Hikaye okumak, gerçeğe tanık olmaktır.

Yumurtalı Ekmek Kızartması

Derya Cebecioğlu

Yemek kuyruğuna girdikleri koridorun pencerelerinden arka kapı görünüyordu. “Okuldan kaçmak ” öğrenciler için her zaman özenle akılda saklanan bir düşünce olduğu için kuyruk beklenirken bu kapı hep gözlenen bir yerdi. Kalın bıyıklı, iri yapılı Bekçi Recep Efendi bir gün bile o kapıyı boş bırakmamıştı şimdiye dek. Soğuk günlerde kapının sağındaki küçük kulübede oturur, hava güzelse de sürgülü demir kapı boyunca bir sağa bir sola dolanır dururdu. Bugüne kadar hiçbir boşluk yakalayamamalarına rağmen, çocuklar yine de, o genç beyinlerinin inatçı sabrı ile bıkmadan usanmadan kapıyı gözlerlerdi.

O Perşembe günü Bekir ile Yalçın ders sonu yirmi dakika cezaya kaldıkları için (defterlerine otuz kere” Bir daha asla okula ödev yapmadan gelmeyeceğiz.” yazdılar.) kuyruğun sonuna yetişmişlerdi. Öğrencilerin tümü koridoru geçmiş, tabldot tepsilerini aldıkları bölmeye girmişlerdi bile. Koridoru koşarak geçerlerken Bekir’in başı istemsizce kapıya yönelmişti yine. Yalçın ise burnunu bir çoban köpeği gibi havaya kaldırmış “Hımm. Yumurtalı ekmek kızartması” diye keyiflenmekteydi adımlarını sıklaştırırken.

- Tanrım, dedi Bekir, koyu kahve gözlerini iri iri açarak. Şuraya bak. Kapı açık.
Yalçın kapıya baktı. Gerçekten aralıktı. Üstüne üstlük bekçi de ortalarda görünmüyordu.

- Hadi, dedi Bekir, yüzünü sıvayan o muzır gülümsemesiyle. Gidiyoruz.

- Ne?!!!, dedi Yalçın hayretle.

Öyle ya, bir şeyi yapmayı hayal etmek başkadır yapmak başka. Okuldan nasıl kaçarlardı? Zaten yaramazlar listesinde üst sıralarda yer alıyordu adları. Bir de bunu yaparlarsa başlarına neler gelirdi kim bilir?

- Ne bakıp duruyorsun aptal. Sana hadi dedim.

Bütün soru işaretleri ve şaşkınlık ünlemlerini bir anda unutup kendilerini olayın heyecanına bırakmışlardı. Duvar diplerine sokulup hızlı hızlı yürüdüler. Bir yandan da, etraflarını ve kendilerini gören olup olmadığını anlamak için okulun pencerelerini kolaçan etmeyi ihmal etmiyorlardı tabii. Birkaç dakika sonra, aralık kapıdan süzülüp kendilerini dışarı attıklarında neredeyse heyecandan kalpleri duracaktı. Ağızları kupkuru, küçük göğüsleri hızla inip kalkmaktaydı.

- Koruluğa, diye bağırdı Bekir.

Koşarak ağaçların arasına daldılar. İkisi de birer ağaca sırtlarını dayayıp soluklarının yavaşlamasını beklediler. Sonra birbirlerine baktılar. Öyle şaşkın bir ifade vardı ki yüzlerinde, görenler dünyada kendilerinden başka bir çocuğun daha olduğunu ilk kez fark ettiklerini sanabilirdi. Derken yaptıkları işin büyüklüğünün, inanılmazlığının coşkusu sardı içlerini.

- Başardık değil mi?

- Evet. Evet, diye bağırdı Bekir. Kaçtık. Gerçekten kaçtık.

