
Fikret DoğanDoğa okuldan gelir gelmez yemeğini yedi. Dişlerini fırçaladı. Hemen Çınarın tepesindeki ağaç evine çıkıp orada Toprak Kız ile Gök Oğlanın maceralarını okumaya başladı.
Toprak Kız ile Gök Oğlan mutlu yaşamışlar. Yıllar sonra çok güzel bir kızları olmuş. Ona Bahar adını vermişler. Bahar’ın gözleri bal rengiydi. Güldüğünde gözlerinde papatyalar açardı. Sarı saçları küçük elmas omuzlarından dalga dalga beline kadar uzamıştı. Baharın güzelliği yeryüzünde ve gök yüzünde dillere destan olmuştu. Zaman zaman içinde akmış gitmişti…
Bahar büyüyüp serpildikçe afeti devran olmuş, görenler görmeyenlere onun güzelliğini met etmiş durmuş. Bahar güzel olduğu kadar yardım severliği, müşvik kalbiyle de ün kazanmış. O insanlara, hayvanlara, bitkilere sevgiyle yaklaşır şevkatle davranırmış. Bu yüzden nereye giderse gitsin bulunduğu yere aydınlık mutluluk sevgi, canlılık getirirmiş. Baharı gören çiçekler en güzel renklerini bezenirler, en güzel kokularını etrafa yayarlarmış. Ağaçlardaki kuşlar en güzel sesleriyle Bahara serenat yaparlarmış. Meyveler, güneşten aldıkları ışık ve ısıyla, topraktan aldıkları en güzel tatları, rahyaları içlerinde toplar, olgunlaşır Baharın ve insanların kendilerini tatmaları için beklermiş.
(daha fazla…)
Doğa düz siyah saçlı, zeytin gözlü, uzun yüzlü sevimli bir kız çocuğuydu. Bakışları büyümüş de küçülmüş cinstendi. Sabahları kahvaltısını yapar, dişlerini fırçalar okulun yolunu tutardı. Okulu yakın olduğu için yürüyerek giderdi. Yol boyunca bakkal Ali amcaya, manav Mehmet abiye, Simitçi Ayşe teyzeye günaydın der neşe içinde okula girerdi.
Öğleden sonraları eve döndüğünde masada öğlen yemeği onu beklerdi. Doğa ellerini yıkar yemek ayrımı yapmadan yemeklerini afiyetle yerdi. Ödevlerini bitirdikten sonra babasının bahçedeki büyük çınarın dallarının arasına yaptığı ağaç eve çıkar, orada oyunlar oynardı. Bir gün oyundan bıkmış etrafı amaçsızca karıştırırken eski kolilerin arkasına düşmüş ahşap küçük bir sandık dikkatini çekti. Yavaşça kolilerin arasından elini uzatıp sandığı, küçük ama güçlü parmaklarıyla kavrayıp kendine doğru çekti. Doğa sandığın üzerindeki tozları yaş günü mumlarını üfler gibi bir seferde püskürtü ve Büyük bir merakla sandığı açtı. Sandığın içinde deri kaplı kalın bir defter buldu. Defterin üzerinde deriden kabartma bir kız resmi vardı. Doğa hayran hayran bu kabartma kızın saçlarına, yüzün e dokundu. Ne kadar güzel, kusursuz diye düşündü. Doğa defterin üzerindeki kilidi gittikçe artan bir merakla açtı ve ilk sayfaya bir çırpıda göz attı.