
Fikri UzunBu günlerde hava yine sisli.
Sisli havaları hiç sevmiyorum baba.
Hani, ortalığı kör duman bastığında, altı memeli ineğimizi kurt yemişti ya, bu günlerde ortalık hep öyle gibi geliyor bana. Moralsiz, sıkıntılı, hüzünlü oluyor sisli havalar.
Tam, İsrail’e kafa tutmuş, Ortadoğu ülkeleri ile arayı giriştirmiş, Kürt sorununa çözüm ararken, Başbakan’ın Amerika’da Obama ile gizli görüşmeler yaptığı gün, sisli bir havada, “Dersim” dedikleri yöreden gelip, pusu kurdu yedi askerimizi şehit etti, bir daha görünmediler.
Kolum kanadım kırılmış, gücüm kalmamışyereyıkılmış gibi oldum.
Rastlantı bu ya, ertesi günü, Bursa’da, “gaz patlamasından” bir maden ocağı göçtü. On dokuz kişi öldü.
Önce, “Ölü yok” dediler. Sonra, tek tek “şehitler” çıkmaya başladı. Üç gün sonra, spiker ve yetkililerin ses tonları umut vericiydi. Spiker: “Göçük altında kalan son madencinin cesedine de ulaşıldı” dedi. Meğer spikerin umut veren ses tonunun nedeni, son ölüye de ulaşılmasıymış.
Bir yetkili: “Madem bakım yapılmadığını, gaz kaçağı olduğunu fark ettiniz, sizi çalıştıranı niçin şikâyet etmediniz?” dedi. Böylece sorumluluktan kurtulduğunu sandı.
İnsan, “eline ekmek vereni” şikâyet edebilir mi baba?
Ardından, iki subayı, “Bülent Arınç’a süikast yapacaklar” diye gözlem altına aldılar. Genel Kurmay; “Dışarıya bilgi sızdıran başka bir subayı izlediklerini” savundu. Aynı gece, özel harp dairesi basıldı, sekiz subay gözaltına alındı.
Bu bir rüya değil, gerçek. Ortalık sisli, neler olup bittiğini göremiyorum.
Bir rüzgâr esse, sisi dağıtır mı baba.
***
Sen bana: ”Seni okutacağım. Hâkim olacaksın” demiştin… Rüzgâr estiren, sis dağıtan bir makine yapsam olmaz mı baba?
***
Hay Allah, bir şeyler yapmalıyım… Bir gözlük! Kara camlı bir gözlük. Bırak insanı çıplak gösterenini, sisi deleni yapamaz mıyım?
***
Bir de içeri girmek var baba. Hani, Hezarfen Çelebi, kanat takıp Galata Kulesinden Kadıköy’e uçmuş, padişah da onu sürgün etmiş…
Hadi uç uçabilirsen.
***
Yere gömülü mayınları, yayalarda on metre, taşıtlarda yüz metre önceden haber veren aleti bulamadılar daha.
“Nesebeti” yok amma, herkesi Sosyal Sigortalı yaptılar. Başa çıkamadı, “katılım payını” çoğalttı ve yaygınlaştırdılar.
Devletin memuru, aldığı ücretle zar zor geçiniyor. Katılım payı vermekten, hasta olmaktan, doktora gitmekten korkuyor. Nane, maydanoz, ısırgan, ebe gömeci, ayva yaprağı, papatya, kiraz sapı, mısır püskülü kurutuyor.
Doktora gidemeyen, ilâç kullanamayan toplum sakat yetişmez mi baba.
Kış gribi, kuş gribi derken, domuz gribi çıktı. Aşısını buldular.
Kimisi aşı olalım,” kimisi “olmayalım” diyor. Söylentilere göre, aşı olursan “yan tesirleri,” aşı olmazsan “ölüm tehlikesi” varmış.
Kimin dediği doğru, kafam karışık, aşı olalım mı, olmayalım mı baba?
Ortalığı “kör duman” bastı, yapacak bir şey yok. Ne yapalım baba.
Hani, sana sormuşlardı ya: “Açılalım, diyenden yana mısın, kapanalım diyenden yana mı?” diye.
“ Kapandık,” açılamıyoruz. Kafamız yorganın içinde yatıyoruz.
“Terörle mücadele edenler” suçlu bulundu. Ordumuza, “muhtıra” verildi. Yıpratıldıkça yıpratılıyor. Terör pusuda.
Terör örgütünün siyasi uzantısı olduklarını belli edenlere bir şey yapamıyoruz. Cumhuriyet Döneminde
kurulan fabrikaları satıyor, işçilerini, en iyi olasılıkla asgari ücretli yapıyorlar.
Şeker fabrikalarını da sattılar. “Yapma” tatlandırıcılar kullanacakmışız, kimi tatlıcılar “yapma şurup” kullanmaya başlamışlar bile. Daha ucuza mal oluyormuş.
Kim kimi, niçin dinliyor, kim kimi niçin gözetliyor, kimin eli kimin cebinde belli değil. Güvensizlik aldı başını gidiyor.
Ulusal konularda kenetlenirdik. Ülke çıkarlarını kendi çıkarlarımızdan önde tutardık.
O da “gitti” baba
***
Hani, en büyük aydınlanma aracının gaz lambası, gemici feneri olduğu yıllarda, gazla çalışan bir lüks lambası getirmiştin “öteyüzden.” Gece yakıp Ala Cami’ye bayram namazı kılmaya gitmiştik. Ne aydınlatmıştı ortalığı. Görenler Ala Cami’ye nur yağdığını sanmıştı.
Arada bir sis dağılıyor, güneş açıyor. Aydınlık bir başka baba.
“Demokrasi” diyor, çocuklara güvenlik güçlerini taşlatıyor, ateş attırıyorlar. Polisler, zırhlı arabalarıyla kaçıyor baba.
Ufukta neler var, göremiyorum baba.
Hani; son günlerinde: “Öldürecektin madem, niye yarattın?” demiştin kendi kendine. Kiminle konuştuğunu sordum, demedin. Geçiştirdin.
“Bir yolunu bul, dön gel” dedim. Güldün. “Olur” dedin. Geçen zamanın geri gelmeyeceğini, bu gidişin dönüşü olmadığını biliyordun. Bana da öğretmiştin.
Yine de bir yolunu bulabilirsen, bu günlerde gelme baba.
“Sisler dağılacak gibi oldu, ardından ortalığı kör duman bastı.
Yarın ne olur belli olmaz baba…
Fikri Uzun