<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Hikaye Oku &#187; fikret doğan hikayeleri</title>
	<atom:link href="http://www.hikayeoku.com/tag/fikret-dogan-hikayeleri/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.hikayeoku.com</link>
	<description>Hikaye okumak, gerçeğe tanık olmaktır.</description>
	<lastBuildDate>Sat, 28 May 2011 10:38:54 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<item>
		<title>Toprak Kız</title>
		<link>http://www.hikayeoku.com/genel/toprak-kiz.htm</link>
		<comments>http://www.hikayeoku.com/genel/toprak-kiz.htm#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 10 Feb 2010 12:07:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[datça öykü atölyesi]]></category>
		<category><![CDATA[doğa hikayeleri]]></category>
		<category><![CDATA[Fikret Doğan]]></category>
		<category><![CDATA[fikret doğan hikaye]]></category>
		<category><![CDATA[fikret doğan hikayeleri]]></category>
		<category><![CDATA[gerçek hikayeler]]></category>
		<category><![CDATA[Hayat Hikayeleri]]></category>
		<category><![CDATA[hikaye oku]]></category>
		<category><![CDATA[hikaye yaz]]></category>
		<category><![CDATA[hikayeler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.hikayeyaz.com/?p=99</guid>
		<description><![CDATA[Doğa düz siyah saçlı, zeytin gözlü, uzun yüzlü sevimli bir kız çocuğuydu. Bakışları büyümüş de küçülmüş cinstendi. Sabahları kahvaltısını yapar, dişlerini fırçalar okulun yolunu tutardı. Okulu yakın olduğu için yürüyerek giderdi. Yol boyunca bakkal Ali amcaya, manav Mehmet abiye, Simitçi Ayşe teyzeye günaydın der neşe içinde okula girerdi. Öğleden sonraları eve döndüğünde masada öğlen yemeği [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.hikayeoku.com/wp-content/uploads/weird-tree_9bjd6_59.jpg" rel="lightbox[99]"><img class="alignright size-medium wp-image-425" style="border: 5px solid black;" title="weird-tree_9bjd6_59" src="http://www.hikayeoku.com/wp-content/uploads/weird-tree_9bjd6_59-299x300.jpg" alt="" width="269" height="270" /></a>Doğa düz siyah saçlı, zeytin gözlü, uzun yüzlü sevimli bir kız çocuğuydu. Bakışları büyümüş de küçülmüş cinstendi. Sabahları kahvaltısını yapar, dişlerini fırçalar okulun yolunu tutardı. Okulu yakın olduğu için yürüyerek giderdi. Yol boyunca bakkal Ali amcaya, manav Mehmet abiye, Simitçi Ayşe teyzeye günaydın der neşe içinde okula girerdi.</p>
<p>Öğleden sonraları eve döndüğünde masada öğlen yemeği onu beklerdi. Doğa ellerini yıkar yemek ayrımı yapmadan yemeklerini afiyetle yerdi. Ödevlerini bitirdikten sonra babasının bahçedeki büyük çınarın dallarının arasına yaptığı ağaç eve çıkar, orada oyunlar oynardı. Bir gün oyundan bıkmış etrafı amaçsızca karıştırırken eski kolilerin arkasına düşmüş ahşap küçük bir sandık dikkatini çekti. Yavaşça kolilerin arasından elini uzatıp sandığı, küçük ama güçlü parmaklarıyla kavrayıp kendine doğru çekti.  Doğa sandığın üzerindeki tozları yaş günü mumlarını üfler gibi bir seferde püskürtü ve Büyük bir merakla sandığı açtı. Sandığın içinde deri kaplı kalın bir defter buldu. Defterin üzerinde deriden kabartma bir kız resmi vardı. Doğa hayran hayran bu kabartma kızın saçlarına, yüzün e dokundu. Ne kadar güzel, kusursuz diye düşündü. Doğa defterin üzerindeki kilidi gittikçe artan bir merakla açtı ve ilk sayfaya bir çırpıda göz attı.</p>
<p><span id="more-99"></span>Toprak Kız’dan,  Doğa’ya  sevgilerle.</p>
<p>Doğa şaşkınlık içinde kaldı. Kimdi bu Toprak Kız? Beni nereden tanıyor? Diye düşündü.</p>
<p>Büyük bir merakla defteri okumaya başladı.</p>
<p>Yıllar yıllar önce kimsecikler yokken Toprak Kız Gaia, evrende yalnız başına yaşarmış. Uçsuz bucaksız bu yerde ne zaman, ne gök, güneş, ay, yıldızlar, ne mevsimler, ne de bir tek ses varmış. Her şey büyük bir sessizlik içinde dönermiş. Toprak Kızın canı çok ama çok sıkılıyormuş. Oyun oynayacak tekbir arkadaşı, dertleşecek bir dertdaşı yokmuş. Toprak Kız sıkılmış sıkılmış, sıkıntıdan öyle patlamış ki ağzından çıkan sesin şiddetiyle gök, saçlarından savrulanlarla güneş, ay ve yıldızlar oluşmuş…</p>
<p>Toprak Kız,  göğe bakınca göğün ortasında çok sevimli, yakışıklı masmavi gözlü bir oğlan görmüş. Oğlan, Toprak Kıza gülerek el sallıyor bir şeyler söylemeye çalışıyormuş. Toprak Kız bu gökteki gülen yüze Gök Oğlan adını vermiş.</p>
<p>Gök Oğlan Uranos diye seslenmiş.</p>
<p>&#8220;Hey Uranos, heyyyy,  heyyyyy Gök Oğlan&#8230;&#8221;</p>
<p>Toprak Kızın sesi, Gök oğlanın şimdiye kadar duyduğu tek sesmiş ve bu ses onu büyülemiş. O ses de yaşam, ölüm, neşe ve sevinç, korku ve güven varmış. Sesin büyüsü Gök oğlanın aklını başından almış. Fakat Gök oğlan aşk ve sevgi sözlerini bilmiyormuş. Toprak Kıza olan aşkını nasıl ifade etmeliymiş? Gök oğlan düşünmüş düşünmüş. Günlerce Toprak kızın peşinden ayrılmamış. Gök oğlan bu derdini gündüzleri güneşe, akşamları yıldıza, geceleri de aya anlatmış. Gelgelelim hiç biri ona sevgi sözcüklerini ,aşk dolu dizeleri  öğretememişler. Gök oğlanın derdine derman olamamışlar.</p>
<p>Gök Oğlan, Toprak Kıza olan sevgisini göstermek için bir yol aramış durmuş fakat derdine bir çare bulamamış. Gök Oğlan, öyle üzülmüş öyle üzülmüş ki gök mavi gözlerinden yaşlar akmaya başlamış. Göz yaşları öyle akmış öyle akmış ki yer yüzünde denizler, dereler, ırmaklar oluşmuş.</p>
<p>Gök Oğlan, Toprak Kıza olan sevgisini anlatmanın bir yolunu bulamadıkça sinirlenmiş, hırçınlaşmış, deliye dönmüş. Beyaz bulutların arasına mavi ışıklarını savurup, şimşekler oluşturmuş. Gök yüzünü öyle karartmış ki  herkes korkudan ses çıkaramamış. Toprak kız da  Gök Oğlanın bu öfkesinden korkmuş. Ama onun  gülen,mavi gözlerini anımsayıp, onun öfkesinin gelip geçici olduğunu düşünmüş…</p>
<p>Ortalık karanlık içinde kalmış. Güneş, yıldız ve ay bu durumdan kurtulmanın yolunu düşünmüşler, düşünmüşler Şafak Eos’tan yardım almaya karar vermişler. Gök  bulutlara sarılıp mışıl mışıl uyurken, her sabah göğün kapılarını doğudan açarak güneşe yol veren Şafak( Eos). Gül renkli yumuşak parmaklara sahipmiş. O güzel ve gönül alıcı sözler ustasıymış. Koşup ondan yardım istemişler. Şafak herkese yardım etmekten mutlu olurmuş. O, gecenin karanlığını bitirip aydınlığı başlatmaktan da hoşlanırmış. Arkadaşlarının ondan istediğini onları kırmamak için kabul etmiş ama Gök oğlanın öfkesinden de korkuyormuş…</p>
<p>Şafak Eos, Gök Oğlandan korkup bulutların ardına saklanarak yaklaşmak istese de başaramamış. Gök Oğlanın mavi mavi ışıldayan gözlerinden kaçamamış.</p>
<p>Gök oğlan, Şafağa “Buraya gel” diye yanına çağırınca, Ürkek ama kararlı bir sesle Gök oğlana yaklaşmış  yumuşak bir sesle ”isterseniz size aşk dizeleri öğretebilirim, sizde  aşkınıza kavuşabilirsiniz” demiş.</p>
<p>Gök Oğlan “kabul ama öğretemezsen sonuçlarına katlanırsın, seni cezalandırırım” demiş.</p>
<p>Gök oğlan uslu bir öğrenci gibi Şafağın anlattıklarını dikkatlice dinlemiş,  Şafaktan  aşkı ifade etmenin inceliklerini öğrenmiş&#8230;</p>
<p>Gök Oğlan, Gök yüzünden sevgi sözcükleri fısıldamış yeryüzüne doğru. Rüzgar, onun aşk sözlerini dalga dalga Toprak Kıza taşımış. Toprak kız ,Gök Oğlanın soluğundaki  aşk nağmelerinden etkilenmiş. Oda  Gök Oğlana Aşkını göstermek istemiş, saçlarına çiçekler takmış. Çiçekler, onu daha da güzelleştirmiş. Gök Oğlan da bu güzelliği taçlandırmak için,Toprak kızın saçlarına Gök kuşağından rengarenk bir toka takmış.</p>
<p>Toprak kız mutlu bir şekilde kollarını Göğe uzatmış. Fakat bir türlü Gök Oğlanın yüzüne,ellerine dokunamamış bu yüzden de çok üzülmüş. Gök Oğlan, Sevgilisinin daha fazla üzülmesini istemediği için Gök yüzündeki bulutları üfleyerek  onun yüzüne öpücükler kondurmuş.Toprak Kızın başını gelin başı gibi süslemiş…</p>
<p>Gök Oğlanla Toprak Kız mutlu Bir Aşk yaşamaya başlamışlar. Gökyüzünde her şey düzene girmiş. Güneş gündüzleri yeryüzünü ısıtmış aydınlatmış. Geceleri Yıldızlar yanıp yanıp sönmüş. Yer Yüzünde her köşe yeşermiş. Rüzgarlar tatlı tatlı sevgi dizelerini fısıldamış durmuş. Herkes mutluluk içinde hayatını sürdürmüş ta ki…..</p>
<p>DOĞAAAaaaa   Doğaaaaa…</p>
<p>Doğa babasının sesiyle, başını defterden kaldırdı. Babası onu çağırıyordu.</p>
<p>Doğa, kızım hadi in aşağı hava karardı, yemek hazır.</p>
<p>Doğa” Peki babacım”</p>
<p>Defteri dikkatlice yerine bırakır. Ama aklı hala gök Oğlanla Toprak Kızın maceralarındadır…</p>
<p>Ellerini Yıkayıp yemek masasına oturur. Yarın sabah Olmasını iple çeker…</p>
<p>Gece yatağa uzandığında, Gök Oğlanla, Toprak Kızın aşklarını, başlarından geçmiş maceraları ve  onları düşünürken gözkapakları yavaş yavaş kapanır.</p>
<p><strong>Fikret Doğan<br />
Datça Öykü Atölyesi<br />
01.01.2009 Datça</strong></p>
