDocument> <w:View>Normal</w:View> <w:Zoom>0</w:Zoom> <w:TrackMoves /> <w:TrackFormatting /> <w:HyphenationZone>21</w:HyphenationZone> <w:PunctuationKerning /> <w:ValidateAgainstSchemas /> <w:SaveIfXMLInvalid>false</w:SaveIfXMLInvalid> <w:IgnoreMixedContent>false</w:IgnoreMixedContent> <w:AlwaysShowPlaceholderText>false</w:AlwaysShowPlaceholderText> <w:DoNotPromoteQF /> <w:LidThemeOther>TR</w:LidThemeOther> <w:LidThemeAsian>X-NONE</w:LidThemeAsian> <w:LidThemeComplexScript>X-NONE</w:LidThemeComplexScript> <w:Compatibility> <w:BreakWrappedTables /> <w:SnapToGridInCell /> <w:WrapTextWithPunct /> <w:UseAsianBreakRules /> <w:DontGrowAutofit /> <w:SplitPgBreakAndParaMark /> <w:DontVertAlignCellWithSp /> <w:DontBreakConstrainedForcedTables /> <w:DontVertAlignInTxbx /> <w:Word11KerningPairs /> <w:CachedColBalance /> </w:Compatibility> <w:BrowserLevel>MicrosoftInternetExplorer4</w:BrowserLevel> <m:mathPr> <m:mathFont m:val="Cambria Math" /> <m:brkBin m:val="before" /> <m:brkBinSub m:val="&#45;-" /> <m:smallFrac m:val="off" /> <m:dispDef /> <m:lMargin m:val="0" /> <m:rMargin m:val="0" /> <m:defJc m:val="centerGroup" /> <m:wrapIndent m:val="1440" /> <m:intLim m:val="subSup" /> <m:naryLim m:val="undOvr" /> </m:mathPr></w:WordDocument> </xml><![endif]--><!--[if gte mso 9]><xml> <w:LatentStyles DefLockedState="false" DefUnhideWhenUsed="true"   DefSemiHidden="true" DefQFormat="false" DefPriority="99"   LatentStyleCount="267"> <w:LsdException Locked="false" Priority="0" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="Normal" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="9" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="heading 1" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="9" QFormat="true" Name="heading 2" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="9" QFormat="true" Name="heading 3" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="9" QFormat="true" Name="heading 4" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="9" QFormat="true" Name="heading 5" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="9" QFormat="true" Name="heading 6" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="9" QFormat="true" Name="heading 7" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="9" QFormat="true" Name="heading 8" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="9" QFormat="true" Name="heading 9" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="39" Name="toc 1" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="39" Name="toc 2" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="39" Name="toc 3" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="39" Name="toc 4" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="39" Name="toc 5" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="39" Name="toc 6" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="39" Name="toc 7" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="39" Name="toc 8" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="39" Name="toc 9" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="35" QFormat="true" Name="caption" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="10" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="Title" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="1" Name="Default Paragraph Font" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="11" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="Subtitle" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="22" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="Strong" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="20" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="Emphasis" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="59" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Table Grid" /> <w:LsdException Locked="false" UnhideWhenUsed="false" Name="Placeholder Text" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="1" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="No Spacing" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="60" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light Shading" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="61" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light List" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="62" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light Grid" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="63" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 1" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="64" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 2" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="65" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 1" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="66" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 2" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="67" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 1" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="68" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 2" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="69" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 3" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="70" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Dark List" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="71" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Shading" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="72" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful List" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="73" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Grid" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="60" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light Shading Accent 1" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="61" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light List Accent 1" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="62" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light Grid Accent 1" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="63" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 1 Accent 1" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="64" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 2 Accent 1" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="65" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 1 Accent 1" /> <w:LsdException Locked="false" UnhideWhenUsed="false" Name="Revision" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="34" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="List Paragraph" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="29" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="Quote" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="30" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="Intense Quote" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="66" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 2 Accent 1" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="67" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 1 Accent 1" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="68" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 2 Accent 1" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="69" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 3 Accent 1" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="70" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Dark List Accent 1" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="71" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Shading Accent 1" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="72" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful List Accent 1" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="73" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Grid Accent 1" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="60" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light Shading Accent 2" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="61" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light List Accent 2" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="62" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light Grid Accent 2" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="63" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="<br />
false" Name="Medium Shading 1 Accent 2" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="64" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 2 Accent 2" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="65" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 1 Accent 2" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="66" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 2 Accent 2" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="67" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 1 Accent 2" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="68" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 2 Accent 2" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="69" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 3 Accent 2" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="70" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Dark List Accent 2" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="71" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Shading Accent 2" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="72" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful List Accent 2" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="73" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Grid Accent 2" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="60" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light Shading Accent 3" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="61" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light List Accent 3" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="62" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light Grid Accent 3" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="63" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 1 Accent 3" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="64" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 2 Accent 3" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="65" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 1 Accent 3" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="66" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 2 Accent 3" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="67" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 1 Accent 3" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="68" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 2 Accent 3" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="69" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 3 Accent 3" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="70" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Dark List Accent 3" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="71" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Shading Accent 3" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="72" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful List Accent 3" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="73" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Grid Accent 3" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="60" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light Shading Accent 4" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="61" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light List Accent 4" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="62" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light Grid Accent 4" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="63" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 1 Accent 4" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="64" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 2 Accent 4" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="65" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 1 Accent 4" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="66" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 2 Accent 4" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="67" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 1 Accent 4" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="68" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 2 Accent 4" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="69" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 3 Accent 4" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="70" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Dark List Accent 4" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="71" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Shading Accent 4" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="72" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful List Accent 4" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="73" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Grid Accent 4" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="60" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light Shading Accent 5" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="61" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light List Accent 5" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="62" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light Grid Accent 5" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="63" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 1 Accent 5" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="64" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 2 Accent 5" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="65" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 1 Accent 5" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="66" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 2 Accent 5" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="67" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 1 Accent 5" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="68" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 2 Accent 5" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="69" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 3 Accent 5" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="70" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Dark List Accent 5" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="71" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Shading Accent 5" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="72" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful List Accent 5" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="73" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Grid Accent 5" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="60" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light Shading Accent 6" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="61" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light List Accent 6" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="62" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light Grid Accent 6" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="63" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 1 Accent 6" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="64" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 2 Accent 6" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="65" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 1 Accent 6" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="66" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 2 Accent 6" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="67" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 1 Accent 6" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="68" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 2 Accent 6" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="69" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 3 Accent 6" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="70" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Dark List Accent 6" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="71" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Shading Accent 6" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="72" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful List Accent 6" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="73" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Grid Accent 6" /> <w:LsdException Locked="false" P<br />
riority="19" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="Subtle Emphasis" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="21" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="Intense Emphasis" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="31" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="Subtle Reference" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="32" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="Intense Reference" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="33" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="Book Title" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="37" Name="Bibliography" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="39" QFormat="true" Name="TOC Heading" /> </w:LatentStyles> </xml><![endif]--><!--  /* Font Definitions */  @font-face 	{font-family:"Cambria Math"; 	panose-1:2 4 5 3 5 4 6 3 2 4; 	mso-font-charset:1; 	mso-generic-font-family:roman; 	mso-font-format:other; 	mso-font-pitch:variable; 	mso-font-signature:0 0 0 0 0 0;} @font-face 	{font-family:Calibri; 	panose-1:2 15 5 2 2 2 4 3 2 4; 	mso-font-charset:162; 	mso-generic-font-family:swiss; 	mso-font-pitch:variable; 	mso-font-signature:-520092929 1073786111 9 0 415 0;} @font-face 	{font-family:Verdana; 	panose-1:2 11 6 4 3 5 4 4 2 4; 	mso-font-charset:162; 	mso-generic-font-family:swiss; 	mso-font-pitch:variable; 	mso-font-signature:-1593833729 1073750107 16 0 415 0;}  /* Style Definitions */  p.MsoNormal, li.MsoNormal, div.MsoNormal 	{mso-style-unhide:no; 	mso-style-qformat:yes; 	mso-style-parent:""; 	margin:0cm; 	margin-bottom:.0001pt; 	mso-pagination:widow-orphan; 	font-size:12.0pt; 	font-family:"Times New Roman","serif"; 	mso-fareast-font-family:Calibri; 	mso-fareast-theme-font:minor-latin;} .MsoChpDefault 	{mso-style-type:export-only; 	mso-default-props:yes; 	font-size:10.0pt; 	mso-ansi-font-size:10.0pt; 	mso-bidi-font-size:10.0pt;} @page Section1 	{size:612.0pt 792.0pt; 	margin:70.85pt 70.85pt 70.85pt 70.85pt; 	mso-header-margin:35.4pt; 	mso-footer-margin:35.4pt; 	mso-paper-source:0;} div.Section1 	{page:Section1;} --><!