Hikaye okumak, gerçeğe tanık olmaktır.
Şu an görüntülenen: Romantik Hikayeler

Arya

Çok güzel bir gün. Bir sürü odası, upuzun koridorları olan kocaman bir evdeyiz. Bahçedeki ağaçların gölgeleri yok. Odadaki perdeler çok büyük. Yerdeki taşlarda yıldızlar kadar çok yüz var.

İkimiz bu evde mi kalıyoruz, yoksa birimiz misafir miyiz, bilmiyorum. Beş, altı yaşlarındayız. Belki sen dokuz yaşındasındır. Çünkü sen artık büyük olmak istiyorsundur. Evde bizden başka kimse var mı, yok mu, belli değil. Eğer varsa bile uzak bir odada fısıltıyla konuşuyorlardır. Belki de uyuyorlardır. Ev çok sessiz. Bizden başka hiç ses yok. Ama biz de çok sessiziz. İkimiz sessizliğin görünür haliyiz. Bazen bakmadığım bir an oluyor, ama hep sana bakıyorum. Kanepedesin. Yatıyorsun. Ama uyumuyorsun. Sıkılınca yanağını avucuna dayıyorsun. Saçların uzun. Benim saçım çok kısa, rengi görünecek kadar. Ama ne renk bilmiyorum. Sorsam sen bilirsin. Patates kabuğuna benziyor.
Ben durmadan terliyorum. Sen hiç terlemiyorsun. Kıskanmıyorum, sadece biraz kızıyorum. O zaman biraz daha terliyorum. Deniz kumu renginde bir elbisen var. Bugün onu giymek istemişsin. İpleri omuzlarından geçiyor. Parmağınla kanepenin kumaşına şekiller çiziyorsun. Çizerken bazen göz ucuyla bana bakıyorsun. O zaman hemen hayalimde yüzümü kanepe yapıyorum, parmağın yanağımda kulağımda, boynumda geziyor. Bugün üzerimde, sarı rekteki o sıkıcı gömleğim var. Limon sarısı olan. Bu durumda kendimi sana karşı önemli görmüyorum. Ama içimde bir ışıltı var.
(daha fazla…)

Babamın Sevgilisi

A. Kadir Konuk

Bak şu köşedeki oğlan sana işaret ediyor.

Gördüm.

Bana sorarsan iyi bir hıyara benzemiyor. Az önce de ortada dans eden sarışına kur yapıyordu. Bir şıp sevdi olabilir. Bu tür erkekleri iyi tanımalısın. Bir çok erkek için kadının nasıl olduğu pek fazla önemli değildir, yatabiliyorlarsa, bir gece için hepsine, her şeye katlanabilirler. Ertesi gün tanımazlar bile.

Sana katılıyorum.

Deneyimliymişsin gibi konuşuyorsun.

Ustam kim?

Bir yığın delikanlı var burada, seçtin mi kavalyeni. Kiminle dans etmek istiyorsun?

Seninle.

(daha fazla…)

Aşk Doktoru

Melih Özuysal

Bugün hava kapalı olduğu halde oltayı alıp denize inmiştim. Tahmin ettiğim gibi, balık malık yoktu, bisikleti de almadığımdan eve sahilden dönüyordum. Bir ara, hayal kurmaya başlamış olduğumu fark ettim. Daha başındayken fark ettim, çünkü hem güzel, hem seksi, hem de bana âşık bir doktor, üstü açık beyaz otomobiliyle beni yazlığına götürüyordu. Üstelik rüzgâr gözlerimi yumdurup ağzımı açtırmıyor, saçlarımı sinir bozucu biçimde karıştırmıyor ve hayatın anlamını buldurtmaya kalkarak naif kaçamağımı burnumdan getirmiyordu.