<div id="_mcePaste" style="position: absolute; left: -10000px; top: 1053px; width: 1px; height: 1px; overflow: hidden;"><!--[if gte mso 9]><xml> <w:WordDocument> <w:View>Normal</w:View> <w:Zoom>0</w:Zoom> <w:TrackMoves /> <w:TrackFormatting /> <w:HyphenationZone>21</w:HyphenationZone> <w:PunctuationKerning /> <w:ValidateAgainstSchemas /> <w:SaveIfXMLInvalid>false</w:SaveIfXMLInvalid> <w:IgnoreMixedContent>false</w:IgnoreMixedContent> <w:AlwaysShowPlaceholderText>false</w:AlwaysShowPlaceholderText> <w:DoNotPromoteQF /> <w:LidThemeOther>TR</w:LidThemeOther> <w:LidThemeAsian>X-NONE</w:LidThemeAsian> <w:LidThemeComplexScript>X-NONE</w:LidThemeComplexScript> <w:Compatibility> <w:BreakWrappedTables /> <w:SnapToGridInCell /> <w:WrapTextWithPunct /> <w:UseAsianBreakRules /> <w:DontGrowAutofit /> <w:SplitPgBreakAndParaMark /> <w:DontVertAlignCellWithSp /> <w:DontBreakConstrainedForcedTables /> <w:DontVertAlignInTxbx /> <w:Word11KerningPairs /> <w:CachedColBalance /> </w:Compatibility> <w:BrowserLevel>MicrosoftInternetExplorer4</w:BrowserLevel> <m:mathPr> <m:mathFont m:val="Cambria Math" /> <m:brkBin m:val="before" /> <m:brkBinSub m:val="&#45;-" /> <m:smallFrac m:val="off" /> <m:dispDef /> <m:lMargin m:val="0" /> <m:rMargin m:val="0" /> <m:defJc m:val="centerGroup" /> <m:wrapIndent m:val="1440" /> <m:intLim m:val="subSup" /> <m:naryLim m:val="undOvr" /> </m:mathPr></w:WordDocument> </xml><![endif]--><!--[if gte mso 9]><xml> <w:LatentStyles DefLockedState="false" DefUnhideWhenUsed="true"   DefSemiHidden="true" DefQFormat="false" DefPriority="99"   LatentStyleCount="267"> <w:LsdException Locked="false" Priority="0" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="Normal" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="9" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="heading 1" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="9" QFormat="true" Name="heading 2" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="9" QFormat="true" Name="heading 3" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="9" QFormat="true" Name="heading 4" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="9" QFormat="true" Name="heading 5" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="9" QFormat="true" Name="heading 6" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="9" QFormat="true" Name="heading 7" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="9" QFormat="true" Name="heading 8" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="9" QFormat="true" Name="heading 9" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="39" Name="toc 1" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="39" Name="toc 2" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="39" Name="toc 3" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="39" Name="toc 4" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="39" Name="toc 5" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="39" Name="toc 6" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="39" Name="toc 7" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="39" Name="toc 8" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="39" Name="toc 9" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="35" QFormat="true" Name="caption" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="10" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="Title" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="1" Name="Default Paragraph Font" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="11" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="Subtitle" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="22" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="Strong" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="20" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="Emphasis" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="59" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Table Grid" /> <w:LsdException Locked="false" UnhideWhenUsed="false" Name="Placeholder Text" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="1" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="No Spacing" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="60" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light Shading" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="61" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light List" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="62" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light Grid" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="63" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 1" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="64" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 2" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="65" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 1" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="66" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 2" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="67" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 1" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="68" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 2" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="69" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 3" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="70" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Dark List" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="71" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Shading" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="72" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful List" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="73" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Grid" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="60" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light Shading Accent 1" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="61" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light List Accent 1" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="62" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light Grid Accent 1" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="63" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 1 Accent 1" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="64" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 2 Accent 1" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="65" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 1 Accent 1" /> <w:LsdException Locked="false" UnhideWhenUsed="false" Name="Revision" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="34" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="List Paragraph" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="29" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="Quote" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="30" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="Intense Quote" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="66" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 2 Accent 1" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="67" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 1 Accent 1" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="68" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 2 Accent 1" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="69" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 3 Accent 1" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="70" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Dark List Accent 1" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="71" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Shading Accent 1" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="72" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful List Accent 1" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="73" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Grid Accent 1" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="60" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light Shading Accent 2" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="61" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light List Accent 2" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="62" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light Grid Accent 2" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="63" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="<br />