--[if gte mso 10]> <mce:style><!   /* Style Definitions */  table.MsoNormalTable 	{mso-style-name:"Table Normal"; 	mso-tstyle-rowband-size:0; 	mso-tstyle-colband-size:0; 	mso-style-noshow:yes; 	mso-style-priority:99; 	mso-style-qformat:yes; 	mso-style-parent:""; 	mso-padding-alt:0cm 5.4pt 0cm 5.4pt; 	mso-para-margin:0cm; 	mso-para-margin-bottom:.0001pt; 	mso-pagination:widow-orphan; 	font-size:11.0pt; 	font-family:"Calibri","sans-serif"; 	mso-ascii-font-family:Calibri; 	mso-ascii-theme-font:minor-latin; 	mso-fareast-font-family:"Times New Roman"; 	mso-fareast-theme-font:minor-fareast; 	mso-hansi-font-family:Calibri; 	mso-hansi-theme-font:minor-latin; 	mso-bidi-font-family:"Times New Roman"; 	mso-bidi-theme-font:minor-bidi;} --> <!--[endif]--></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: &amp;amp;amp;">Datça öykü atolyesi  çocuk öykü denemesi 2.       12.01.2009 Fikret Doğan</span><span style="font-size: 10pt; font-family: &amp;amp;amp;"> </span></p>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.hikayeoku.com/genel/baharin-ve-mevsimlerin-dogusu.htm/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Boynu Bükük Papatya</title>
		<link>http://www.hikayeoku.com/genel/boynu-bukuk-papatya.htm</link>
		<comments>http://www.hikayeoku.com/genel/boynu-bukuk-papatya.htm#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 10 Feb 2010 09:09:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Fikret Doğan]]></category>
		<category><![CDATA[fikret doğan hikaye]]></category>
		<category><![CDATA[fikret doğan hikayeleri]]></category>
		<category><![CDATA[fikri uzun öyküler]]></category>
		<category><![CDATA[gerçek hayat hikayeleri]]></category>
		<category><![CDATA[güzel hikayeler]]></category>
		<category><![CDATA[hikaye oku]]></category>
		<category><![CDATA[hikaye özetleri]]></category>
		<category><![CDATA[hikaye paylaş]]></category>
		<category><![CDATA[hikaye yaz]]></category>
		<category><![CDATA[kıssadan hisse]]></category>
		<category><![CDATA[öykü oku]]></category>
		<category><![CDATA[papatya]]></category>
		<category><![CDATA[papatya hikaye]]></category>
		<category><![CDATA[Romantik Hikayeler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.hikayeyaz.com/?p=82</guid>
		<description><![CDATA[Fikret Doğan Canan, Seda, Emine akşam güneşinin kızıla boyadığı gökyüzünü hayran hayran izlediler. Karla kaplı ormandaki anne ve babalarının dağda yaktıkları meşe kömürü dumanına bakarak, onların kendilerine  mesaj yolladığını hayal edip, bunu okumaya çalıştılar. Hepsi yarın ki derslerini yapmak için üst kata çıktılar. Çocukların gürültüsü artınca, Ayşe Nine: ”  dersinizi sessizce çalışır ve bitirirseniz akşam [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h2><a href="http://www.hikayeoku.com/wp-content/uploads/563986459_dcf4deef2c.jpg" rel="lightbox[82]"><img class="alignright size-medium wp-image-431" style="border: 5px solid black;" title="563986459_dcf4deef2c" src="http://www.hikayeoku.com/wp-content/uploads/563986459_dcf4deef2c-300x225.jpg" alt="" width="300" height="225" /></a><span style="color: #808080;">Fikret Doğan</span></h2>
<p>Canan, Seda, Emine akşam güneşinin kızıla boyadığı gökyüzünü hayran hayran izlediler. Karla kaplı ormandaki anne ve babalarının dağda yaktıkları meşe kömürü dumanına bakarak, onların kendilerine  mesaj yolladığını hayal edip, bunu okumaya çalıştılar. Hepsi yarın ki derslerini yapmak için üst kata çıktılar. Çocukların gürültüsü artınca, Ayşe Nine: ”  dersinizi sessizce çalışır ve bitirirseniz akşam yatmadan önce size papatya ile gelinciğin hikayelerini anlatacağım.” diye seslendi.   Çocuklar hep bir ağızdan “ yaşaaaasııııınnnnnn” diye bağırdılar.</p>
<p>Ayşe Nine, gülerek ekmek evine geri döndü. Akşam yemeği yapmak için, kendi yaptığı bulguru çıkardı. Kuruttuğu patlıcan ve biberleri de doldurmak üzere askıdan indirdi.  Salçasını hazırladı. Her şeyi kendi yetiştirmeye çalışırdı. Ayşe Nine,  çorba için de yazın hazırladığı tarhanadan üç kaşık  tencereye koydu. Yavaş yavaş karıştırırken düşünmeye başladı. İnsanların ağız tatlarını ne bozmuştu?  Çünkü İnsanlar artık eski yiyecekleri ve tatlarını bulamıyordu. Tohumlar tek kerelik olmuştu. Eskiden hormon kullanılmazdı. Domates domates gibi kokar, salatalık salatalık gibi. Şimdi normal olan bir şey kalmış mıydı? Balıklar, tavuklar hormonla on beş günde yetişiyordu. Ama tatları bozulmuştu. Hastalık da artmıştı bu hormonlar yüzünden. Şimdi yeni ayrımına varmışlardı insanlar. Şehirdekiler doğal yiyecekleri aramaya ba şlamışlar. Ne olmuştu da topraklarına tütün, şeker pancarı, çay, buğday, mısır ekemez olmuştular? Neden her şeyi dışarıdan almak zorunda kalmışlardı? En güzel domatesler onların bahçesinde olurdu. Şimdi domateslerin içi yok, kabukları meşin gibi olmuştu. Yumurta tavuklarını “kuş gribi var” diye öldürmüşlerdi.  Tavuksuz kalmışlardı…<br />
<span id="more-82"></span></p>
<p>Ne olmuştu? Neden dağlarını yiyip bitiren, taş ocakları ve beton santralarına izin verilmişti? Bir türlü kafası almıyordu. Önce muhtar, sonra kaymakam ve vali söz vermişlerdi. “Bir tek ağaç kesilmeyecek, kesilenin yerine yenisi dikilecek.&#8221; diye. Oysa bırakın ağaç dikmeyi,  çocukluğunda hayranlıkla izlediği  koca dağ giderek yok oluyordu. Torunlarına nasıl bir köy bırakacaklardı?…</p>
<p>Yaz- kış evlerin çatısını, bahçedeki mısırları, domatesleri, ormandaki ağaçları, çiçekleri, her tarafı  taş ocaklarından, beton santralinden savrulup gelen ince beyaz toz tabakası kaplıyordu…</p>
<p>Kafasında bin bir soru, bin bir yanıt dönüp duruyordu. Doluya koyuyor olmuyordu, boşa koyuyor  dolmuyordu. İçi sıkıldı. Kendileri iyi kötü yaşamışlardı. Ya torunları, ya torunlarının çocukları nasıl yaşayacaktı? Onları nasıl bir gelecek bekliyordu? Suyun olmadığı, savaşların harap ettiği bir dünya mı?  Giderek bozulan bir dünya mı? Oksijenin azaldığı, kirli bir dünya  mı? Kıyamet dedikleri  şey  yaklaşmış mıydı?</p>