Kocaman, neşeli bir kahkaha savurdu ardından. Yalçın da katıldı bu kahkahalara. Kendilerini yerlere atıp tepine tepine dakikalarca güldüler. Sonra yavaş yavaş duruldu sesleri.

- Eee, şimdi n’apıcaz? diye sordu Yalçın.

- Ne mi yapıcaz? (Bunu hiç düşünmemişlerdi ki! Önemli olan yapılamaz olanı yapmalarıydı.) Bilmem. Şey… biyerlere gidelim.

- Nereye gidelim?

- Bilmem.

- Benim karnım acıktı.

- Üff. Sen de hep açsındır zaten.

- Mis gibi yumurtalı ekmek kokuyordu. Keşke yemeğimizi yiyip kaçsaydık.

- Çok aptalsın. Bir fikrim var. Gel benimle.

Yalçın’ın bitmek tükenmek bilmez sorularını sadece bir telefon edeceğini söyleyerek geçiştirdi Bekir. Ama kimi, niye arayacağını söylemedi. “Görürsün.” dedi ışıyan, cin gözleriyle, hepsi o kadar. Birkaç sokak geçtikten sonra altı yedi telefon kulübesinin bulunduğu bir köşe başında durdular. Bekir kartını çıkarıp numaraları ezberinden yavaş yavaş çevirdi.

- Alo babaanne?

Kadın heyecanlanıp üst üste sorular sordu çocuğa. Hepsine uygun birer cevap uydurup başarıyla yatıştırdı onu çocuk.

- Sadece bugün okulda çıkan yemeği beğenmedim. Aç kalktım sofradan. Ben okuldan dönene kadar yumurtalı ekmek kızartır mısın bana? Canım çok çekti. Ha, Yalçın da gelecek. Çok kızart, tamam mı?

Şimdi iş okuldan çıkış saatine kadar bir süre oyalanmaya kalmıştı Kısa bir tartışmadan sonra kayalıklara gitmeye karar verdiler. Denize taş atmak eğlenceli olacaktı. Ama onlar için asıl eğlence ertesi gün okula gidip olanları arkadaşlarına anlattıklarında başlayacaktı kuşkusuz. (Siz burda matematik dersinde sıkılırken, biz dışarda bir gezdik, bir eğlendik…)

* * *

Babaanne telefonu “Ah şu çocuk!” diye kapattı. Saate bir göz atıp çocukların gelmelerine daha üç saat olduğunu görünce yaptığı işe geri döndü. Lacivert bir süveter örüyordu Bekir’ine. Sağlı sollu çift sıra saç örgülü, V yakalı bir süveter. Yağmurlar başlamıştı bile. Soğukların bastırması an meselesiydi artık. Bu süveterle sırtı hep sıcacık kalacaktı torununun. Üşüyüp hasta olmayacaktı. Örgüyü bir şişine toplayıp boşa çıkarttığı şiş ile boyunu ölçtü. “Koca delikanlı oldu.” dedi içinden. Yıllar ne de çabuk geçmişti. “Aaah ah” diye dertlendi sonra. “Ali’m, oğlum. Yaşasaydın da bir görseydin evladını.”

Babasıyla annesi, Bekir daha üç yaşındayken bir trafik kazasında ölmüştü. O gün bu gün babaannesi bakmıştı küçük oğlana. Neredeyse on yıl geçmesine rağmen yaşlı kadının hâlâ, oğlu için sakladığı birkaç damla gözyaşı olurdu kirpiğinin kenarında. Ana yüreği işte. Tanrı biliyor ya, torunu da olmasa aklını oynatırdı, yaşayamazdı belki de. Ona gözü gibi bakıyor, kendinden bile sakınıyordu. Bu çocuk onu hayata bağlayan tek varlıktı.

- Oooo, dedi yaşlı kadın, gözü duvardaki saate kayıverince. İki buçuk olmuş. Ekmekleri hazır edeyim de, sıcak sıcak yesin çocuklar.

* * *

- Ben daha uzağa attım.