false" Name="Medium Shading 1 Accent 2" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="64" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 2 Accent 2" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="65" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 1 Accent 2" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="66" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 2 Accent 2" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="67" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 1 Accent 2" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="68" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 2 Accent 2" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="69" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 3 Accent 2" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="70" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Dark List Accent 2" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="71" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Shading Accent 2" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="72" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful List Accent 2" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="73" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Grid Accent 2" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="60" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light Shading Accent 3" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="61" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light List Accent 3" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="62" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light Grid Accent 3" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="63" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 1 Accent 3" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="64" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 2 Accent 3" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="65" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 1 Accent 3" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="66" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 2 Accent 3" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="67" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 1 Accent 3" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="68" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 2 Accent 3" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="69" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 3 Accent 3" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="70" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Dark List Accent 3" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="71" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Shading Accent 3" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="72" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful List Accent 3" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="73" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Grid Accent 3" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="60" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light Shading Accent 4" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="61" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light List Accent 4" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="62" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light Grid Accent 4" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="63" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 1 Accent 4" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="64" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 2 Accent 4" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="65" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 1 Accent 4" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="66" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 2 Accent 4" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="67" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 1 Accent 4" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="68" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 2 Accent 4" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="69" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 3 Accent 4" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="70" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Dark List Accent 4" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="71" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Shading Accent 4" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="72" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful List Accent 4" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="73" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Grid Accent 4" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="60" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light Shading Accent 5" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="61" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light List Accent 5" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="62" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light Grid Accent 5" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="63" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 1 Accent 5" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="64" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 2 Accent 5" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="65" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 1 Accent 5" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="66" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 2 Accent 5" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="67" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 1 Accent 5" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="68" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 2 Accent 5" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="69" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 3 Accent 5" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="70" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Dark List Accent 5" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="71" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Shading Accent 5" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="72" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful List Accent 5" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="73" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Grid Accent 5" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="60" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light Shading Accent 6" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="61" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light List Accent 6" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="62" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light Grid Accent 6" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="63" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 1 Accent 6" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="64" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 2 Accent 6" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="65" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 1 Accent 6" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="66" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 2 Accent 6" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="67" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 1 Accent 6" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="68" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 2 Accent 6" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="69" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 3 Accent 6" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="70" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Dark List Accent 6" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="71" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Shading Accent 6" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="72" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful List Accent 6" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="73" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Grid Accent 6" /> <w:LsdException Locked="false" P<br />
riority="19" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="Subtle Emphasis" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="21" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="Intense Emphasis" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="31" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="Subtle Reference" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="32" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="Intense Reference" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="33" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="Book Title" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="37" Name="Bibliography" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="39" QFormat="true" Name="TOC Heading" /> </w:LatentStyles> </xml><![endif]--><!