<p>İç sıkıntısını gidermek için bir türkü tutturdu.” Çalın davulları çaydan aşağı, aman. Mezarım derin de kazın dostlar, belden aşağı. Aman ölüm yaman ölüm…” Akşam yemeğini ocağa koyup pencereden, dağların ardında batmakta olan güneşin mor-kızıltılı izini sürmeye başladı.</p>
<p>Çocuklar bağrışarak ekmek evine indiler. Ayşe Nine ocakta kaynamış mis gibi tarhanayı tabaklara koyduğunda buğusu ve kokusu bütün sofrayı kaplamıştı.  Çocuklar büyük bir iştahla çorbalarını içtiler. Hepsini sevdiği kurutulmuş patlıcan ve domateslerden yapılmış dolmalara, yanık köy yoğurdunu koyup afiyetle yediler. Hepsi o kadar çok yemişlerdi ki bir adım atacak halleri kalmamıştı. Ayşe Nine hepsini kaldırıp ellerini, ağızlarını yıkattıktan sonra dişlerini fırçalattı. Çocuklar neşe içinde ocağın yanına oturdular.  Bütün gözler Ayşe Nine&#8217;ye çevrilmişti.</p>
<p>Ayşe Nine” Sizlere Papatya’nın hikayesini anlatacağım. O zarif ve inceciktir. Boynun üzerindeki sarı göbeği beyaz yaprakçıklarla sarılıdır. Hepiniz kırlara çıktığınızda mutlaka papatyaları görmüş olmalısınız. İnsana mutluluk, neşe veren bir çiçektir Papatya. Hepiniz papatyayı koparıp, yapraklarını tek tek rüzgara bırakırsınız ve sorarsınız “seviyor sevmiyor, seviyor sevmiyor……..”</p>
<p>Onun boynu bükük olduğuna bakıp, onun korumasız, cılız, çektiğinizde kökünden söküp alacağınızı sanırsanız yanılırsınız. İşte size bu boynu bükük, küçük Papatya ile Rüzgar&#8217;ın hikayesini anlatacağım.</p>
<p>Çiçekler ülkesinde bütün çiçekler Nergis ile Kardelen çiçeğinin yaşadıklarını bilir ve bir birine aktarırmış.  Bütün çiçekler bir birini tanır ve bilirmiş. Çiçek ülkesinde her çiçeğin bir hikayesi de varmış; gelinciğin, güne bakan çiçeğinin ve diğerlerinin. İşte bu ülkede çok sık anlatılan masallardan biri de Papatya&#8217;nın Rüzgar&#8217;a karşı verdiği mücadele imiş.</p>
<p>Rüzgar, çiçekler ülkesinin tek hakimi olarak dolaşır, etrafa afra tafra yaparmış. Şişinerek, &#8220;benim öfkemden, şiddetimden korkmayan hiçbir canlı yoktur. Ben istediğimi bir nefeste yer ile yeksan ederim. Baş üstünde taç bırakmam “ der, övünür, hava atarak dolaşırmış.. Bunun zaafını bilen ağaçlar, Rüzgar&#8217;ı pohpohlarmış. “aman efendim, sepet efendim sizden büyük kimse yok. Siz püüüüüf dedi mi her yer toz duman olur” deyince bizimki püfüüür püffüüüür sesler çıkarırmış ağaçların dalları arasında. Ağaçlar,   Rüzgar&#8217;ın, çiçekleri, böcekleri korkutmak için avurtlarını şişirirken, yüzünün aldığı  şekle  bakıp, komik hallerine bıyık altından gülerlermiş. Fakat bereket Rüzgar bunun ayrımında değilmiş. Yoksa hırsla eser, dallarındaki çiçeklerini savurur,  koparırmış. Ağaçlar çiçeksiz ve meyvasız kalmaktan korkarmış . Rüzgar,  vuflaya vuflaya eser, çiçekleri korkutur, taç yapraklarını döker, kimilerinin boynunu bükermiş. Rüzgar&#8217;ın şımarık, hodbin tavırları kuşlar, böcekler arasında da sevilmezmiş. Bu yüzden Rüzgar&#8217;ın hiç samimi arkadaşı olmamış. Rüzgar herkesin kendinden kaçtığını, korktuğunu bu yüzden de arkadaş olmadığını bilir, ama önemsemez görünürmüş. Görünürmüş ama için için de üzülürmüş. Oyun oynayacak, dertlerini paylaşacak bir arkadaşı dostu sevgilisi olsun istermiş.</p>
<p>Rüzgar, yorgun ve canı sıkkın ovadaki gezintisini bitirmiş. Öğlen güneşinden korunmak için yukarıdaki Dağ Dere&#8217;nin yamaçlarındaki derenin kenarındaki çınar ağacının duldasına çekilip uzanmış. Öyle yorgunmuş ki  gözleri hemencecik kapanmış. Derin bir uykuya dalmış. Uykuda iken  alıp verdiği her nefes, sobanın üstündeki çaydanlık gibi hışıltı çıkarıyormuş. Öyle horlamaya başlamış ki horultusundan etraftaki kuşlar, böcekler rahatsız olmuş. Fakat kimse korkudan rüzgarı uyandırmayı dahi düşünemiyormuş. Fakat küçük, bembeyaz yaprakları olan Papatyacık sarı göbeğini nefesle doldurup bütün gücüyle “Heeeeeeeeeeeeeey, sen uyansana, HEEEeeeeeeeeey uyan. Ne çok horluyorsun.”diye bağırmış. Fakat Rüzgar, bu sesi duymamış olacak ki horultuyla uyumaya devam etmiş. Küçük Papatya, bir kez daha ama daha güçlü “heeeeeeeey heeeeeeeeeeeeeeey uyan”diye bağırmış. Rüzgar, göz kapakları nı zorlukla açmış. “Bir ses duydum bana bağırıyorlardı. Rüya mı gördüm acaba?” diye söylenmiş. Küçük Papatya ”hayııır rüya değil. Heyyyyyyy buraya bak ben çınar ağacının dibindeyim.”demiş. Rüzgar, gözlerini kocaman açmış. Ne görsün  çınarın hemen dibinde güzel mi güzel bir çiçek bembeyaz kollarını ağzına boru yapmış kendisine sesleniyor. Rüzgar, Papatya&#8217;nın yanına inmiş ona kim olduğunu sormak için ağzını açtığında zavalı papatyacık rüzgarın esintisinden sallanıp durmuş. Ama korkusuzca Rüzgar&#8217;a bakmış. Ona  çok gürültü yaptığını, kimseyi rahatsız etmeye hakkı olmadığını söylemiş. Rüzgar, bu cesur Papatya&#8217;dan çok etkilenmiş. O&#8217;nun korkusuz ve yalansız tavrını beğenmiş, O&#8217;na aşık olmuş.</p>
<p>Rüzgar, bu yeni duyguyla doğaya ve diğer canlılara daha sevecen daha şevkatli davranmaya başlamış. Aşk, her şeyi değiştirir, dönüştürürmüş. Rüzgar, böcekleri, çiçekleri korkutmaktan vaz geçmiş. Onların tohumlarını alıp ötelere taşımış. Ağaçların ve çiçeklerin polenlerini birbirleriyle buluşturup gelecek mevsime yeniden çıkmalarını sağlayacak zemini hazırlamış. Herkes Rüzgar&#8217;ın bu kadar değişmesine şaşmış. Onun Papatya’ya  aşık olduğunu duyunca şaşırmışlar. Bazı çiçekler Papatya&#8217;yı kıskanmış. Bazı çiçekler de Papatya&#8217;nın Rüzgar&#8217;ı sevmediğini, korkudan O&#8217;nun yanında kaldığını fısıldayıp durmuşlar. Zaman akıp geçmiş. Rüzgar, her gün ovaları dağları dolaşıp gelir Yukarı Dağ Dere&#8217;deki Papatya&#8217;nın yanında dinlenirmiş…..</p>
<p>Rüzgar, yine sabah sabah daha güneş  gök yatağından kalmak üzereyken etrafta vınlaya vınlaya dolaşmaya başlamış. Ağaçları, kuşları, böcekleri, çiçekleri ıslak nefesiyle  uyandırmış.  Bütün canlılar uyandıklarında üzerlerindeki ıslak şeyin rüzgarın nefesi olduğunu anlamışlar. Rüzgar, her sabah onlara çiğ tanesi bırakır onlara değiştiğini gösterirmiş. Fakat çiçeklerin arasındaki fısıltı dönmüş dolaşmış rüzgarın kulağına gelmiş. Çıkarılan söylentiye inanmış.  Rüzgar&#8217;ın içine bir şüphe düşmüş.  Şüphe ve güvensizlik en sağlam ilişkileri yıkacak kadar  güçlüymüş. Şüphe Rüzgar&#8217;ı kollarına almış ve onu sıkmış sıkmış. Rüzgar duyduklarına inanmış. Bu yüzden çok kızmış, öfkelenmiş. Vınlaya, vuvlaya çınarın dibinde uyuyan Papatya&#8217;nın başucuna gelmiş. Öyle esmiş öyle esmiş ki zavalı Papatyacık ne olduğunu anlamadan tek tek yapraklarını rüzgarın esintisine kurban vermiş. Yaprakları kopan Papatya, ellerini yüzüne kapatmış ağlamış, ağlamış. Çünkü sevgilinsin kendine haksızlık ettiğini, söylenenlerin yalan olduğunu anlatamamış. Rüzgar, O&#8217;nu dinlememiş bile. Çekip gitmiş. Zavallı Papatyacık boynu bükük kala kalmış. Zaman akıp geçmiş…</p>
