
Serdar TuncerÇok eski zamanlarda çok uzaklarda bir ülke vardı. Dağların arkasında yemyeşil bir ovaya kurulmuş, insanların yüzünden gülücük eksik olmayan, pırıl pırıl bir ülkeydi burası. Bu ülkenin insanları şimdi her zamankinden daha mutluydular. Çünkü yıllar sonra padişahlarının nihayet bir çocuğu olmuştu.
Nur topu gibi, güzeller güzeli, elleri yumuk yumuk, yanakları al al bir kız bebek. Kurbanlar kesildi, günlerce ziyafetler verildi, eğlenceler yapıldı. Günler günleri kovaladı, yıllar yılları. Güzelliği dillere destan bir prenses olmuştu o minik kız. Civar ülkelerden her gün bir haberci geliyor, ya prenslerinin ya krallarının hediyelerini sunuyorlar, evlenme tekliflerini iletiyorlardı.
(daha fazla…)
Bekir Yıldızİlkin kara bir yel esti günlerce. Hafifi önüne kattı, güçsüzü yere yıktı. Ardından ince, sonra kalın yolları sildi kar, bir bir. Karadağ’ın sivri doruğu düzleşince de, kurtlara yol göründü, Meçmenbahir köyüne doğru…
Bedrana dizlerini örten yorganı kaldırdı. Tandır ateşini eşeledi. Yorgundu ateş.
“Ben yatacağım,” dedi.
Naif başını kaldırdı. Bir süre baktı karısına. Konuştuğunda dudakları titredi nedense.
“Tandıra ataş bas,” dedi. “Bu gece, o mesele çözümlenecek.”
Bedrana korktu. Şekeri suya düşmüş gibi, aceleciliğe yöneldi.
“Viş,” dedi. “Ne meselesiymiş? He… gözünün yağına kurban olduğum, yine indirip kaldırma.”
Başı öne düştü Bedrana’nın. Yüzü sarardı. Korkudan yüreği pır pır etti.
(daha fazla…)

Ben Sulukule’de doğdum
Babam Sulukule’de doğdu
Dedem Sulukule’de doğdu
Çocuklarım Sulukule’de doğdu
Burada benim tarihim var
Sizin için ara olan yerde İstanbul var.
Hepimiz Sulukuleliyiz,
Sulukule İstanbul’dur.
(Sulukule’deki bir duvar afişinden)
(daha fazla…)