--  /* Font Definitions */  @font-face 	{font-family:"Cambria Math"; 	panose-1:2 4 5 3 5 4 6 3 2 4; 	mso-font-charset:1; 	mso-generic-font-family:roman; 	mso-font-format:other; 	mso-font-pitch:variable; 	mso-font-signature:0 0 0 0 0 0;} @font-face 	{font-family:Calibri; 	panose-1:2 15 5 2 2 2 4 3 2 4; 	mso-font-charset:162; 	mso-generic-font-family:swiss; 	mso-font-pitch:variable; 	mso-font-signature:-520092929 1073786111 9 0 415 0;} @font-face 	{font-family:Verdana; 	panose-1:2 11 6 4 3 5 4 4 2 4; 	mso-font-charset:162; 	mso-generic-font-family:swiss; 	mso-font-pitch:variable; 	mso-font-signature:-1593833729 1073750107 16 0 415 0;}  /* Style Definitions */  p.MsoNormal, li.MsoNormal, div.MsoNormal 	{mso-style-unhide:no; 	mso-style-qformat:yes; 	mso-style-parent:""; 	margin:0cm; 	margin-bottom:.0001pt; 	mso-pagination:widow-orphan; 	font-size:12.0pt; 	font-family:"Times New Roman","serif"; 	mso-fareast-font-family:Calibri; 	mso-fareast-theme-font:minor-latin;} .MsoChpDefault 	{mso-style-type:export-only; 	mso-default-props:yes; 	font-size:10.0pt; 	mso-ansi-font-size:10.0pt; 	mso-bidi-font-size:10.0pt;} @page Section1 	{size:612.0pt 792.0pt; 	margin:70.85pt 70.85pt 70.85pt 70.85pt; 	mso-header-margin:35.4pt; 	mso-footer-margin:35.4pt; 	mso-paper-source:0;} div.Section1 	{page:Section1;} --><!--[if gte mso 10]> <mce:style><!   /* Style Definitions */  table.MsoNormalTable 	{mso-style-name:"Table Normal"; 	mso-tstyle-rowband-size:0; 	mso-tstyle-colband-size:0; 	mso-style-noshow:yes; 	mso-style-priority:99; 	mso-style-qformat:yes; 	mso-style-parent:""; 	mso-padding-alt:0cm 5.4pt 0cm 5.4pt; 	mso-para-margin:0cm; 	mso-para-margin-bottom:.0001pt; 	mso-pagination:widow-orphan; 	font-size:11.0pt; 	font-family:"Calibri","sans-serif"; 	mso-ascii-font-family:Calibri; 	mso-ascii-theme-font:minor-latin; 	mso-fareast-font-family:"Times New Roman"; 	mso-fareast-theme-font:minor-fareast; 	mso-hansi-font-family:Calibri; 	mso-hansi-theme-font:minor-latin; 	mso-bidi-font-family:"Times New Roman"; 	mso-bidi-theme-font:minor-bidi;} --> <!--[endif]--></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: &amp;amp;amp;">Datça Öykü Atölyesi 01.01.2009 Datça           Fikret Doğan</span><span style="font-size: 10pt; font-family: &amp;amp;amp;"> </span></p>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.hikayeoku.com/genel/toprak-kiz.htm/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Gelin Olamayan Gelincik</title>
		<link>http://www.hikayeoku.com/genel/gelin-olamayan-gelincik.htm</link>
		<comments>http://www.hikayeoku.com/genel/gelin-olamayan-gelincik.htm#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 10 Feb 2010 09:34:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[adonis dikaye]]></category>
		<category><![CDATA[birbirinden güzel hikayeler]]></category>
		<category><![CDATA[Fikret Doğan]]></category>
		<category><![CDATA[fikret doğan hikayeleri]]></category>
		<category><![CDATA[gelincik hikaye]]></category>
		<category><![CDATA[güzel hikayeler]]></category>
		<category><![CDATA[hikaye incele]]></category>
		<category><![CDATA[hikaye oku]]></category>
		<category><![CDATA[hikaye özetleri]]></category>
		<category><![CDATA[tarihi hikayeler]]></category>
		<category><![CDATA[truva savaşları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.hikayeyaz.com/?p=90</guid>
		<description><![CDATA[Fikret Doğan Ayşe Nine, &#8220;Yavrularım, size Gelinciğin hikayesini anlatayım mı?&#8221; Hepsi birden “eveeet” diye bağırdı.  Ayşe nine,”Peki peki sessiz olun ve yatağınızda kıpırdamadan durun. Başlıyorum.” dedi. &#8220;Çocuklar, Gelincik üzerine bir çok masal vardır. Gelincikler tek mevsimlik bitkilerdir. Uzun boynu üzerinde kırmızı çanağının dibinde siyah noktalar vardır. Kara gözlerine kırmızı sürme çekilmiş gelin göz gibidir gelincik. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h2><a href="http://www.hikayeoku.com/wp-content/uploads/poppy1.jpg" rel="lightbox[90]"><img class="alignright size-medium wp-image-428" style="border: 4px solid black;" title="poppy1" src="http://www.hikayeoku.com/wp-content/uploads/poppy1-300x222.jpg" alt="" width="300" height="222" /></a><span style="color: #808080;">Fikret Doğan</span></h2>
<p>Ayşe Nine, &#8220;Yavrularım, size Gelinciğin hikayesini anlatayım mı?&#8221; Hepsi birden “eveeet” diye bağırdı.  Ayşe nine,”Peki peki sessiz olun ve yatağınızda kıpırdamadan durun. Başlıyorum.” dedi.</p>
<p>&#8220;Çocuklar, Gelincik üzerine bir çok masal vardır. Gelincikler tek mevsimlik bitkilerdir. Uzun boynu üzerinde kırmızı çanağının dibinde siyah noktalar vardır. Kara gözlerine kırmızı sürme çekilmiş gelin göz gibidir gelincik. Kırmızı ve siyah onda sonsuz bir huzur bulmuştur. İsyanın ve aşkın, sevginin ve asaletin harmonisi o renklerde kendini dışa vurmuştur. Tarih boyunca da kırmızı ve siyah hep bir şeylerin temsilcisi olacaktır.</p>
<p>Çiftçiler Gelinciği görünce büyük bir sevinç gösterirler. Çünkü Gelincik o sene hasadın bereketli olacağını, ürünün bol  ve verimli bir sezonun işaretidir. Bol hasat, bereket, düğün demek, şenlik demektir. Evlenecek çocuklar için ev bark, eşya demektir. Askere gidecek çocuklar için para demektir. Küçük çocuklara defter, kalem,  ayakkabı, güzel elbiseler demektir. Kışın alınan borçların silinmesi demektir. Elbette köylü, davul ve zurnayla kutlar hasadı ve bereketi.<br />
<span id="more-90"></span></p>
<p>Gelinciğin söylencesi çoook eskilere dayanır. Anadolu binlerce yıllık kadim tarihinde yüzlerce uygarlığı sinesinde yaşatmış ve saklamıştır. Her köşesinde tarih saklıdır. İşte bu söylencelerin birine göre. İlk Gelincik hikayesi şöyle başlar:</p>
<p>“Güzeller güzeli Afrodit oğlu Adonis’i kıskanç tanrıçalardan korumak amacıyla kırda saklaması için güvendiği arkadaşlarına bırakır. Bir gün Adonis kırlarda gezerken, onu kıskanan tanrıçalarca görülür. Tanrıçalar kızgın bir boğa kılığına girer ve ona saldırırlar.  Adonis, annesinden yardım ister. Çığlık çığlığa kaçar. Boğalar Adonis&#8217;i yaralarlar. Annesi yetiştiğinde Adonis kanlar içindedir. Adonis&#8217;in kanı toprağa düşer.  Düşen her damla Gelinciğe dönüşür.” Dilden dile dolaşan  Gelincik hikayeleri her yörede değişikliğe uğramıştır. Gelinciğin bizdeki hikayesi ise milli mücadele yıllarına dayanır. Aşağı Dağ Dere, işgal edilmiş.  Tarlalarımız, değirmenimiz, okullarımız, çarşımız işgal güçlerinin denetimine girmiş.  İşgalciler, halka kötü davranmaya başlamışlar. Köylüler bu yabancıların çok uzaklardan gelip kendi tarlalarını, köylerini neden  işgal  ettiklerini anlamıyorlarmış. Tanımadıkları bu insanlara ne kötülük yapmış olabilirlerdi ki, gelip evlerini işgal etmişlerdi.</p>
<p>Aşağı Dağ Dere&#8217;li  Zülal, bu haksızlığa karşı çıkan ilk genç kızlardan biriymiş. Dedesinin tüfeğini alıp işgale karşı direnişi başlatmış. Ondan cesaret alan Esma ve Cennet de zeybek kıyafetlerini giyinip dağa çıkmışlar. Yukarı Dağ Dere&#8217;li gençlerle birleşip işgale karşı mücadele etmişler. Yoğun mücadele karşısında işgalcileri geri çekilmeye zorlamışlar. Düşman kuvvetleri geri çekilirken yollara  pusu kurmuşlar. Bu pusuya düşen Zülal, Esma ve Cennet&#8217;i orada öldürmüşler.  Köylüler onları o tepeye gömmüşler.  Anneleri, kızların gömüldüğü mezar taşlarının başına kırmızı gelin duvakları örtmüşler . Gelin edemedikleri kızlarının duvakları mezar taşlarını süslemiş. Yaz gelip temmuza girildiğinde kızların mezarlarında Gelincikler açmış. O gün bugündür o köyde gelin olacak kızların başına gelinciklerle süslü kırmızı t ül örtülmüş.</p>
<p>Çocuklar, bu topraklarda çok acılar çekilmiş. Anadolu, binlerce yıl insanlığın beşiği olmuş. Truva savaşlarından, binlerce yıl sonraki cihan harplerine, büyük yıkımlara ve savaşlara yataklık yapmış. Eğer yolunuz bu topraklardan geçerse Gelibolu’da, Çanakkale’de, binlerce Gelincik görebilirsiniz. Çünkü gelincikler o topraklar için mücadele edip ölen insanların ruhunu temsil eder. Sakın basıp geçmeyin. Çocuklar, insanları sevin. Dil, din, renk önemli değil. Herkes kardeştir. Birbirimizi sevelim. Sen- ben kavgası etmeyelim.  Barış içinde kardeşçe yaşayalım. Dünyamızı daha iyi, yaşanılır kılalım. Hepimiz bir bütünün parçalarıyız. Birbirimizi yok etmek için uğraşmayalım. Unutmayalım ki, bir tür yok olursa mutlaka sonucu hepimizi etkileyecektir.&#8221; diyerek  masalı bitirdiğinde çocuklar mışıl mışıl uykuya dalmıştı. Çocuklara uzun uzun baktı, melek gibi masum sabiler diye düşündü. Ayşe nine başlarını yumuşacık okşadı. Işığı söndürüp ekmek evine indi. Gök yüzüne baktı. Kocaman bir dolunay. Ne müthiş bir görüntü. Koskoca evrende ve boşlukta nasıl duruyordu. Ve  bu dünyadan başka yaşanacak yer yoksa insanların neden bu dünyayı tükettiğine anlam veremedi.  Dolunayı izlemek gençliğinden beri mutlu etmişti onu.</p>
<p>Ocağın ateşi sönmek üzereyken yorganı başına çekti. Çocuklar ve ev işleri onu iyice yormuştu. Gözleri yavaş yavaş kapandı. Ayşe Nine, annesinin ona söylediği ninniyi duyar gibi oldu. “Eledim eledim hölük eledim. Aynalı beşikte canım bebek beledim…” Uykunun beşiği sallandı sallandı…</p>
<p><strong>Fikret Doğan<br />
2006, Datça</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.hikayeoku.com/genel/gelin-olamayan-gelincik.htm/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Boynu Bükük Papatya</title>
		<link>http://www.hikayeoku.com/genel/boynu-bukuk-papatya.htm</link>
		<comments>http://www.hikayeoku.com/genel/boynu-bukuk-papatya.htm#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 10 Feb 2010 09:09:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Fikret Doğan]]></category>