<p>Rüzgar öfkesi geçip, yeniden kırları, ovaları dolaşmaya başlamış. Bir gün yine  dolaşırken sevgilisyle tanıştığı yere gelmiş. Çınar ağacının dalları arasında vuuffff  vuufff diye dolaşıp dururken.Çınar ağacından bütün gerçeği öğrenmiş.  Fakat Papatya oracıkta yokmuş. Rüzgar bütün dünyayı dolaşmış en sonunda Papatyasını Yukarı Dağ  Dere&#8217;nin  tepesindeki saklı gölün yanında bulmuş. Rüzgar, yaptığından pişman olduğunu söylemiş. Ama küçük Papatya asla onu affetmemiş.  Rüzgar, bin pişman ayrılmış. Biliyormuş ki artık kimse onu Papatyası kadar sevmeyecek.</p>
<p>Rüzgar, gördüğü herkese“ Sakın haaa, güvensizlik ve kuşku yüzünden, insanlar, arkadaşlar, sevgililer bir birlerini anlamadan, dinlemeden suçlamasınlar.  İçindekileri ve sorunlarını doğruca bir birlerine anlatsınlar. Benim yaptığımı yapmayın” diye öğüt vermiş.</p>
<p>Bütün sevgililer, kırdaki papatya sorarlar “rüzgarı, seviyor musun sevmi yor musun?&#8230; Yanıt koparılan her papatyada saklıdır.</p>
<p>Ayşe Nine, Papatya&#8217;nın hikayesini bitirir bitirmez çocuklar hep bir ağızdan konuşmaya başladılar. Ayşe nine, ” biraz kendi kendinize oynayın. Yatmadan önce size yeni hikaye anlatacağım. “ dedi.</p>
<p>Çocuklar kendi aralarında iki grup oluşturup ben kimim oyununu oynamaya başladılar. Saatlerce süren oyun, yenileceğini anlayan Çınar&#8217;ın mızıkçılık çıkarmasıyla son buldu. Ortalık karıştı. Her kafadan bir ses çıkmaya başladı. Olaya Ayşe Nine el koydu. Çocukların her birinin pijamalarını giydirdi. Ellerini yüzlerini  yıkattıktan sonra dişlerini fırçalattı. Hepsini bir bir koklayarak öptü. Çocukların hepsi böcü böcü, Ayşe Nine&#8217;ye bakıyordu. Uykudan önceki masalı bekliyorlardı.</p>
<p><strong>Fikret Doğan<br />
</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.hikayeoku.com/genel/boynu-bukuk-papatya.htm/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kayıp Dünyanın Masalları</title>
		<link>http://www.hikayeoku.com/genel/kayip-dunyanin-masallari.htm</link>
		<comments>http://www.hikayeoku.com/genel/kayip-dunyanin-masallari.htm#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 06 Feb 2010 08:27:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[fikret doğan hikayeler]]></category>
		<category><![CDATA[fikret doğan hikayeleri]]></category>
		<category><![CDATA[fikret doğan oku]]></category>
		<category><![CDATA[gerçek hikayeler]]></category>
		<category><![CDATA[hayat hikayeleri gerçek hayat hikayeleri]]></category>
		<category><![CDATA[hikaye oku]]></category>
		<category><![CDATA[öykü oku]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.hikayeyaz.com/?p=69</guid>
		<description><![CDATA[Fikret Doğan Yukarı Dağ Dere köyü Ege’nin şirin mi şirin bir dağ köyüdür. Yukarı Dağ Dere’ nin dağları çam, meşe, ardıç,  çınar ve kestane ağaçlarıyla kaplıdır. Dağlarda biriken karlar baharla birlikte erir, akan sular dağların kuytularında büvetler oluşturur. Yükseklerden süzüle süzüle  gelen  kar suları,  Yukarı Dağ Dere’nin gözlerinde buz gibi suya dönüşür. Bu yüzden Yukarı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h2><a href="http://www.hikayeoku.com/wp-content/uploads/honaz_yukari_dagdere_golu_45.jpg" rel="lightbox[69]"><img class="alignright size-medium wp-image-468" style="border: 4px solid black;" title="honaz_yukari_dagdere_golu_45" src="http://www.hikayeoku.com/wp-content/uploads/honaz_yukari_dagdere_golu_45-300x159.jpg" alt="" width="300" height="159" /></a><strong>Fikret Doğan</strong></h2>
<p><strong> </strong>Yukarı Dağ Dere köyü Ege’nin şirin mi şirin bir dağ köyüdür. Yukarı Dağ Dere’ nin dağları çam, meşe, ardıç,  çınar ve kestane ağaçlarıyla kaplıdır. Dağlarda biriken karlar baharla birlikte erir, akan sular dağların kuytularında büvetler oluşturur. Yükseklerden süzüle süzüle  gelen  kar suları,  Yukarı Dağ Dere’nin gözlerinde buz gibi suya dönüşür. Bu yüzden Yukarı Dağ Dere’nin her bir köşesinde “göz”e rastlarsınız. Her gözün duvarına zincirle sabitlenmiş bakır maşrapalardan kana kana su içersiniz. Yukarı Dağ Dere, adına yakışır serin sulara sahiptir ve yüce dağları ormanlarla kaplıdır. Yukarı dağ Dere’nin tepelerini, dağlarını aşıp zirveye ulaştığınızda dingin mi dingin, yeşil mi yeşil bir gölle karşılaşırsınız. Çamlar, ardıçlar, meşeler, çiçekler renklerini düşürmüşler Saklı Göl&#8217;ün aynasına. Saklı Göl&#8217;den b ir manzara yansır mavi göğe; çamlar, ardıçlar, meşeler, çiçekler. Dinginliği ve durgunluğu bozan tek şey kuşların ötüşüdür ol zamanda. Çiçekler renk renk, çeşit çeşit, koku koku. Her şey usta bir ressamın fırçasından dökülmüş doğaya.<br />
<span id="more-69"></span></p>
<p>Dağlarda yaşayan orman köylüleri; yaşlısı, genci, çoluk çocuğu, ormandan geçimini sağlardı. Büyükler ormana gidip, ormanda yaşlanmış, gençleştirme çalışmaları için işaretlenmiş ağaçların budanmasında çalışırken,  biraz büyük olan çocuklar kışlık odun ihtiyacını karşılamak için rüzgarın döktüğü kozalakları toplarlardı ya da derede alabalık tutarlardı. Küçük çocuklar ise inek, koyun ve keçilerin yayılması işi ile uğraşırlardı… Bu dağ köyünde herkes bir işle uğraşırdı. Hayat mücadelesinde kendi kavlince ailesine katkıda bulunurdu. Hayat şartları çetindi. Doğanın zorlukları burada yaşayan insanların karakterlerini de belirlerdi. İnsanlar doğa karşısında hep dayanışma ve iş bölümü içindeydiler. Herkes bir birine karşı sevgi ve sorumluluk taşırdı. Arkadaşlık bağları yüce dağlar kadar sağlamdı. Dertler, sorunlar paylaşılarak azaltılırken, sevinçler üleşilerek a rtardı.</p>
<p>Çocuklar okumak için hep birlikte aşağıdaki köye kar tipi demeden inerlerdi. Kurda, kuşa yem olmamak için hep birlikte okula, Aşağı Dağ Dere’ye kadar yürürlerdi. Kar yolları kestiğinde, okula gidemediklerinde bir araya gelip hikayeler okuyup, ders çalışıp vakitlerini yararlı kullanırlardı.</p>