- Hiçte bile.

- Sen bir mızıkçısın Yalçın Güntay.

- Mızıkçı sensin Bekir Çandağlı.

- Bir kere daha. Aynı anda atacağız. Var mısın?

- Hey saate bak!

Yarışırlarken zamanı tümden unutmuşlardı.

- Eyvah ! Geç kaldık. Çabuk.

Çocuklar bir ona bir öbürüne sekerek kayaların üstünden atlayıp sahil kenarındaki bisiklet yolunda deli gibi koşmaya başladılar. Bekir köprüye giden yola yönelmişken Yalçın bağırdı :

- Bu tarafa gel. Demiryolundan geçelim. Daha kestirme.

- İyi fikir, dedi Bekir. Ekmeklerimiz soğumasın, di mi?

Demiryoluna geldiklerinde trenin düdüğü ile ikisi de sağlarına döndü. Henüz sadece dumandı gözüken.

- Geçebilir misin? dedi Bekir, kibirli ve yukarıdan bakan bir ifadeyle.

- Elbette, derken raylara atlamıştı bile Yalçın. Ben senin gibi korkak mıyım? Bekir duraladı. Yalçın karşıya geçmişti bile. Tren yaklaşıyordu

- Hadisene, diye bağırdı karşıdan. Ne o, yoksa korkuyor musun?

- Hah, dedi bizimki. Sana korkmadığımı ıspatlamak için bekledim bu kadar. Beni izle.

Çocuk demiryoluna atladı. İki demir ray arasına aralıklarla dizilmiş, birbirine paralel tahta yollukların üstünde iki üç kez sekti. Birden tahtaların arasını doldurmuş taşların arasında bir şey gördü. Altın gibi parlayan, sarı, yuvarlak birşey. Eğildi ve taşları aralayıp onu eline aldı.

- Çabuk, diye bağırdı Yalçın,
Ama Bekir onu dinlemiyordu.

- Ezileceksin. Çabuk ol, diye haykırdı bu kez,

Bekir büyülenmiş gibi o parlak şeye bakıyordu. Yalçın’ı unutmuştu. Treni de.

* * *

O günden itibaren her Perşembe, yaşlı bir kadın demiryolunun kenarına bir tabak yumurtalı ekmek kızartması ve saç örgülü lacivert bir süveter bıraktı. Ve etrafta, o süveteri sırtına geçirip, ekmekleri yiyen bir çocuk hep oldu. Çocuklar tam bir yıl sonra birkaç haftadır gelmeyen yaşlı kadını ve ekmeklerini boşuna beklediklerini anladılar. Tıpkı o Perşembe günü yaşlı kadının, torununun okuldan gelişini boşuna beklemesi gibi.

Yalçın mı? O, geçtiğimiz Salı otuzunu bitirdi. Hâlâ bir akıl hastanesinde, hâlâ ağzından bir tek sözcük bile çıkarmaksızın, eline geçirdiği her kağıt parçasına bir parlak, sarı yuvarlak çizip, yuvarlağın etrafına bir çocuğun ezilmiş, parçalanmış organlarını serpiştiriyor. Bir el, biraz üstüne dizinden altı kopmuş bir bacak, sağına omuzdan dirseğe kadar bir kol parçası, onun altına dağılmış bir ciğer, biraz aşağısına kanlı bir bağırsak topağı, azıcık sola . . .

Derya Cebecioğlu

Paylaş:
  • Print
  • Digg
  • del.icio.us
  • Facebook
  • Google Bookmarks
  • Add to favorites
  • email
  • FriendFeed
  • HelloTxt
  • Live
  • PDF
  • Ping.fm
  • RSS
  • StumbleUpon
  • Tumblr
  • Twitter

Benzer Hikayeler

banner ad

Leave a Reply

Spam protection by WP Captcha-Free

Powered by Wordpress | Designed by Elegant Themes