		<category><![CDATA[fikret doğan hikaye]]></category>
		<category><![CDATA[fikret doğan hikayeleri]]></category>
		<category><![CDATA[fikri uzun öyküler]]></category>
		<category><![CDATA[gerçek hayat hikayeleri]]></category>
		<category><![CDATA[güzel hikayeler]]></category>
		<category><![CDATA[hikaye oku]]></category>
		<category><![CDATA[hikaye özetleri]]></category>
		<category><![CDATA[hikaye paylaş]]></category>
		<category><![CDATA[hikaye yaz]]></category>
		<category><![CDATA[kıssadan hisse]]></category>
		<category><![CDATA[öykü oku]]></category>
		<category><![CDATA[papatya]]></category>
		<category><![CDATA[papatya hikaye]]></category>
		<category><![CDATA[Romantik Hikayeler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.hikayeyaz.com/?p=82</guid>
		<description><![CDATA[Fikret Doğan Canan, Seda, Emine akşam güneşinin kızıla boyadığı gökyüzünü hayran hayran izlediler. Karla kaplı ormandaki anne ve babalarının dağda yaktıkları meşe kömürü dumanına bakarak, onların kendilerine  mesaj yolladığını hayal edip, bunu okumaya çalıştılar. Hepsi yarın ki derslerini yapmak için üst kata çıktılar. Çocukların gürültüsü artınca, Ayşe Nine: ”  dersinizi sessizce çalışır ve bitirirseniz akşam [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h2><a href="http://www.hikayeoku.com/wp-content/uploads/563986459_dcf4deef2c.jpg" rel="lightbox[82]"><img class="alignright size-medium wp-image-431" style="border: 5px solid black;" title="563986459_dcf4deef2c" src="http://www.hikayeoku.com/wp-content/uploads/563986459_dcf4deef2c-300x225.jpg" alt="" width="300" height="225" /></a><span style="color: #808080;">Fikret Doğan</span></h2>
<p>Canan, Seda, Emine akşam güneşinin kızıla boyadığı gökyüzünü hayran hayran izlediler. Karla kaplı ormandaki anne ve babalarının dağda yaktıkları meşe kömürü dumanına bakarak, onların kendilerine  mesaj yolladığını hayal edip, bunu okumaya çalıştılar. Hepsi yarın ki derslerini yapmak için üst kata çıktılar. Çocukların gürültüsü artınca, Ayşe Nine: ”  dersinizi sessizce çalışır ve bitirirseniz akşam yatmadan önce size papatya ile gelinciğin hikayelerini anlatacağım.” diye seslendi.   Çocuklar hep bir ağızdan “ yaşaaaasııııınnnnnn” diye bağırdılar.</p>
<p>Ayşe Nine, gülerek ekmek evine geri döndü. Akşam yemeği yapmak için, kendi yaptığı bulguru çıkardı. Kuruttuğu patlıcan ve biberleri de doldurmak üzere askıdan indirdi.  Salçasını hazırladı. Her şeyi kendi yetiştirmeye çalışırdı. Ayşe Nine,  çorba için de yazın hazırladığı tarhanadan üç kaşık  tencereye koydu. Yavaş yavaş karıştırırken düşünmeye başladı. İnsanların ağız tatlarını ne bozmuştu?  Çünkü İnsanlar artık eski yiyecekleri ve tatlarını bulamıyordu. Tohumlar tek kerelik olmuştu. Eskiden hormon kullanılmazdı. Domates domates gibi kokar, salatalık salatalık gibi. Şimdi normal olan bir şey kalmış mıydı? Balıklar, tavuklar hormonla on beş günde yetişiyordu. Ama tatları bozulmuştu. Hastalık da artmıştı bu hormonlar yüzünden. Şimdi yeni ayrımına varmışlardı insanlar. Şehirdekiler doğal yiyecekleri aramaya ba şlamışlar. Ne olmuştu da topraklarına tütün, şeker pancarı, çay, buğday, mısır ekemez olmuştular? Neden her şeyi dışarıdan almak zorunda kalmışlardı? En güzel domatesler onların bahçesinde olurdu. Şimdi domateslerin içi yok, kabukları meşin gibi olmuştu. Yumurta tavuklarını “kuş gribi var” diye öldürmüşlerdi.  Tavuksuz kalmışlardı…<br />
<span id="more-82"></span></p>
<p>Ne olmuştu? Neden dağlarını yiyip bitiren, taş ocakları ve beton santralarına izin verilmişti? Bir türlü kafası almıyordu. Önce muhtar, sonra kaymakam ve vali söz vermişlerdi. “Bir tek ağaç kesilmeyecek, kesilenin yerine yenisi dikilecek.&#8221; diye. Oysa bırakın ağaç dikmeyi,  çocukluğunda hayranlıkla izlediği  koca dağ giderek yok oluyordu. Torunlarına nasıl bir köy bırakacaklardı?…</p>
<p>Yaz- kış evlerin çatısını, bahçedeki mısırları, domatesleri, ormandaki ağaçları, çiçekleri, her tarafı  taş ocaklarından, beton santralinden savrulup gelen ince beyaz toz tabakası kaplıyordu…</p>
<p>Kafasında bin bir soru, bin bir yanıt dönüp duruyordu. Doluya koyuyor olmuyordu, boşa koyuyor  dolmuyordu. İçi sıkıldı. Kendileri iyi kötü yaşamışlardı. Ya torunları, ya torunlarının çocukları nasıl yaşayacaktı? Onları nasıl bir gelecek bekliyordu? Suyun olmadığı, savaşların harap ettiği bir dünya mı?  Giderek bozulan bir dünya mı? Oksijenin azaldığı, kirli bir dünya  mı? Kıyamet dedikleri  şey  yaklaşmış mıydı?</p>
<p>İç sıkıntısını gidermek için bir türkü tutturdu.” Çalın davulları çaydan aşağı, aman. Mezarım derin de kazın dostlar, belden aşağı. Aman ölüm yaman ölüm…” Akşam yemeğini ocağa koyup pencereden, dağların ardında batmakta olan güneşin mor-kızıltılı izini sürmeye başladı.</p>
<p>Çocuklar bağrışarak ekmek evine indiler. Ayşe Nine ocakta kaynamış mis gibi tarhanayı tabaklara koyduğunda buğusu ve kokusu bütün sofrayı kaplamıştı.  Çocuklar büyük bir iştahla çorbalarını içtiler. Hepsini sevdiği kurutulmuş patlıcan ve domateslerden yapılmış dolmalara, yanık köy yoğurdunu koyup afiyetle yediler. Hepsi o kadar çok yemişlerdi ki bir adım atacak halleri kalmamıştı. Ayşe Nine hepsini kaldırıp ellerini, ağızlarını yıkattıktan sonra dişlerini fırçalattı. Çocuklar neşe içinde ocağın yanına oturdular.  Bütün gözler Ayşe Nine&#8217;ye çevrilmişti.</p>
<p>Ayşe Nine” Sizlere Papatya’nın hikayesini anlatacağım. O zarif ve inceciktir. Boynun üzerindeki sarı göbeği beyaz yaprakçıklarla sarılıdır. Hepiniz kırlara çıktığınızda mutlaka papatyaları görmüş olmalısınız. İnsana mutluluk, neşe veren bir çiçektir Papatya. Hepiniz papatyayı koparıp, yapraklarını tek tek rüzgara bırakırsınız ve sorarsınız “seviyor sevmiyor, seviyor sevmiyor……..”</p>
<p>Onun boynu bükük olduğuna bakıp, onun korumasız, cılız, çektiğinizde kökünden söküp alacağınızı sanırsanız yanılırsınız. İşte size bu boynu bükük, küçük Papatya ile Rüzgar&#8217;ın hikayesini anlatacağım.</p>
<p>Çiçekler ülkesinde bütün çiçekler Nergis ile Kardelen çiçeğinin yaşadıklarını bilir ve bir birine aktarırmış.  Bütün çiçekler bir birini tanır ve bilirmiş. Çiçek ülkesinde her çiçeğin bir hikayesi de varmış; gelinciğin, güne bakan çiçeğinin ve diğerlerinin. İşte bu ülkede çok sık anlatılan masallardan biri de Papatya&#8217;nın Rüzgar&#8217;a karşı verdiği mücadele imiş.</p>
<p>Rüzgar, çiçekler ülkesinin tek hakimi olarak dolaşır, etrafa afra tafra yaparmış. Şişinerek, &#8220;benim öfkemden, şiddetimden korkmayan hiçbir canlı yoktur. Ben istediğimi bir nefeste yer ile yeksan ederim. Baş üstünde taç bırakmam “ der, övünür, hava atarak dolaşırmış.. Bunun zaafını bilen ağaçlar, Rüzgar&#8217;ı pohpohlarmış. “aman efendim, sepet efendim sizden büyük kimse yok. Siz püüüüüf dedi mi her yer toz duman olur” deyince bizimki püfüüür püffüüüür sesler çıkarırmış ağaçların dalları arasında. Ağaçlar,   Rüzgar&#8217;ın, çiçekleri, böcekleri korkutmak için avurtlarını şişirirken, yüzünün aldığı  şekle  bakıp, komik hallerine bıyık altından gülerlermiş. Fakat bereket Rüzgar bunun ayrımında değilmiş. Yoksa hırsla eser, dallarındaki çiçeklerini savurur,  koparırmış. Ağaçlar çiçeksiz ve meyvasız kalmaktan korkarmış . Rüzgar,  vuflaya vuflaya eser, çiçekleri korkutur, taç yapraklarını döker, kimilerinin boynunu bükermiş. Rüzgar&#8217;ın şımarık, hodbin tavırları kuşlar, böcekler arasında da sevilmezmiş. Bu yüzden Rüzgar&#8217;ın hiç samimi arkadaşı olmamış. Rüzgar herkesin kendinden kaçtığını, korktuğunu bu yüzden de arkadaş olmadığını bilir, ama önemsemez görünürmüş. Görünürmüş ama için için de üzülürmüş. Oyun oynayacak, dertlerini paylaşacak bir arkadaşı dostu sevgilisi olsun istermiş.</p>
<p>Rüzgar, yorgun ve canı sıkkın ovadaki gezintisini bitirmiş. Öğlen güneşinden korunmak için yukarıdaki Dağ Dere&#8217;nin yamaçlarındaki derenin kenarındaki çınar ağacının duldasına çekilip uzanmış. Öyle yorgunmuş ki  gözleri hemencecik kapanmış. Derin bir uykuya dalmış. Uykuda iken  alıp verdiği her nefes, sobanın üstündeki çaydanlık gibi hışıltı çıkarıyormuş. Öyle horlamaya başlamış ki horultusundan etraftaki kuşlar, böcekler rahatsız olmuş. Fakat kimse korkudan rüzgarı uyandırmayı dahi düşünemiyormuş. Fakat küçük, bembeyaz yaprakları olan Papatyacık sarı göbeğini nefesle doldurup bütün gücüyle “Heeeeeeeeeeeeeey, sen uyansana, HEEEeeeeeeeeey uyan. Ne çok horluyorsun.”diye bağırmış. Fakat Rüzgar, bu sesi duymamış olacak ki horultuyla uyumaya devam etmiş. Küçük Papatya, bir kez daha ama daha güçlü “heeeeeeeey heeeeeeeeeeeeeeey uyan”diye bağırmış. Rüzgar, göz kapakları nı zorlukla açmış. “Bir ses duydum bana bağırıyorlardı. Rüya mı gördüm acaba?” diye söylenmiş. Küçük Papatya ”hayııır rüya değil. Heyyyyyyy buraya bak ben çınar ağacının dibindeyim.”demiş. Rüzgar, gözlerini kocaman açmış. Ne görsün  çınarın hemen dibinde güzel mi güzel bir çiçek bembeyaz kollarını ağzına boru yapmış kendisine sesleniyor. Rüzgar, Papatya&#8217;nın yanına inmiş ona kim olduğunu sormak için ağzını açtığında zavalı papatyacık rüzgarın esintisinden sallanıp durmuş. Ama korkusuzca Rüzgar&#8217;a bakmış. Ona  çok gürültü yaptığını, kimseyi rahatsız etmeye hakkı olmadığını söylemiş. Rüzgar, bu cesur Papatya&#8217;dan çok etkilenmiş. O&#8217;nun korkusuz ve yalansız tavrını beğenmiş, O&#8217;na aşık olmuş.</p>
