Hikaye okumak, gerçeğe tanık olmaktır.

Toprak Kız

Doğa düz siyah saçlı, zeytin gözlü, uzun yüzlü sevimli bir kız çocuğuydu. Bakışları büyümüş de küçülmüş cinstendi. Sabahları kahvaltısını yapar, dişlerini fırçalar okulun yolunu tutardı. Okulu yakın olduğu için yürüyerek giderdi. Yol boyunca bakkal Ali amcaya, manav Mehmet abiye, Simitçi Ayşe teyzeye günaydın der neşe içinde okula girerdi.

Öğleden sonraları eve döndüğünde masada öğlen yemeği onu beklerdi. Doğa ellerini yıkar yemek ayrımı yapmadan yemeklerini afiyetle yerdi. Ödevlerini bitirdikten sonra babasının bahçedeki büyük çınarın dallarının arasına yaptığı ağaç eve çıkar, orada oyunlar oynardı. Bir gün oyundan bıkmış etrafı amaçsızca karıştırırken eski kolilerin arkasına düşmüş ahşap küçük bir sandık dikkatini çekti. Yavaşça kolilerin arasından elini uzatıp sandığı, küçük ama güçlü parmaklarıyla kavrayıp kendine doğru çekti.  Doğa sandığın üzerindeki tozları yaş günü mumlarını üfler gibi bir seferde püskürtü ve Büyük bir merakla sandığı açtı. Sandığın içinde deri kaplı kalın bir defter buldu. Defterin üzerinde deriden kabartma bir kız resmi vardı. Doğa hayran hayran bu kabartma kızın saçlarına, yüzün e dokundu. Ne kadar güzel, kusursuz diye düşündü. Doğa defterin üzerindeki kilidi gittikçe artan bir merakla açtı ve ilk sayfaya bir çırpıda göz attı.

Toprak Kız’dan,  Doğa’ya  sevgilerle.

Doğa şaşkınlık içinde kaldı. Kimdi bu Toprak Kız? Beni nereden tanıyor? Diye düşündü.

Büyük bir merakla defteri okumaya başladı.

Yıllar yıllar önce kimsecikler yokken Toprak Kız Gaia, evrende yalnız başına yaşarmış. Uçsuz bucaksız bu yerde ne zaman, ne gök, güneş, ay, yıldızlar, ne mevsimler, ne de bir tek ses varmış. Her şey büyük bir sessizlik içinde dönermiş. Toprak Kızın canı çok ama çok sıkılıyormuş. Oyun oynayacak tekbir arkadaşı, dertleşecek bir dertdaşı yokmuş. Toprak Kız sıkılmış sıkılmış, sıkıntıdan öyle patlamış ki ağzından çıkan sesin şiddetiyle gök, saçlarından savrulanlarla güneş, ay ve yıldızlar oluşmuş…

Toprak Kız,  göğe bakınca göğün ortasında çok sevimli, yakışıklı masmavi gözlü bir oğlan görmüş. Oğlan, Toprak Kıza gülerek el sallıyor bir şeyler söylemeye çalışıyormuş. Toprak Kız bu gökteki gülen yüze Gök Oğlan adını vermiş.

Gök Oğlan Uranos diye seslenmiş.

“Hey Uranos, heyyyy,  heyyyyy Gök Oğlan…”

Toprak Kızın sesi, Gök oğlanın şimdiye kadar duyduğu tek sesmiş ve bu ses onu büyülemiş. O ses de yaşam, ölüm, neşe ve sevinç, korku ve güven varmış. Sesin büyüsü Gök oğlanın aklını başından almış. Fakat Gök oğlan aşk ve sevgi sözlerini bilmiyormuş. Toprak Kıza olan aşkını nasıl ifade etmeliymiş? Gök oğlan düşünmüş düşünmüş. Günlerce Toprak kızın peşinden ayrılmamış. Gök oğlan bu derdini gündüzleri güneşe, akşamları yıldıza, geceleri de aya anlatmış. Gelgelelim hiç biri ona sevgi sözcüklerini ,aşk dolu dizeleri  öğretememişler. Gök oğlanın derdine derman olamamışlar.

Gök Oğlan, Toprak Kıza olan sevgisini göstermek için bir yol aramış durmuş fakat derdine bir çare bulamamış. Gök Oğlan, öyle üzülmüş öyle üzülmüş ki gök mavi gözlerinden yaşlar akmaya başlamış. Göz yaşları öyle akmış öyle akmış ki yer yüzünde denizler, dereler, ırmaklar oluşmuş.