Daha sararmaya başlamamış tarlaların arasından otomobilimizle kuğu gibi süzülürken, bir yandan da sigara içen doktorun, kadınsı anlamlarla ağırlaştırıp bıraktığı dumanları izliyordum. Ben romantik hayranlıkla erotik ilgi arasında gidip gelirken, aynı dudaklar kocasından bir an önce boşanmak istediğini, ayrılığımıza artık daha fazla dayanamayacağını da müjdelemeye çalışıyordu. Doğrusu doktor çok iyi geliyordu, ama ne yazık ki hayal olduğu anlaşılır anlaşılmaz beş duyudan birkaçı anında toz oldu. Tabii heyecan da gitti. Yine de hayal kurmanın doğası gereği, “öyleymiş gibi” yaşamayı sürdürdüğümden, boşanması için acele etmemesini, evimin çok küçük olduğunu -gerçekte de evimin küçük olması, hayalimi yaşanır değilse de görünür kılmaya çalışıyordu- bu nedenle taşınmayı düşündüğümü, daha geniş ev bulana kadar biraz sabretmesini filan saçmaladım. Bana öyle baktı ki gözlerimi dalgalardan birinin getirip bıraktığı, sağ mı sol mu belirsiz bir tokyo terliğe kaçırmak zorunda kaldım.

(daha fazla…)

Yumurtalı Ekmek Kızartması

Derya Cebecioğlu

Yemek kuyruğuna girdikleri koridorun pencerelerinden arka kapı görünüyordu. “Okuldan kaçmak ” öğrenciler için her zaman özenle akılda saklanan bir düşünce olduğu için kuyruk beklenirken bu kapı hep gözlenen bir yerdi. Kalın bıyıklı, iri yapılı Bekçi Recep Efendi bir gün bile o kapıyı boş bırakmamıştı şimdiye dek. Soğuk günlerde kapının sağındaki küçük kulübede oturur, hava güzelse de sürgülü demir kapı boyunca bir sağa bir sola dolanır dururdu. Bugüne kadar hiçbir boşluk yakalayamamalarına rağmen, çocuklar yine de, o genç beyinlerinin inatçı sabrı ile bıkmadan usanmadan kapıyı gözlerlerdi.

O Perşembe günü Bekir ile Yalçın ders sonu yirmi dakika cezaya kaldıkları için (defterlerine otuz kere” Bir daha asla okula ödev yapmadan gelmeyeceğiz.” yazdılar.) kuyruğun sonuna yetişmişlerdi. Öğrencilerin tümü koridoru geçmiş, tabldot tepsilerini aldıkları bölmeye girmişlerdi bile. Koridoru koşarak geçerlerken Bekir’in başı istemsizce kapıya yönelmişti yine. Yalçın ise burnunu bir çoban köpeği gibi havaya kaldırmış “Hımm. Yumurtalı ekmek kızartması” diye keyiflenmekteydi adımlarını sıklaştırırken.

- Tanrım, dedi Bekir, koyu kahve gözlerini iri iri açarak. Şuraya bak. Kapı açık.
Yalçın kapıya baktı. Gerçekten aralıktı. Üstüne üstlük bekçi de ortalarda görünmüyordu.

- Hadi, dedi Bekir, yüzünü sıvayan o muzır gülümsemesiyle. Gidiyoruz.

(daha fazla…)

Takas

Melih Özuysal

“Geldiğimden beri iki laf etmedin” der, Saime. Feridun masanın kenarındaki sandalyeye oturmuş, dirsekleri masaya dayalı, elindeki gazeteyi bükerek, “Etmedik!” diye düzeltip, sinirlenir. Saime, neden böyle olduğunu anlamamış gibi bakınca, “Çünkü” der, Feridun, “başından beri, en başından beri uzağız birbirimize.” Saime cam kenarındaki sedirde her an kalkabilirmiş gibi eğreti otururken, başını eğer, yirmisine gelmektedir, sıkılır, “Ee?” gibisinden, başını kaldırıp bakar. Feridun yüzünde sivilceler, o da yirmibeşinde, “Olmuyo işte, yani beceremiyoz. Ya, hep böyle değil miydik zaten biz?” Saime fabrikada işçi, iplikte, başını önüne eğmiş, “Evlencez de demiyon.” Feridun elindeki gazeteyi önce kaldırır sonra bırakır, ellerini üzerine koyar, “N’oldu şimdi?” Saime başını kaldırmadan, “Ne bilem… Hep böle…” Feridun sinirlenmeye hevesli, “Nası?” Saime, sıkıntılı, “Hep böle susuyon” Feridun, biraz azarlayarak, “Susuyoruz. Susuyoruz çünkü böyleyiz!”. Saime bıkkın, “Neden böleyiz?” Bakışırlar. Feridun, sesini yükseltmemeye çalışarak, “Sen bilmiyosun da ben nerden bilcem?” Sonra parmaklarını birbirine bağlayıp çıtlatır, biraz anlamlı, “Sen biliyosun neden böleyiz.” Uzun bir sessizlik olur, Saime, “Ben gideyim artık.” Feridun, sinirlenmeyle yalvarma arası, “Hani çok kalacaktın bu sefer?” Saime omuzlarını oynatır. Feridun, “Hem çay da koyarım şimdi.” Saime, bir güçlenme içinde, küskün ve hırçın, “İçmediğim şey mi?” Feridun kızmamaya çalışarak, “İçmediğinden değil, ikimiz birlikte içelim diye.” Saime hemen uysal, “İyi.”
(daha fazla…)