<p>Rüzgar, bu yeni duyguyla doğaya ve diğer canlılara daha sevecen daha şevkatli davranmaya başlamış. Aşk, her şeyi değiştirir, dönüştürürmüş. Rüzgar, böcekleri, çiçekleri korkutmaktan vaz geçmiş. Onların tohumlarını alıp ötelere taşımış. Ağaçların ve çiçeklerin polenlerini birbirleriyle buluşturup gelecek mevsime yeniden çıkmalarını sağlayacak zemini hazırlamış. Herkes Rüzgar&#8217;ın bu kadar değişmesine şaşmış. Onun Papatya’ya  aşık olduğunu duyunca şaşırmışlar. Bazı çiçekler Papatya&#8217;yı kıskanmış. Bazı çiçekler de Papatya&#8217;nın Rüzgar&#8217;ı sevmediğini, korkudan O&#8217;nun yanında kaldığını fısıldayıp durmuşlar. Zaman akıp geçmiş. Rüzgar, her gün ovaları dağları dolaşıp gelir Yukarı Dağ Dere&#8217;deki Papatya&#8217;nın yanında dinlenirmiş…..</p>
<p>Rüzgar, yine sabah sabah daha güneş  gök yatağından kalmak üzereyken etrafta vınlaya vınlaya dolaşmaya başlamış. Ağaçları, kuşları, böcekleri, çiçekleri ıslak nefesiyle  uyandırmış.  Bütün canlılar uyandıklarında üzerlerindeki ıslak şeyin rüzgarın nefesi olduğunu anlamışlar. Rüzgar, her sabah onlara çiğ tanesi bırakır onlara değiştiğini gösterirmiş. Fakat çiçeklerin arasındaki fısıltı dönmüş dolaşmış rüzgarın kulağına gelmiş. Çıkarılan söylentiye inanmış.  Rüzgar&#8217;ın içine bir şüphe düşmüş.  Şüphe ve güvensizlik en sağlam ilişkileri yıkacak kadar  güçlüymüş. Şüphe Rüzgar&#8217;ı kollarına almış ve onu sıkmış sıkmış. Rüzgar duyduklarına inanmış. Bu yüzden çok kızmış, öfkelenmiş. Vınlaya, vuvlaya çınarın dibinde uyuyan Papatya&#8217;nın başucuna gelmiş. Öyle esmiş öyle esmiş ki zavalı Papatyacık ne olduğunu anlamadan tek tek yapraklarını rüzgarın esintisine kurban vermiş. Yaprakları kopan Papatya, ellerini yüzüne kapatmış ağlamış, ağlamış. Çünkü sevgilinsin kendine haksızlık ettiğini, söylenenlerin yalan olduğunu anlatamamış. Rüzgar, O&#8217;nu dinlememiş bile. Çekip gitmiş. Zavallı Papatyacık boynu bükük kala kalmış. Zaman akıp geçmiş…</p>
<p>Rüzgar öfkesi geçip, yeniden kırları, ovaları dolaşmaya başlamış. Bir gün yine  dolaşırken sevgilisyle tanıştığı yere gelmiş. Çınar ağacının dalları arasında vuuffff  vuufff diye dolaşıp dururken.Çınar ağacından bütün gerçeği öğrenmiş.  Fakat Papatya oracıkta yokmuş. Rüzgar bütün dünyayı dolaşmış en sonunda Papatyasını Yukarı Dağ  Dere&#8217;nin  tepesindeki saklı gölün yanında bulmuş. Rüzgar, yaptığından pişman olduğunu söylemiş. Ama küçük Papatya asla onu affetmemiş.  Rüzgar, bin pişman ayrılmış. Biliyormuş ki artık kimse onu Papatyası kadar sevmeyecek.</p>
<p>Rüzgar, gördüğü herkese“ Sakın haaa, güvensizlik ve kuşku yüzünden, insanlar, arkadaşlar, sevgililer bir birlerini anlamadan, dinlemeden suçlamasınlar.  İçindekileri ve sorunlarını doğruca bir birlerine anlatsınlar. Benim yaptığımı yapmayın” diye öğüt vermiş.</p>
<p>Bütün sevgililer, kırdaki papatya sorarlar “rüzgarı, seviyor musun sevmi yor musun?&#8230; Yanıt koparılan her papatyada saklıdır.</p>
<p>Ayşe Nine, Papatya&#8217;nın hikayesini bitirir bitirmez çocuklar hep bir ağızdan konuşmaya başladılar. Ayşe nine, ” biraz kendi kendinize oynayın. Yatmadan önce size yeni hikaye anlatacağım. “ dedi.</p>
<p>Çocuklar kendi aralarında iki grup oluşturup ben kimim oyununu oynamaya başladılar. Saatlerce süren oyun, yenileceğini anlayan Çınar&#8217;ın mızıkçılık çıkarmasıyla son buldu. Ortalık karıştı. Her kafadan bir ses çıkmaya başladı. Olaya Ayşe Nine el koydu. Çocukların her birinin pijamalarını giydirdi. Ellerini yüzlerini  yıkattıktan sonra dişlerini fırçalattı. Hepsini bir bir koklayarak öptü. Çocukların hepsi böcü böcü, Ayşe Nine&#8217;ye bakıyordu. Uykudan önceki masalı bekliyorlardı.</p>
<p><strong>Fikret Doğan<br />
</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.hikayeoku.com/genel/boynu-bukuk-papatya.htm/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bencil Nergis&#8217;in Hikayesi</title>
		<link>http://www.hikayeoku.com/genel/bencil-nergisin-hikayesi.htm</link>
		<comments>http://www.hikayeoku.com/genel/bencil-nergisin-hikayesi.htm#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 10 Feb 2010 09:02:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[arkadaşlık hikayeleri]]></category>
		<category><![CDATA[fikret doğan hikaye]]></category>
		<category><![CDATA[fikret doğan hikayeleri]]></category>
		<category><![CDATA[hikaye oku]]></category>
		<category><![CDATA[hikaye özetleri]]></category>
		<category><![CDATA[hikayeler]]></category>
		<category><![CDATA[kardelen]]></category>
		<category><![CDATA[köy hikayeleri]]></category>
		<category><![CDATA[nergin çiçeği]]></category>
		<category><![CDATA[nergis]]></category>
		<category><![CDATA[nergis çiçeği]]></category>
		<category><![CDATA[nergis hikayesi]]></category>
		<category><![CDATA[nergiz]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.hikayeyaz.com/?p=77</guid>
		<description><![CDATA[Fikret Doğan Nergis, Kardelen&#8217;e verdiği sözü tutamamanın sancısını için için yaşıyordu.  Nergis, kimseye bir şey belli etmemek için etrafı kahkahalarla çınlatıyor, sahte gülücükler atıyordu. Kendini beğenmişliği galip gelmişti. Arkadaşını kandırdığını, sözünü tutmadığını unutmaya çalışıyordu… Nergis, baharın gelmesi ile birlikte süslenip, güzelleşip ortaya çıkmış ve en güzel kokuları yaymış. Bütün orman, dağ, taş burcu burcu Nergis’in [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h2><a href="http://www.hikayeoku.com/wp-content/uploads/echo_and_narcissus-400.jpg" rel="lightbox[77]"><img class="alignright size-medium wp-image-433" style="border: 4px solid black;" title="echo_and_narcissus-400" src="http://www.hikayeoku.com/wp-content/uploads/echo_and_narcissus-400-300x226.jpg" alt="" width="300" height="226" /></a><span style="color: #808080;">Fikret Doğan</span></h2>
<p>Nergis, Kardelen&#8217;e verdiği sözü tutamamanın sancısını için için yaşıyordu.  Nergis, kimseye bir şey belli etmemek için etrafı kahkahalarla çınlatıyor, sahte gülücükler atıyordu. Kendini beğenmişliği galip gelmişti. Arkadaşını kandırdığını, sözünü tutmadığını unutmaya çalışıyordu…</p>
<p>Nergis, baharın gelmesi ile birlikte süslenip, güzelleşip ortaya çıkmış ve en güzel kokuları yaymış. Bütün orman, dağ, taş burcu burcu Nergis’in kokusuyla dolmuş. Etraftaki bütün arılar, uçuç böcekleri, kelebekler, bu kokunun sahibi Nergis&#8217;e hayranlıklarını sunmuşlar. Diğer çiçekler de O&#8217;na övgü dolu sözler söylemiş. Nergis bu övgülerden öyle mutlu olmuş öyle mutlu olmuş ki, kendini çiçeklerin kraliçesi olarak ilan etmiş. Ne olduysa da ondan sonra olmaya başlamış.</p>
<p>Alımlı ve hoş kokulu olan Nergis çiçeği kendini o kadar çok beğenmeye başlamış ki  artık kimseyi beğenmez olmuş. Kendisiyle konuşmaya gelen arkadaşı Uğur böceğine öyle bir bağırmış ki, zavallı uğur böceği korkudan küçük dilini yutacakmış neredeyse. Nergis&#8217;in bu kadar hırçın ver kaba olmasını anlayamamış. O&#8217;na, arkadaşların bir birlerine yüksek sesle, ya da bağırarak konuşmaması gerektiğini söylemeye çalışınca da Nergis çılgına dönmüş. Uçuç böceğini yanından kovmuş. Nergisin buram buram kokusu arıları, karıncaları da etkilemiş. Onlar da Nergisin yanına yaklaşmak istemişler ama Nergis onları da öyle haşlamış ki neye uğradıklarını şaşırmışlar.  Kırlardaki çiçekler ve böcekler Nergis&#8217;teki bu değişikliğin anlamını çözmeye çalışmışlar. Sonunda O&#8217;nun bencil, kendini beğenmiş olduğuna karar vermişler. O&#8217;nun yanına uğramama, konuşmama kararı almışlar.&amp;nbs p; Nergis, onların gidişinden hiç de mutsuz olmamış. “zaten çirkin ve pis kokuyorlardı, bana yakışmıyorlardı” diye söylenip durmuş.<br />
<span id="more-77"></span></p>
<p>Rüzgar, bütün konuşulanları duymuş. Olanları izlemiş. Nergis&#8217;e bir ders vermek gerektiğini düşünmüş. Rüzgarın uğultusu ve esintisi karşısında hiçbir çiçek, bitki, ağaç ayakta kalamazmış. Rüzgar öyle esmiş öyle esmiş ki, Nergis’in yaprakları tir tir titremiş. Tek tek kopmaya başlamış. İncecik sapı üzerindeki çıplak boyunu neredeyse kırılacakmış. Nergis çok korkmuş.  Zarif boynunu bükülü kalmış.  Kendi kendine “  şu fırtına bir dinsin, artık kimseye bağırmayacağım, kimseyi incitmeyeceğim, kimseyi kandırmayacağım, verdiğim her sözü tutacağım” diye söz vermiş.</p>
<p>Rüzgar, O&#8217;na bu kadar korkunun yeterli olduğuna karar vermiş. Sert esmeyi kesmiş. Yumuşak nefesini bütün çiçeklere bütün böceklere yeniden göstermiş. Ortalık süt liman olunca Nergis yaptığı bencillikten çok utanç duymuş. Bütün canlılardan özür dilemiş, onlarla barışmış. Bir tek eski arkadaşı Kardelene ulaşamamış. Onu kandırmanın  ve bir dost kaybetmenin acısını yüreğinde hep taşımış. Bütün canlılar; arılar, uç uç böcekleri, kelebekler, kuşlar yeniden doğaya yayılmışlar. Açan çiçekleri koklamışlar.  Arılar onların üzerinden topladıkları özlerle bal yapmışlar, onların polenlerini alıp başka çiçeklerle birleştirip döllenmelerini sağlamışlar. Kuşlar ağaçların üzerinde yuva yapıp güzel sesleriyle doğaya neşe vermişler. Yer yüzünde her şey  yeniden düzene girmiş. ”İşte masal bu kadar cocuklar. Haydi bakalım artık biraz dinlenin.” dedi Ayşe Nine.</p>