Gök Oğlan, Toprak Kıza olan sevgisini anlatmanın bir yolunu bulamadıkça sinirlenmiş, hırçınlaşmış, deliye dönmüş. Beyaz bulutların arasına mavi ışıklarını savurup, şimşekler oluşturmuş. Gök yüzünü öyle karartmış ki  herkes korkudan ses çıkaramamış. Toprak kız da  Gök Oğlanın bu öfkesinden korkmuş. Ama onun  gülen,mavi gözlerini anımsayıp, onun öfkesinin gelip geçici olduğunu düşünmüş…

Ortalık karanlık içinde kalmış. Güneş, yıldız ve ay bu durumdan kurtulmanın yolunu düşünmüşler, düşünmüşler Şafak Eos’tan yardım almaya karar vermişler. Gök  bulutlara sarılıp mışıl mışıl uyurken, her sabah göğün kapılarını doğudan açarak güneşe yol veren Şafak( Eos). Gül renkli yumuşak parmaklara sahipmiş. O güzel ve gönül alıcı sözler ustasıymış. Koşup ondan yardım istemişler. Şafak herkese yardım etmekten mutlu olurmuş. O, gecenin karanlığını bitirip aydınlığı başlatmaktan da hoşlanırmış. Arkadaşlarının ondan istediğini onları kırmamak için kabul etmiş ama Gök oğlanın öfkesinden de korkuyormuş…

Şafak Eos, Gök Oğlandan korkup bulutların ardına saklanarak yaklaşmak istese de başaramamış. Gök Oğlanın mavi mavi ışıldayan gözlerinden kaçamamış.

Gök oğlan, Şafağa “Buraya gel” diye yanına çağırınca, Ürkek ama kararlı bir sesle Gök oğlana yaklaşmış  yumuşak bir sesle ”isterseniz size aşk dizeleri öğretebilirim, sizde  aşkınıza kavuşabilirsiniz” demiş.

Gök Oğlan “kabul ama öğretemezsen sonuçlarına katlanırsın, seni cezalandırırım” demiş.

Gök oğlan uslu bir öğrenci gibi Şafağın anlattıklarını dikkatlice dinlemiş,  Şafaktan  aşkı ifade etmenin inceliklerini öğrenmiş…

Gök Oğlan, Gök yüzünden sevgi sözcükleri fısıldamış yeryüzüne doğru. Rüzgar, onun aşk sözlerini dalga dalga Toprak Kıza taşımış. Toprak kız ,Gök Oğlanın soluğundaki  aşk nağmelerinden etkilenmiş. Oda  Gök Oğlana Aşkını göstermek istemiş, saçlarına çiçekler takmış. Çiçekler, onu daha da güzelleştirmiş. Gök Oğlan da bu güzelliği taçlandırmak için,Toprak kızın saçlarına Gök kuşağından rengarenk bir toka takmış.

Toprak kız mutlu bir şekilde kollarını Göğe uzatmış. Fakat bir türlü Gök Oğlanın yüzüne,ellerine dokunamamış bu yüzden de çok üzülmüş. Gök Oğlan, Sevgilisinin daha fazla üzülmesini istemediği için Gök yüzündeki bulutları üfleyerek  onun yüzüne öpücükler kondurmuş.Toprak Kızın başını gelin başı gibi süslemiş…

Gök Oğlanla Toprak Kız mutlu Bir Aşk yaşamaya başlamışlar. Gökyüzünde her şey düzene girmiş. Güneş gündüzleri yeryüzünü ısıtmış aydınlatmış. Geceleri Yıldızlar yanıp yanıp sönmüş. Yer Yüzünde her köşe yeşermiş. Rüzgarlar tatlı tatlı sevgi dizelerini fısıldamış durmuş. Herkes mutluluk içinde hayatını sürdürmüş ta ki…..

DOĞAAAaaaa   Doğaaaaa…

Doğa babasının sesiyle, başını defterden kaldırdı. Babası onu çağırıyordu.

Doğa, kızım hadi in aşağı hava karardı, yemek hazır.

Doğa” Peki babacım”

Defteri dikkatlice yerine bırakır. Ama aklı hala gök Oğlanla Toprak Kızın maceralarındadır…

Ellerini Yıkayıp yemek masasına oturur. Yarın sabah Olmasını iple çeker…

Gece yatağa uzandığında, Gök Oğlanla, Toprak Kızın aşklarını, başlarından geçmiş maceraları ve  onları düşünürken gözkapakları yavaş yavaş kapanır.

Fikret Doğan
Datça Öykü Atölyesi
01.01.2009 Datça

Datça Öykü Atölyesi 01.01.2009 Datça           Fikret Doğan

Paylaş:
  • Print
  • Digg
  • del.icio.us
  • Facebook
  • Google Bookmarks
  • Add to favorites
  • email
  • FriendFeed
  • HelloTxt
  • Live
  • PDF
  • Ping.fm
  • RSS
  • StumbleUpon
  • Tumblr
  • Twitter

Benzer Hikayeler

banner ad

Leave a Reply

Spam protection by WP Captcha-Free

Powered by Wordpress | Designed by Elegant Themes