Herkes Kendini Yaşar

Özdil Demir

Yine o ince sızı yüreğine saplandı. Bu hafta kaçıncı daralma anıydı? Sevmekten mi yorgun düşmüştü yüreği yoksa yalancı baharların ağırlığı mıydı bu… Nedenler niçinler ile uğraşacak ne vakti vardı ne gücü.

Sahile inip bir fincan kahve içmek istedi. Yerinden kalkacak gücü yoktu. Hafifçe inledi. Bir pencere kenarında umarsız bir öğle sonrasında, yabancılaşmış, yaşamayı unutmuş gibi öylece bakıyordu. Oğlunun serin tatlı sesi ile irkildi:

“Anne bana beni doğurmaya nasıl karar verdiğini anlatsana.”

“Sıkılmadın mı bu hikâyeden?”

“Hayır, senin hayatını benim için değiştirişini dinlemek çok hoşuma gidiyor. Her seferinde, geçmişi özlemiyor musun diye düşünüyorum? Acaba o beni bilse, ne hissederdi diye de geçiyor aklımdan ?”

“Onun görevi; bana seni armağan etmekti. Hiç bilmeden, hesaplamadan… Bilse de bir şey değişmezdi. Belki seni doğurmama izin bile vermezdi. Öyle yarım yamalak, seni içimden söküp alırlardı. “

“İzin vermezdin ama öyle değil mi?”
(daha fazla…)

Sonraki Son

Hayaller Ve Gölgeler 15

Elindeki tebeşir tozunu üzerine silerken zil elinden kayıp aşağıya çiçeklerin üzerine düştü ama ancak yalnız gezen bir yarasanın duyabileceği kadar çınlayabildi. Tebeşir kokusu kalmış mı, diye parmaklarını kokladıktan sonra kendini duvardan aşağı sarkıtıp yavaşça yere bıraktı. Doğrulurken tıpkı filmlerdeki gibi başucunda elfeneriyle -zamanı olsaydı bu hayali gaz lambasıyla değiştirecekti- bekçiyi ve köpekbalığı dişleriyle zili tutan köpeği göreceğini sanıyordu ama ikisi de yoktu. Oysa başucunda olacaklarından o kadar emindi ki, en azından gölgeleri vardır diye şöyle bir bakındı; “hayret”; sanki hiç olmamış gibi yoktular. Bu yokluk onu canlandırdı; zili çabucak yerden kapıp beline sokarak hemen giriş kapısına yöneldi. Bu arada bekçiyle ya da köpeğiyle, ya da hem bekçi hem de köpeğiyle her an karşılaşabilir olduğu için onları arıyormuş havasında yürüyordu. ( “Zilinizi düşürmüşsünüz….” derdi artık herhalde.) Ama kimseye görünmemenin kaderini sevindireceğine inanınca, Tülay Hanım’la karşılaşma olasılığını sıfırlamakta olduğunu düşündü çocuksu bir hüzünle. Hemen hüznüne kızdı; yakalanırsa, “Sonuçta bir okul zilini çalmış…” olacağı için saçmaladığını söyledi -içindeki en gizli yoldan- kendine. “Evet, evet, zille yakalanmamalıyım!” diyerek zili belinden çıkarıp atmayı düşünürken, zil birden çalmaya başlayarak onu eleverecekmiş gibi korkutunca, koşmaya başladı.
(daha fazla…)

Maço

Murat Sayım

Evin içinde herkes bir köşede oturuyordu. Arada sırada göz göze geliyorlar ama hiç konuşmuyorlardı. Suratları bembeyaz kesilmişti. Televizyonda ancak kendini güldürebilen komedyenler sıradan skeçlerinden bir tanesini oynuyorlardı. Ne Yeliz, ne Hakan, ne de anneleri Yeşim televizyon seyretmiyorlardı.