<p>Canan, “  Babaanne, bu Nergis çiçeği neden kendini bu kadar beğenmiş. Kendini beğenmek, kötü bir şey mi?” diye sorunca</p>
<p>Ayşe Nine “ yavrucuğum, bu çiçeğin çok eski bir hikayesi daha var. O efsaneye Göre” Narkissos adında çok yakışıklı bir delikanlı yaşarmış bu topraklarda. Ekho diye bir kız Narkissos&#8217;u görür görmez aşık olmuş. Ekho, çirkin olduğu için ona görünmek istemezmiş. Çalıların arkasından konuşurlarmış. Fakat Narkissos bir gün kızla buluşmak istemiş. Kız, buluşmak için ortaya çıkınca da  Ekho’nun çirkinliğini gören Narkissos korkup, kaçmış. Ekho bu duruma çok üzülmüş, ah etmiş. Narkissos dere tepe gezmiş ve yorulmuş. Dinlenmek için de gölün yanındaki çayıra uzanmış. Narkissos  uyanıp,  durgun gölde yüzünü yıkamak isteyince suda kendi aksini görmüş, ve kendine aşık olmuş. Kendi yüzüne bakmaktan vazgeçemez olmuş. Kendine hayran hayran bakarken birden suya düşüp ve boğulmuş. Narkissos&#8217;un öldüğü yerde sarı göbekli beyaz yapraklı çiçekler açmış. İşt e o çiçeklere Nergis denmiş. O zamandan  bu zamana.”</p>
<p>Canan, Seda, Emine, Kemal ve Çınar Nergis çiçeğinin neden bencil olduğunun mitolojik öyküsünü de öğrenince, “biz kimseyi kırmayacağız. Kendimizi boş bir beğenmişlik içinde avutmayacağız.” diye karar almışlar.</p>
<p><strong>Fikret Doğan</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.hikayeoku.com/genel/bencil-nergisin-hikayesi.htm/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kayıp Dünyanın Masalları</title>
		<link>http://www.hikayeoku.com/genel/kayip-dunyanin-masallari.htm</link>
		<comments>http://www.hikayeoku.com/genel/kayip-dunyanin-masallari.htm#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 06 Feb 2010 08:27:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[fikret doğan hikayeler]]></category>
		<category><![CDATA[fikret doğan hikayeleri]]></category>
		<category><![CDATA[fikret doğan oku]]></category>
		<category><![CDATA[gerçek hikayeler]]></category>
		<category><![CDATA[hayat hikayeleri gerçek hayat hikayeleri]]></category>
		<category><![CDATA[hikaye oku]]></category>
		<category><![CDATA[öykü oku]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.hikayeyaz.com/?p=69</guid>
		<description><![CDATA[Fikret Doğan Yukarı Dağ Dere köyü Ege’nin şirin mi şirin bir dağ köyüdür. Yukarı Dağ Dere’ nin dağları çam, meşe, ardıç,  çınar ve kestane ağaçlarıyla kaplıdır. Dağlarda biriken karlar baharla birlikte erir, akan sular dağların kuytularında büvetler oluşturur. Yükseklerden süzüle süzüle  gelen  kar suları,  Yukarı Dağ Dere’nin gözlerinde buz gibi suya dönüşür. Bu yüzden Yukarı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h2><a href="http://www.hikayeoku.com/wp-content/uploads/honaz_yukari_dagdere_golu_45.jpg" rel="lightbox[69]"><img class="alignright size-medium wp-image-468" style="border: 4px solid black;" title="honaz_yukari_dagdere_golu_45" src="http://www.hikayeoku.com/wp-content/uploads/honaz_yukari_dagdere_golu_45-300x159.jpg" alt="" width="300" height="159" /></a><strong>Fikret Doğan</strong></h2>
<p><strong> </strong>Yukarı Dağ Dere köyü Ege’nin şirin mi şirin bir dağ köyüdür. Yukarı Dağ Dere’ nin dağları çam, meşe, ardıç,  çınar ve kestane ağaçlarıyla kaplıdır. Dağlarda biriken karlar baharla birlikte erir, akan sular dağların kuytularında büvetler oluşturur. Yükseklerden süzüle süzüle  gelen  kar suları,  Yukarı Dağ Dere’nin gözlerinde buz gibi suya dönüşür. Bu yüzden Yukarı Dağ Dere’nin her bir köşesinde “göz”e rastlarsınız. Her gözün duvarına zincirle sabitlenmiş bakır maşrapalardan kana kana su içersiniz. Yukarı Dağ Dere, adına yakışır serin sulara sahiptir ve yüce dağları ormanlarla kaplıdır. Yukarı dağ Dere’nin tepelerini, dağlarını aşıp zirveye ulaştığınızda dingin mi dingin, yeşil mi yeşil bir gölle karşılaşırsınız. Çamlar, ardıçlar, meşeler, çiçekler renklerini düşürmüşler Saklı Göl&#8217;ün aynasına. Saklı Göl&#8217;den b ir manzara yansır mavi göğe; çamlar, ardıçlar, meşeler, çiçekler. Dinginliği ve durgunluğu bozan tek şey kuşların ötüşüdür ol zamanda. Çiçekler renk renk, çeşit çeşit, koku koku. Her şey usta bir ressamın fırçasından dökülmüş doğaya.<br />
<span id="more-69"></span></p>
<p>Dağlarda yaşayan orman köylüleri; yaşlısı, genci, çoluk çocuğu, ormandan geçimini sağlardı. Büyükler ormana gidip, ormanda yaşlanmış, gençleştirme çalışmaları için işaretlenmiş ağaçların budanmasında çalışırken,  biraz büyük olan çocuklar kışlık odun ihtiyacını karşılamak için rüzgarın döktüğü kozalakları toplarlardı ya da derede alabalık tutarlardı. Küçük çocuklar ise inek, koyun ve keçilerin yayılması işi ile uğraşırlardı… Bu dağ köyünde herkes bir işle uğraşırdı. Hayat mücadelesinde kendi kavlince ailesine katkıda bulunurdu. Hayat şartları çetindi. Doğanın zorlukları burada yaşayan insanların karakterlerini de belirlerdi. İnsanlar doğa karşısında hep dayanışma ve iş bölümü içindeydiler. Herkes bir birine karşı sevgi ve sorumluluk taşırdı. Arkadaşlık bağları yüce dağlar kadar sağlamdı. Dertler, sorunlar paylaşılarak azaltılırken, sevinçler üleşilerek a rtardı.</p>
<p>Çocuklar okumak için hep birlikte aşağıdaki köye kar tipi demeden inerlerdi. Kurda, kuşa yem olmamak için hep birlikte okula, Aşağı Dağ Dere’ye kadar yürürlerdi. Kar yolları kestiğinde, okula gidemediklerinde bir araya gelip hikayeler okuyup, ders çalışıp vakitlerini yararlı kullanırlardı.</p>
<p>Yukarı Dağ Dere’nin en önemli geçim kaynaklarından biri de meşe kömürü yapımıdır. Meşe kömürü öyle kolay  kolay elde edilmez. Direnir, nazlanır. Sabır ister. Kavga ister. Mangalda yaktığımız gibi hemencecik tutuşuvermez. O kömürün karasında,  Mehmet amcanın  alın teri ve  Ayşe ninenin, kömür karası göz yaşları saklıdır. Bütün köy halkı toplanır, bir araya gelir,  yoğun bir emek  harcanarak Meşe dalları toplanır, dağ haline getirildikten sonra, için için, kıvamında yakılır. Ustalaşmış  ellerin,  verilen emirleri doğrultusunda  hareket  edilirdi. Kömür elde edilirken ortalığı yoğun bir duman kaplar, göz gözü görmezdi. İşte o zamanlar da kömür yapımına  giderken bırakılan  küçük çocuklar,  köyün  en yaşlısı Ayşe ninenin ekmek evinde toplanırdı. O’nun  eski elbisesinin altındaki cebinden çıkaracağı şekerlemeleri, kuru üzümleri ve kavrulmuş susamları dört gözle beklerlerdi çocuklar. Bir yandan Ayşe ninenin verdiklerini yerken diğer yandan da anlatacağı masalları sabırsızlık içinde beklerlerdi…</p>
<p>Yine kış gelmiş Yukarı Dağ Dere’nin dağları, ormanları karla kaplanmıştı. Köylüler grup grup ayrılmış meşe kömürü yapmak için işaretlenmiş ağaçları kesemeye gitmişlerdi. Kadınlar kar doldurdukları kazanların altını yakmışlardı. Çamaşır yıkamak ve yemek suyu için kar toplamışlardı. Torunları Ayşe ninenin etrafını sarmış, ondan kendilerine masal anlatmasını istiyorlardı.</p>
<p>Canan, Seda, Emine, Kemal ve Çınar  &#8220;nine ne olur bize masal anlatıver&#8221; diye yalvar yakar oluyorlardı. Ayşe nine Canan’ı kıramazdı. Torunları içinde en çok Canan’ı severdi. Onu kendi annesine benzetirdi. Ona gizli gizli akide şekeri  verir  ya da kızarmış ekmeğine, salça sürerdi. Canan, çok cılız bir çocuktu. İncecik  bacaklarının üzerinde sıska bir vücudu, böcü böcü bakan düğme gözlerinin arasında kocaman bir burnu vardı. Yanaklarındaki çıkık elmacık kemikleri elmas gibi parlardı. Sağlam bir karakteri yansıtan surata sahipti. Bukle bukle saçları küçük omuzlarından aşağı salınırken o kendini prenses gibi hissederdi. Gözleri kararlı ve inatçı olduğu kadar sevgiyle de bakardı. Gonca dudakları, inat ettiğinde mühür gibi sıkılı kalırdı. O atalarının genlerini taşıyordu. Ayşe ninenin ataları yörüktü ve binlerce yıl önce, ötelerden gelip yerleşmişlerdi buraya. Ayşe nine, bu kızın insanlığını, zekasını,  inadını ve cesaretini kendine benzetir, onu diğer torunlardan ayrı tutardı.  İşte bu yüzden Canan&#8217;ı kıramadı.</p>
<p>Ayşe nine,“Toplanın kızcalar, kızanlar size yeni mesel anlatacağım” dedi.</p>
<p>Ekmek evinde ocaktaki ateş harlanmıştı. Ocaktan, çıtır çıtır yanan meşe odunlarının  kütürtüsü geliyordu. Ayşe nine kendine dağlardan topladığı adaçayı dallarını, demliğin içine attı. Ateşi sopayla karıştırıp közleri yaydıktan sonra patatesleri içine gömdü. Ekmek evinin penceresinden sarkmış buzların arasından karlı dağlara uzun uzun baktı. Dağlar eskiden daha heybetliydi. Sanki bir şeyler dağlarını kemiriyordu. Dağ, her geçen yıl daha da küçülüyordu. Ocakta ağır ağır pişmekte olan patateslerin kokusu etrafa yayıldıkça çocukların sabırsızlığı artıyordu.</p>
