Hikaye okumak, gerçeğe tanık olmaktır.

Uzaktan Gelen Sevgiliyi Beklemek

Umut Taydaş

“…hasktir saat daha 10 buçuk. vakit geçmiyor lan. canım benim, beni ne kadar seviyorsa, şu şartlarda ve namüsait bir vaziyette olmasına rağmen yarın geliyor. böyle de beklemekle geçmez ki zaman. en iyisi kafayı vurup yatmak, uyuyabilirsem ne ala.

o an bütün kalbim doluydu; geçmiş bazı anılar ruhumun yüzüne çıkmak istiyordu, gözlerim yaşlanıyordu.‘ lan göthe, seni de bi okuduk harbi iflahımızı sktin. ‘lan bu werther aşık mı, değil mi, ibne mi, yoksa evrensel mevzularla mı yakmış kafayı?‘ diye düşündüre düşündüre koca kitabı okuttun bize. çok naif, pek utangaç, kafası güzel ama ol lan aşık işte. bana baksana oğlum, dünyada bildiğim en güzel heyecan bu. aşığım ve o da bana aşık sanırım ki, taa nerden benimle biraz olsun birlikte olabilmek için geliyor. belki benimle olma çabası, benimle olmanın, onun kendisiyle olabilmesini sağladığındandır. kadınlar kendileriyle olabilmeyi, birinin yanındayken kendilerini dinleyebilecek kadar özgür olmayı severler değil mi donki şönt? olsun be oğlum, ne güzel bir hissiyat. patlat ordan bir ‘beni böyle sev seveceksen‘, yaz bi tane hissiyat dökümü şiyar formunda, yat aşşa, mışıl uyku, dümdüz…”
(daha fazla…)

Beni Seven Bana Gelsin ya da Ben Kendimden Gideyim

Umut Taydaş

ziyadesiyle kişiler “kendilerine gelinmesini” pek sever, önemserler. gerçekten de önemli bir ihsas, değerli bir hissiyat, memnun edici bir oluştur bir insan için “kendisine gelinmesi”.  kişi kendini aziz hisseder, kendisine kıymet verildiğini düşünür. hele hele “misafir seven” bir kişisyse söz konusu, memnuniyetin ve doğal olarak egonun eriştiği hazzın daha yoğunlaşması mümkündür.

peki “beni seven bana gelsin” doğru bir arzu ve bekleyiş midir? eğer herkes kendisine gelinmesini isterse, kimse kimseye yaklaşamaz gibi olur sonra. bunun böyle olmaması için, birilerinin kendilerinden vazgeçip, egolarını ve “kendilerine gelinmesi” dolayısıyla erişecekleri hazzı bir yana bırakıp, sevdiklerine gitmeleri gerekli.

kendinden vazgeçip sevdiklerine gitmek mi, oturup sevenlerinin gelmesini beklemek mi asıl saadet, olgun olanın seçeceği, onguna eriştiren hangisi?

derken kapı çaldı:
(daha fazla…)

Toprak Kız

Doğa düz siyah saçlı, zeytin gözlü, uzun yüzlü sevimli bir kız çocuğuydu. Bakışları büyümüş de küçülmüş cinstendi. Sabahları kahvaltısını yapar, dişlerini fırçalar okulun yolunu tutardı. Okulu yakın olduğu için yürüyerek giderdi. Yol boyunca bakkal Ali amcaya, manav Mehmet abiye, Simitçi Ayşe teyzeye günaydın der neşe içinde okula girerdi.

Öğleden sonraları eve döndüğünde masada öğlen yemeği onu beklerdi. Doğa ellerini yıkar yemek ayrımı yapmadan yemeklerini afiyetle yerdi. Ödevlerini bitirdikten sonra babasının bahçedeki büyük çınarın dallarının arasına yaptığı ağaç eve çıkar, orada oyunlar oynardı. Bir gün oyundan bıkmış etrafı amaçsızca karıştırırken eski kolilerin arkasına düşmüş ahşap küçük bir sandık dikkatini çekti. Yavaşça kolilerin arasından elini uzatıp sandığı, küçük ama güçlü parmaklarıyla kavrayıp kendine doğru çekti.  Doğa sandığın üzerindeki tozları yaş günü mumlarını üfler gibi bir seferde püskürtü ve Büyük bir merakla sandığı açtı. Sandığın içinde deri kaplı kalın bir defter buldu. Defterin üzerinde deriden kabartma bir kız resmi vardı. Doğa hayran hayran bu kabartma kızın saçlarına, yüzün e dokundu. Ne kadar güzel, kusursuz diye düşündü. Doğa defterin üzerindeki kilidi gittikçe artan bir merakla açtı ve ilk sayfaya bir çırpıda göz attı.

(daha fazla…)

Kayıp Dünyanın Masalları

Fikret Doğan

Yukarı Dağ Dere köyü Ege’nin şirin mi şirin bir dağ köyüdür. Yukarı Dağ Dere’ nin dağları çam, meşe, ardıç,  çınar ve kestane ağaçlarıyla kaplıdır. Dağlarda biriken karlar baharla birlikte erir, akan sular dağların kuytularında büvetler oluşturur. Yükseklerden süzüle süzüle  gelen  kar suları,  Yukarı Dağ Dere’nin gözlerinde buz gibi suya dönüşür. Bu yüzden Yukarı Dağ Dere’nin her bir köşesinde “göz”e rastlarsınız. Her gözün duvarına zincirle sabitlenmiş bakır maşrapalardan kana kana su içersiniz. Yukarı Dağ Dere, adına yakışır serin sulara sahiptir ve yüce dağları ormanlarla kaplıdır. Yukarı dağ Dere’nin tepelerini, dağlarını aşıp zirveye ulaştığınızda dingin mi dingin, yeşil mi yeşil bir gölle karşılaşırsınız. Çamlar, ardıçlar, meşeler, çiçekler renklerini düşürmüşler Saklı Göl’ün aynasına. Saklı Göl’den b ir manzara yansır mavi göğe; çamlar, ardıçlar, meşeler, çiçekler. Dinginliği ve durgunluğu bozan tek şey kuşların ötüşüdür ol zamanda. Çiçekler renk renk, çeşit çeşit, koku koku. Her şey usta bir ressamın fırçasından dökülmüş doğaya.
(daha fazla…)

Powered by Wordpress | Designed by Elegant Themes