Akşam olmaktaydı. Kuşlar yuvalarına gitmeye başlamıştı. Boğazında balgam olduğu belli olan bir imam akşam ezanını okumaya çalışıyordu. Hâlâ evde ışıkları açmamışlardı. İnsanın koltuktan kalkmak istemeyeceği bir ruh haline bürünmüşlerdi; yalnız onlar değil, evdeki eşyalar da öyleydi. Hepsi ölmüş gibiydi. Her şey bir yana, salonun kapısı anlatılmaya değerdi. Orta boyda bir kapı, yağlı boya ile beyaza boyanmış. Kapının dış cephesindeki tokmak sanki eski çağlardan kalmaydı. Oyuk oyuk oyulmuş ve pirinçten yapılmıştı. Aralarında kirler birikmişti. Kapının iç cephesinde ise kapı kolu yoktu. Bir zamanlar kırılmış mı, çalınmış mı? Hiç bilmiyorum.
(daha fazla…)

Alkış Tutuyorum

Pelin Erdoğan

Sabahın fersiz ışığı griye boyamış sokakları. Şöyle güzel, pırıltılı bir güneş olsa, sokaklar pembe-sarı görünse! Kaldırım kenarında üç dört kedi dedikodu yapıyor. Tüh! El arabası: gıcııır, gırç!.. Kaçıştılar her biri bir yana. Tam da en heyecanlı yerindeyken! Şişman hanım balkondan çarşaf silkeliyor. Göz ucuyla bu yana bakıyor. Doğru. Ne ayıp! Aylardır silinmez mi bir pencere? Perdem de temiz sayılmaz. Ya şu bakışına ne demeli şimdi! Bu kadar da olmaz ki! Dikiyorsun gözünü. Ötekine. Daha küçük olana. Güneye bakana. Kırık, evet. Tüm kışı böyle geçirdim. Gazete kaplı. Böylesi, camlısından daha iyi. Okuyorum arada bir. Can sıkıntısına iyi geliyor.

Rüzgârın gıdıkladığı kol altlarım. Leş gibi. Ter. Tenimde. Yosun kokusu. Yakıcı. Denizde. Dans edişi rüzgârın, solunda ter, sağında yosun. Ben de girsem aranıza. Yer açsanız! Meloş’la. Tombul kolları. Boynumdan göğsüme bıraktığı. Tüm ağırlığı bedeninin. Gülümsetir yüzümü. Bir şey var, belki engeller gülüşümü: yanaklarıma sarkan göz altlarım. Halka halka. Ya da dağınık sakallarım? Batar mı gülüşüme? Acıtır mı? Meloş’un yüzünü. Cildim ne buruşuk öyle, çarşafım! Kederin telvesi. Yüzümde donan. Aynadaki siluetim: kirli bir kahve fincanı.
(daha fazla…)

Ben Senin Duygularından Biriyim

Zafer Yalçınpınar

“Bir şeyler yapmak istediğini düşün. Her eylem dışarıdan gelen engellerle karşılaşabilir. Eğer sen bir eylemi gerçekleştirmek isterken bazı engellerle karşılaşırsan, o anda eylemi gerçekleştirmekte özgür olmadığını anlarsın. Böylece engellerle karşılaştığında ve özgür olmadığını hissettiğinde özgürlüğünün bilincine varmış olursun. Daha önce gerçekleştiremediğin eylemleri gerçekleştirmeye başladığında ise kendini özgür hissedersin.”

Her şey On Eylül Pazartesi günü başladı. İş gününe başlamak üzere yatağımdan kalkmıştım ki onu gördüm. Orta boylu, esmer bir kadın karşımda durmuş beni süzüyordu. Yatağından kalktığında karşısında tanımadığı bir kadın gören herkes kadar korkmuştum. O kadar korkmuştum ki onu görünce bir an nefesim kesildi. Biraz bakıştıktan sonra onun bir hırsız olmadığını ve beni öldürmeyeceğini anladım.
– Kimsin sen?
– Ben senin duygularından biriyim.
Bana bu cevabı verdiğinde onun bir deli olabileceğini ve beni öldürebileceğini düşünebilirdim fakat düşünmedim. Güven verici bir görünüşü vardı, deli olamayacak kadar sakin ve tutarlı bir görünüş. Üstelik çok da güzeldi.
(daha fazla…)

Sayfa 2 of 41234
Powered by Wordpress | Designed by Elegant Themes