<p>Ayşe nine, “Çocuklar, bu dünyada binlerce tür canlı yaşar. Unutmayın evlatlarım, bütün canlılar bir birlerine görünmez bağlarla bağlıdır. Bir canlı türü yok olursa sonunda biz de yok oluruz. Biz ormanlarımızı, sularımızı, havamızı doğru kullanmazsak, dünyayla barışık yaşayamazsak, çevremize karşı duyarlı olmazsak dünya bize küser. Dünya küserse de, ne yiyecek ekmek yapacak buğday, ne içecek temiz su, ne de nefes alacak temiz hava bulabiliriz. Eskiden bizim köyden başlayıp şu dağların doruklarına kadar çıkan sık ormanlar vardı, günışığı geçemezdi ağaçların arasından. O ormanda yüzlerce canlı yaşam sürerdi. Bakın, güzelim Yukarı Dağ Dere&#8217;miz ne hale geldi, her köşesinden debi derya olan derelerimiz kurudu. Çeşmelerin çoğundan su akmıyor artık.  Ormanlarımız duyarsız insanların kötü davranışları sunucunda kesile, yana tükene yazdı. Dağlarımızın taşlarını ocaklarda kırıp satıyorlar. Çocuklar, biz bu dağdaki ormana, ormandaki ota, böceğe, çiçeğe, kurda, kuşa, karıncaya sevgi ve şevkatle yaklaşmalıyız. Yoksa buralardan göçmek zorunda kalırız. Bakın Afrika&#8217;ya yemyeşil vahalar ormanlar sular çekilince her taraf çöl oldu. İnsanlar açlıktan  yurtlarını terk ediyor, çocuklar  hastalıktan kırılıyor, ölüyor.” dedi.</p>
<p>Çocukların gözleri endişe ile doldu. Yüzleri güneş gibi parlıyorken, gölgelendi. Ayşe nineyi sevgi ve ilgiyle dinliyorlardı.</p>
<p>Canan “nineciğim ben, bir meşe fidanı diktim, yavru kuşlara ekmek kırıntıları bırakıyorum.”  Çınar, “ben okuyup kaymakam olacağım neneciğim. Ormanları, dağları koruyacağım.” deyince diğer çocuklar da hep bir ağızdan yapacaklarını anlatmaya başladılar…</p>
<p>Ayşe nine,”Yavrularım,  dağların doruklarından süzüle süzüle, kıvrıla büküle, kimi zaman yükseklerden dökülen akan sular Yukarı Dağdere’ye ulaştığında şirin bir dereye dönüşür. Eğer siz büyüdüğünüzde, bu dereyi, köyden geldiği yere, dağlara doğru izleyerek  keşfe çıkarsanız  renk renk çiçekler göreceksiniz. Çiçeklerden yayılan bin bir çeşit güzel kokular koklayacaksınız. Doğanın kendi kokusunun dünyanın en güzel parfümünden daha güzel koktuğunu anlayacaksınız” dediğinde. Emine, Seda ve Canan birbirlerine bakışıp gülüştüler…</p>
<p>Ayşe nine, &#8220;şimdi size güzeller güzeli  Kardelen’in hikayesini anlatacağım” deyince, Canan, Seda, Emine iyice sessizleştiler.</p>
<p>“Dağların doruklarında, insanların ayağının basmadığı yerde, ormanla çayırların birleştiği düzlükteki suyun etrafında güzel mi güzel, zarif mi zarif çiçekler yaşarmış. Baharın gelmesini dört gözle beklerler, toprağın altında buluşacakları günün hasretiyle yanarlarmış.  Bahar gelip cemre toprağa düşünce, nazlı toprak ısınır, koynundaki bin bir canlıyı öpe okşaya uyandırırmış. Etrafta binlerce çiçek, rengarenk  bezenir, etrafa bin bir çeşit kokular yayarmış. Çiçeklerin etrafında arılar, uğur böcekleri, karıncalar toplanır onların güzelim kokularını içlerine çekerlermiş. Bu çiçeklerin içinde en sevileni,  ince yeşil gövdesi üzerinde süt beyaz taçları,  arasında sarı noktacıkları olan Fulya imiş. Bu çiçek, bütün  canlıların; arıların, kelebeklerin, uğur böceklerinin sevgisini kazanmış.</p>
<p>Bütün çiçekler ”içimizde en güzelimiz sensin seni kraliçemiz seçiyoruz” demişler.  Fulya&#8217;nın en yakın arkadaşı olan Nergis ise “evet evet en güzelimiz sensin” dermiş ama içten içe de arkadaşına kızar, kıskanırmış O&#8217;nu. Kendi kendine “ hiç de en güzelimiz o değil. En güzel olan benim. Ben en güzelim. “ diye düşünürmüş. Diğer canlıların onunla ilgilenmesine onunla vakit geçirmesine sinir olurmuş. Güzel çiçek onun bu düşüncelerinin ayrımında değilmiş. Elindeki her şeyi Nergis&#8217;le paylaşır, O&#8217;nu üzüntülü görünce derdine ortak olmaya çalışırmış.</p>
<p>Nergis&#8217;i yine öyle düşünceli görünce, “ne oldu canım arkadaşım bir derdin mi var?” diye sormuş. Nergis” Bir şeyim yok. Sadece seninle bol vakit geçiremiyorum, ne olurdu ikimiz yalnız olsaydık. Kalabalıktan sıkıldım.” demiş. Zavallı Fulya çiçeği, arkadaşının üzülmesini istememiş ve O&#8217;na “istersen hep seninle oynarım, sen üzülme” demiş.</p>
<p>Nergis beklediği anın geldiğini düşünerek O&#8217;na bir teklifte bulunmuş. “Seneye baharda açmayalım. Biz kışın açalım, hem hiç kimse olmaz. Bütün gün birlikte oluruz. Hem kış daha güzel, sen hiç görmedin.” demiş.</p>
<p>Fulya çiçek de “peki madem sen öyle istiyorsun biz de kışın çıkalım.” demiş.</p>
<p>Zaman akıp geçmiş. Havalar değişmiş. Çiçekler, böcekler, kurtlar ve kuşlar bahar bitince güneşin ardından gitmişler. Ortalık sessizleşmiş. Kış gelip karlar lapa lapa yağmış. Ağaçlar, dallar beyazlara bürünmüş. Birden karların arasından sütbeyaz bir çiçek başını uzatmış.</p>
<p>Kar bile şaşırmış “ kim bu benden bile ak güzel” diye  söylenmiş.</p>
<p>Çiçek başını kaldırıp etrafa şöyle bir bakınmış. Kimsecikler yokmuş. Gözleri Nergis&#8217;i aramış. En yakın arkadaşı, biricik dostu ortalıkta yokmuş. Söz vermiş ancak  buluşmaya gelmemişti. Nergis sözünü tutmamıştı. Oysa çok güvenmişti O&#8217;na. Birine söz verdin mi tutmak gerek demişlerdi bir birlerine.</p>
<p>Çiçek, karların arasında güneşin ışılarına dayanamamış. Beklemiş beklemiş. Arkadaşına, Nergiiiiiis, Nergiiiiiiiisss. Diye dakikalarca  seslenmiş. Fakat ortalıkta  kimsecikler yokmuş. Fulya çiçeği yorgun ve kırgın, boynunu bükmüş. Suskunlaşmış…</p>
<p>Her kış arkadaşının gelmesini umarak, sözleştikleri  gibi, kışın ilk aylarında, karı delip çıkmış ve arkadaşı Nergis&#8217;i beklemiş. Ama Nergis gelmemiş. Çiçek yapa yalnız kalmış.</p>
<p>Dağların doruklarındaki el değmemiş karları toplamaya çıkan karsambacı karların arasında kardan daha beyaz çiçeği görünce şaşırmış ve  &#8221;sen nereden geldin buraya, nasıl delebildin bu karı?&#8221; diye sormuş . Çiçek başından geçenleri anlatınca, karsambacı çiçeğe hayranlık ve saygı duymuş. O&#8217;na, “bundan sonra senin adın kardelen çiçeği olsun. Sen KARDELENSİN. Çok güzelsin.”demiş…</p>
<p>Doğa, her zamanki gibi döngüsünü tamamlamış. Toprak ana yeniden uyanmış etraf yine renklerle bezenmiş, kokularla dolmuş, seslerle taşmış.  Ama bir eksik varmış. Nergis bütün çiçeklerin ilgisini çekse de dostunu kaybetmenin acısını kalbinde hissetmiş.</p>
<p>Ayşe nine “ Çocuklarım eğer birine söz verirseniz tutun. Arkadaşlarınızı asla kandırmayın.”diyerek hikayesini bitirdi. Patatesleri közden alıp çocuklara dağıttı. Çocuklar patatesleri afiyetle yerken Ayşe Nine de ada çayını yudumlayarak pencereden karlı dağları seyre daldı…</p>
<p>Çocuklar büyük bir neşe içinde kartopu oynamaya çıktılar.  Her taraf karla kaplıydı ve hala lapa lapa kar yağıyordu. Çocuklar çığlık çığlığa koşuyor, bir yandan da bir birlerine kar topu atıyorlardı. Peşine düşülen Canan, yavru bir ceylan gibi karın içinde sıçraya sıçraya ninesinin yanına kaçıyordu. Kemal ve Çınar onu yakalayıp karın içine  iyice belediler. Seda ve Emine, Canan&#8217;ı kurtarmak için erkek çocukları kar topuna tuttular. Yaman bir kar topu savaşından yorulan çocuklar ellerindeki kar toplarını bıraktılar ve İki taraf anlaşarak savaşa son verdiler. Kartopundan da olsa savaşmanın, kavga etmenin kötü olduğuna karar verdiler.</p>
<p>Hep birlikte kardan adam yamaya başladılar. Kemal ve   Çınar kardan adamın gövdesi için kocaman bir kar topu yaptılar. Kızlar ise küçük bir kar topunu yuvarlaya yuvarlaya, ancak bir basket topu büyüklüğüne getirebildiler. Çınar ve Kemal yuvarlağı elbirliği ile kaldırıp gövdenin üstüne koydular.  Ayşe Nine&#8217;den kömür parçası ve havuç istediler. Ayşe Nine onlara katılmak için dışarı çıktığında elinde bir süpürge ve kaşkol vardı. Kardan adamın gözleri kömürden burnu havuçtan yapıldı. Eline çalı süpürgesi verildi, şapkası ve kaşkolu da takılınca çocuklar hep bir ağızdan mutluluk çığlığı attılar.</p>
<p>Ayşe Nine “gördünüz mü, birlikte uyum içinde  çalışırsak, nasıl da güzel şeyler yapabiliyoruz. Birlikten, uyumlu çalışmaktan, arkadaşça oynamaktan  asla vaz geçmeyin.” Dedi.  Çocuklar el ele verip kardan adamın etrafında dönerken türküler söylediler,  oyunlar oynayıp eğlendiler…</p>
<p>Canan, Seda’nın kulağına bir şey söyledi. Seda da Emine’nin kulağına, derken kulaktan kulağa bir şeyler fısıldadı çocuklar. Gözlerinde hin bir ışıltı vardı. Hepsi birden yerden karları alıp top yapıp Ayşe Nine&#8217;ye hücum ettiler. Ayşe Nine bu hinliği sezmiş olacak ki arkasındaki ellerinde cephanesi hazırlamıştı çoktan. Çocuklar kartopu atınca, o da onlara attı. Çocuklar Ayşe Nine&#8217;yi teslim aldılar. Ayşe Nine de onlara masal anlatma ve tabii bir de lokum dağıtma sözü verdi. Ancak öyle kurtulabildi ellerinden.</p>
<p>Herkes üşümüştü. Koşarak ekmek evine girdiler. İçeri sıcacıktı. Ayşe Nine, çocuklara birer bardak sıcacık ıhlamur verdi. Çocukların saçlarındaki karlar sıcaktan çözülmüş siğim olmuş akıyordu. Canan’nın yanakları kızarmaya başlamıştı. Ayşe Nine “şöyle yamacıma toplanın bakem çocuklar” deyince herkes ocağın etrafındaki yerini kaptı.</p>
<p>&#8220;Size Kardelen&#8217;in kıskanç, bencil arkadaşı Nergis’in hikayesini anlatacağım.&#8221;  dediğinde gürültü kesildi. Çocukların gözlerinde merak ışığı yandı.</p>
<p><strong>Fikret Doğan</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.hikayeoku.com/genel/kayip-dunyanin-masallari.htm/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