<p>Yukarı Dağ Dere’nin en önemli geçim kaynaklarından biri de meşe kömürü yapımıdır. Meşe kömürü öyle kolay  kolay elde edilmez. Direnir, nazlanır. Sabır ister. Kavga ister. Mangalda yaktığımız gibi hemencecik tutuşuvermez. O kömürün karasında,  Mehmet amcanın  alın teri ve  Ayşe ninenin, kömür karası göz yaşları saklıdır. Bütün köy halkı toplanır, bir araya gelir,  yoğun bir emek  harcanarak Meşe dalları toplanır, dağ haline getirildikten sonra, için için, kıvamında yakılır. Ustalaşmış  ellerin,  verilen emirleri doğrultusunda  hareket  edilirdi. Kömür elde edilirken ortalığı yoğun bir duman kaplar, göz gözü görmezdi. İşte o zamanlar da kömür yapımına  giderken bırakılan  küçük çocuklar,  köyün  en yaşlısı Ayşe ninenin ekmek evinde toplanırdı. O’nun  eski elbisesinin altındaki cebinden çıkaracağı şekerlemeleri, kuru üzümleri ve kavrulmuş susamları dört gözle beklerlerdi çocuklar. Bir yandan Ayşe ninenin verdiklerini yerken diğer yandan da anlatacağı masalları sabırsızlık içinde beklerlerdi…</p>
<p>Yine kış gelmiş Yukarı Dağ Dere’nin dağları, ormanları karla kaplanmıştı. Köylüler grup grup ayrılmış meşe kömürü yapmak için işaretlenmiş ağaçları kesemeye gitmişlerdi. Kadınlar kar doldurdukları kazanların altını yakmışlardı. Çamaşır yıkamak ve yemek suyu için kar toplamışlardı. Torunları Ayşe ninenin etrafını sarmış, ondan kendilerine masal anlatmasını istiyorlardı.</p>
<p>Canan, Seda, Emine, Kemal ve Çınar  &#8220;nine ne olur bize masal anlatıver&#8221; diye yalvar yakar oluyorlardı. Ayşe nine Canan’ı kıramazdı. Torunları içinde en çok Canan’ı severdi. Onu kendi annesine benzetirdi. Ona gizli gizli akide şekeri  verir  ya da kızarmış ekmeğine, salça sürerdi. Canan, çok cılız bir çocuktu. İncecik  bacaklarının üzerinde sıska bir vücudu, böcü böcü bakan düğme gözlerinin arasında kocaman bir burnu vardı. Yanaklarındaki çıkık elmacık kemikleri elmas gibi parlardı. Sağlam bir karakteri yansıtan surata sahipti. Bukle bukle saçları küçük omuzlarından aşağı salınırken o kendini prenses gibi hissederdi. Gözleri kararlı ve inatçı olduğu kadar sevgiyle de bakardı. Gonca dudakları, inat ettiğinde mühür gibi sıkılı kalırdı. O atalarının genlerini taşıyordu. Ayşe ninenin ataları yörüktü ve binlerce yıl önce, ötelerden gelip yerleşmişlerdi buraya. Ayşe nine, bu kızın insanlığını, zekasını,  inadını ve cesaretini kendine benzetir, onu diğer torunlardan ayrı tutardı.  İşte bu yüzden Canan&#8217;ı kıramadı.</p>
<p>Ayşe nine,“Toplanın kızcalar, kızanlar size yeni mesel anlatacağım” dedi.</p>
<p>Ekmek evinde ocaktaki ateş harlanmıştı. Ocaktan, çıtır çıtır yanan meşe odunlarının  kütürtüsü geliyordu. Ayşe nine kendine dağlardan topladığı adaçayı dallarını, demliğin içine attı. Ateşi sopayla karıştırıp közleri yaydıktan sonra patatesleri içine gömdü. Ekmek evinin penceresinden sarkmış buzların arasından karlı dağlara uzun uzun baktı. Dağlar eskiden daha heybetliydi. Sanki bir şeyler dağlarını kemiriyordu. Dağ, her geçen yıl daha da küçülüyordu. Ocakta ağır ağır pişmekte olan patateslerin kokusu etrafa yayıldıkça çocukların sabırsızlığı artıyordu.</p>
<p>Ayşe nine, “Çocuklar, bu dünyada binlerce tür canlı yaşar. Unutmayın evlatlarım, bütün canlılar bir birlerine görünmez bağlarla bağlıdır. Bir canlı türü yok olursa sonunda biz de yok oluruz. Biz ormanlarımızı, sularımızı, havamızı doğru kullanmazsak, dünyayla barışık yaşayamazsak, çevremize karşı duyarlı olmazsak dünya bize küser. Dünya küserse de, ne yiyecek ekmek yapacak buğday, ne içecek temiz su, ne de nefes alacak temiz hava bulabiliriz. Eskiden bizim köyden başlayıp şu dağların doruklarına kadar çıkan sık ormanlar vardı, günışığı geçemezdi ağaçların arasından. O ormanda yüzlerce canlı yaşam sürerdi. Bakın, güzelim Yukarı Dağ Dere&#8217;miz ne hale geldi, her köşesinden debi derya olan derelerimiz kurudu. Çeşmelerin çoğundan su akmıyor artık.  Ormanlarımız duyarsız insanların kötü davranışları sunucunda kesile, yana tükene yazdı. Dağlarımızın taşlarını ocaklarda kırıp satıyorlar. Çocuklar, biz bu dağdaki ormana, ormandaki ota, böceğe, çiçeğe, kurda, kuşa, karıncaya sevgi ve şevkatle yaklaşmalıyız. Yoksa buralardan göçmek zorunda kalırız. Bakın Afrika&#8217;ya yemyeşil vahalar ormanlar sular çekilince her taraf çöl oldu. İnsanlar açlıktan  yurtlarını terk ediyor, çocuklar  hastalıktan kırılıyor, ölüyor.” dedi.</p>
<p>Çocukların gözleri endişe ile doldu. Yüzleri güneş gibi parlıyorken, gölgelendi. Ayşe nineyi sevgi ve ilgiyle dinliyorlardı.</p>
<p>Canan “nineciğim ben, bir meşe fidanı diktim, yavru kuşlara ekmek kırıntıları bırakıyorum.”  Çınar, “ben okuyup kaymakam olacağım neneciğim. Ormanları, dağları koruyacağım.” deyince diğer çocuklar da hep bir ağızdan yapacaklarını anlatmaya başladılar…</p>
<p>Ayşe nine,”Yavrularım,  dağların doruklarından süzüle süzüle, kıvrıla büküle, kimi zaman yükseklerden dökülen akan sular Yukarı Dağdere’ye ulaştığında şirin bir dereye dönüşür. Eğer siz büyüdüğünüzde, bu dereyi, köyden geldiği yere, dağlara doğru izleyerek  keşfe çıkarsanız  renk renk çiçekler göreceksiniz. Çiçeklerden yayılan bin bir çeşit güzel kokular koklayacaksınız. Doğanın kendi kokusunun dünyanın en güzel parfümünden daha güzel koktuğunu anlayacaksınız” dediğinde. Emine, Seda ve Canan birbirlerine bakışıp gülüştüler…</p>
<p>Ayşe nine, &#8220;şimdi size güzeller güzeli  Kardelen’in hikayesini anlatacağım” deyince, Canan, Seda, Emine iyice sessizleştiler.</p>
<p>“Dağların doruklarında, insanların ayağının basmadığı yerde, ormanla çayırların birleştiği düzlükteki suyun etrafında güzel mi güzel, zarif mi zarif çiçekler yaşarmış. Baharın gelmesini dört gözle beklerler, toprağın altında buluşacakları günün hasretiyle yanarlarmış.  Bahar gelip cemre toprağa düşünce, nazlı toprak ısınır, koynundaki bin bir canlıyı öpe okşaya uyandırırmış. Etrafta binlerce çiçek, rengarenk  bezenir, etrafa bin bir çeşit kokular yayarmış. Çiçeklerin etrafında arılar, uğur böcekleri, karıncalar toplanır onların güzelim kokularını içlerine çekerlermiş. Bu çiçeklerin içinde en sevileni,  ince yeşil gövdesi üzerinde süt beyaz taçları,  arasında sarı noktacıkları olan Fulya imiş. Bu çiçek, bütün  canlıların; arıların, kelebeklerin, uğur böceklerinin sevgisini kazanmış.</p>
<p>Bütün çiçekler ”içimizde en güzelimiz sensin seni kraliçemiz seçiyoruz” demişler.  Fulya&#8217;nın en yakın arkadaşı olan Nergis ise “evet evet en güzelimiz sensin” dermiş ama içten içe de arkadaşına kızar, kıskanırmış O&#8217;nu. Kendi kendine “ hiç de en güzelimiz o değil. En güzel olan benim. Ben en güzelim. “ diye düşünürmüş. Diğer canlıların onunla ilgilenmesine onunla vakit geçirmesine sinir olurmuş. Güzel çiçek onun bu düşüncelerinin ayrımında değilmiş. Elindeki her şeyi Nergis&#8217;le paylaşır, O&#8217;nu üzüntülü görünce derdine ortak olmaya çalışırmış.</p>
<p>Nergis&#8217;i yine öyle düşünceli görünce, “ne oldu canım arkadaşım bir derdin mi var?” diye sormuş. Nergis” Bir şeyim yok. Sadece seninle bol vakit geçiremiyorum, ne olurdu ikimiz yalnız olsaydık. Kalabalıktan sıkıldım.” demiş. Zavallı Fulya çiçeği, arkadaşının üzülmesini istememiş ve O&#8217;na “istersen hep seninle oynarım, sen üzülme” demiş.</p>
<p>Nergis beklediği anın geldiğini düşünerek O&#8217;na bir teklifte bulunmuş. “Seneye baharda açmayalım. Biz kışın açalım, hem hiç kimse olmaz. Bütün gün birlikte oluruz. Hem kış daha güzel, sen hiç görmedin.” demiş.</p>
<p>Fulya çiçek de “peki madem sen öyle istiyorsun biz de kışın çıkalım.” demiş.</p>
<p>Zaman akıp geçmiş. Havalar değişmiş. Çiçekler, böcekler, kurtlar ve kuşlar bahar bitince güneşin ardından gitmişler. Ortalık sessizleşmiş. Kış gelip karlar lapa lapa yağmış. Ağaçlar, dallar beyazlara bürünmüş. Birden karların arasından sütbeyaz bir çiçek başını uzatmış.</p>
<p>Kar bile şaşırmış “ kim bu benden bile ak güzel” diye  söylenmiş.</p>
<p>Çiçek başını kaldırıp etrafa şöyle bir bakınmış. Kimsecikler yokmuş. Gözleri Nergis&#8217;i aramış. En yakın arkadaşı, biricik dostu ortalıkta yokmuş. Söz vermiş ancak  buluşmaya gelmemişti. Nergis sözünü tutmamıştı. Oysa çok güvenmişti O&#8217;na. Birine söz verdin mi tutmak gerek demişlerdi bir birlerine.</p>
<p>Çiçek, karların arasında güneşin ışılarına dayanamamış. Beklemiş beklemiş. Arkadaşına, Nergiiiiiis, Nergiiiiiiiisss. Diye dakikalarca  seslenmiş. Fakat ortalıkta  kimsecikler yokmuş. Fulya çiçeği yorgun ve kırgın, boynunu bükmüş. Suskunlaşmış…</p>
<p>Her kış arkadaşının gelmesini umarak, sözleştikleri  gibi, kışın ilk aylarında, karı delip çıkmış ve arkadaşı Nergis&#8217;i beklemiş. Ama Nergis gelmemiş. Çiçek yapa yalnız kalmış.</p>
<p>Dağların doruklarındaki el değmemiş karları toplamaya çıkan karsambacı karların arasında kardan daha beyaz çiçeği görünce şaşırmış ve  &#8221;sen nereden geldin buraya, nasıl delebildin bu karı?&#8221; diye sormuş . Çiçek başından geçenleri anlatınca, karsambacı çiçeğe hayranlık ve saygı duymuş. O&#8217;na, “bundan sonra senin adın kardelen çiçeği olsun. Sen KARDELENSİN. Çok güzelsin.”demiş…</p>
<p>Doğa, her zamanki gibi döngüsünü tamamlamış. Toprak ana yeniden uyanmış etraf yine renklerle bezenmiş, kokularla dolmuş, seslerle taşmış.  Ama bir eksik varmış. Nergis bütün çiçeklerin ilgisini çekse de dostunu kaybetmenin acısını kalbinde hissetmiş.</p>
<p>Ayşe nine “ Çocuklarım eğer birine söz verirseniz tutun. Arkadaşlarınızı asla kandırmayın.”diyerek hikayesini bitirdi. Patatesleri közden alıp çocuklara dağıttı. Çocuklar patatesleri afiyetle yerken Ayşe Nine de ada çayını yudumlayarak pencereden karlı dağları seyre daldı…</p>
<p>Çocuklar büyük bir neşe içinde kartopu oynamaya çıktılar.  Her taraf karla kaplıydı ve hala lapa lapa kar yağıyordu. Çocuklar çığlık çığlığa koşuyor, bir yandan da bir birlerine kar topu atıyorlardı. Peşine düşülen Canan, yavru bir ceylan gibi karın içinde sıçraya sıçraya ninesinin yanına kaçıyordu. Kemal ve Çınar onu yakalayıp karın içine  iyice belediler. Seda ve Emine, Canan&#8217;ı kurtarmak için erkek çocukları kar topuna tuttular. Yaman bir kar topu savaşından yorulan çocuklar ellerindeki kar toplarını bıraktılar ve İki taraf anlaşarak savaşa son verdiler. Kartopundan da olsa savaşmanın, kavga etmenin kötü olduğuna karar verdiler.</p>
<p>Hep birlikte kardan adam yamaya başladılar. Kemal ve   Çınar kardan adamın gövdesi için kocaman bir kar topu yaptılar. Kızlar ise küçük bir kar topunu yuvarlaya yuvarlaya, ancak bir basket topu büyüklüğüne getirebildiler. Çınar ve Kemal yuvarlağı elbirliği ile kaldırıp gövdenin üstüne koydular.  Ayşe Nine&#8217;den kömür parçası ve havuç istediler. Ayşe Nine onlara katılmak için dışarı çıktığında elinde bir süpürge ve kaşkol vardı. Kardan adamın gözleri kömürden burnu havuçtan yapıldı. Eline çalı süpürgesi verildi, şapkası ve kaşkolu da takılınca çocuklar hep bir ağızdan mutluluk çığlığı attılar.</p>
<p>Ayşe Nine “gördünüz mü, birlikte uyum içinde  çalışırsak, nasıl da güzel şeyler yapabiliyoruz. Birlikten, uyumlu çalışmaktan, arkadaşça oynamaktan  asla vaz geçmeyin.” Dedi.  Çocuklar el ele verip kardan adamın etrafında dönerken türküler söylediler,  oyunlar oynayıp eğlendiler…</p>
<p>Canan, Seda’nın kulağına bir şey söyledi. Seda da Emine’nin kulağına, derken kulaktan kulağa bir şeyler fısıldadı çocuklar. Gözlerinde hin bir ışıltı vardı. Hepsi birden yerden karları alıp top yapıp Ayşe Nine&#8217;ye hücum ettiler. Ayşe Nine bu hinliği sezmiş olacak ki arkasındaki ellerinde cephanesi hazırlamıştı çoktan. Çocuklar kartopu atınca, o da onlara attı. Çocuklar Ayşe Nine&#8217;yi teslim aldılar. Ayşe Nine de onlara masal anlatma ve tabii bir de lokum dağıtma sözü verdi. Ancak öyle kurtulabildi ellerinden.</p>
<p>Herkes üşümüştü. Koşarak ekmek evine girdiler. İçeri sıcacıktı. Ayşe Nine, çocuklara birer bardak sıcacık ıhlamur verdi. Çocukların saçlarındaki karlar sıcaktan çözülmüş siğim olmuş akıyordu. Canan’nın yanakları kızarmaya başlamıştı. Ayşe Nine “şöyle yamacıma toplanın bakem çocuklar” deyince herkes ocağın etrafındaki yerini kaptı.</p>
<p>&#8220;Size Kardelen&#8217;in kıskanç, bencil arkadaşı Nergis’in hikayesini anlatacağım.&#8221;  dediğinde gürültü kesildi. Çocukların gözlerinde merak ışığı yandı.</p>
<p><strong>Fikret Doğan</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.hikayeoku.com/genel/kayip-dunyanin-masallari.htm/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

