<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Hikaye Oku &#187; Gerilim Hikayeleri</title>
	<atom:link href="http://www.hikayeoku.com/category/gerilim-hikayeleri/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.hikayeoku.com</link>
	<description>Hikaye okumak, gerçeğe tanık olmaktır.</description>
	<lastBuildDate>Sun, 07 Mar 2010 14:52:04 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.9.1</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>İtalyan Usulü Boşanma</title>
		<link>http://www.hikayeoku.com/ask-hikayeleri/italyan-usulu-bosanma.htm?utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=italyan-usulu-bosanma</link>
		<comments>http://www.hikayeoku.com/ask-hikayeleri/italyan-usulu-bosanma.htm#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 15 Feb 2010 16:16:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Aşk Hikayeleri]]></category>
		<category><![CDATA[Gerilim Hikayeleri]]></category>
		<category><![CDATA[Gizemli Hikayeler]]></category>
		<category><![CDATA[cinayet öyküleri]]></category>
		<category><![CDATA[duble viski]]></category>
		<category><![CDATA[emin arı öyküler]]></category>
		<category><![CDATA[hiakye özetleri]]></category>
		<category><![CDATA[hikaye oku]]></category>
		<category><![CDATA[hikaye yaz]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmet Emin Arı]]></category>
		<category><![CDATA[öykü oku]]></category>
		<category><![CDATA[öykü yaz]]></category>
		<category><![CDATA[psikolojik aşk]]></category>
		<category><![CDATA[Romantik Hikayeler]]></category>
		<category><![CDATA[romantik öyküler]]></category>
		<category><![CDATA[türk öykücüleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.hikayeyaz.com/?p=250</guid>
		<description><![CDATA[Mehmet Emin Arı
Karısını öldürmek istiyordu
Bu fikrin nasıl oldu da birdenbire aklına geldiğini tam  hatırlamıyordu. Arkadaşlarıyla birlikte erkek erkeğe rakı içerken  birinin şaka yollu İtalyan usulü boşanmadan bahsettiği zaman mı aklına  gelmişti? Saf saf İtalyan usulü boşanmanın ne olduğunu sormuştu.  Üniversiteden beri pek kitap okumazdı. Kitap okumayı pek sevmeyen  mühendislerdendi işte.
&#8220;İtalyanların [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h2><span style="color: #888888;"><a href="http://www.hikayeoku.com/wp-content/uploads/64447945_8d0ca6f035.jpg" rel="lightbox[250]"><img class="alignright size-medium wp-image-320" style="border: 4px solid black;" title="64447945_8d0ca6f035" src="http://www.hikayeoku.com/wp-content/uploads/64447945_8d0ca6f035-300x203.jpg" alt="" width="300" height="203" /></a><strong>Mehmet Emin Arı</strong></span></h2>
<p>Karısını öldürmek istiyordu</p>
<p>Bu fikrin nasıl oldu da birdenbire aklına geldiğini tam  hatırlamıyordu. Arkadaşlarıyla birlikte erkek erkeğe rakı içerken  birinin şaka yollu İtalyan usulü boşanmadan bahsettiği zaman mı aklına  gelmişti? Saf saf İtalyan usulü boşanmanın ne olduğunu sormuştu.  Üniversiteden beri pek kitap okumazdı. Kitap okumayı pek sevmeyen  mühendislerdendi işte.</p>
<p>&#8220;İtalyanların hepsi Katolik Hıristiyanlar hocam. Bunlarda  boşanmak yasak, bu yüzden karısından ayrılmak isteyen İtalyan adam  karısını öldürür ya da öldürtür. Bu tür bir boşanmaya İtalyan usulü  boşanma denir&#8221; dedi ve kendi sözlerine gülüp rakı sofrasından yapılan  muhabbete dönmüştü.  Sofrada herkes kahkaha ile gülerken adamın  sözlerine nedense gülememişti. Elinde rakı bardağı öylece kalakalmıştı.<br />
<span id="more-250"></span></p>
<p>O geceden birkaç gün sonra işyerinde genç ve güzel  sekreteri odasından çıkarken arkasından ona bakmıştı. Kalçaların elbise  kumaşında yarattığı vaatkar kıvrımı görünce nedense aklına tekrar  &#8220;İtalyan usulü boşanma&#8221; gelmişti.</p>
<p>Aynı günün akşamı sekreterini evine bırakmak istediğinde  nedense hiçbir itiraz gelmemişti karşıdan. Sekreteri gamzesini  çıkartarak gülümsemiş ve teşekkür etmişti. Arabadan indikten sonra  içeriye sinen kadın parfümünü içine çektiğinde sesli olarak &#8220;İtalyan  usulü boşanma&#8221; demişti. Kimse duymamıştı, sadece bir kendisi bir de  Tanrı. Genç kadının vücudunun, zavallı kumaş eteğini ve kendi aklını  olmadık durumlara sokmasını izleyerek bir süre arabada öylece  kalakalmıştı.</p>
<p>İşte o zaman, arabada sigara içerken sekreterinin oturduğu  apartmana girmeden önce yine gamzelerini çıkartarak kendisine gülüp el  salladığında karar vermişti karısını öldürmeye.</p>
<p>&#8220;Ancak bir kadın bir erkeğe bir başka kadını öldürme  ilhamını verebilir&#8221; der yazılmamış kutsal kitaplar.</p>
<p>Eve döndüğünde karısını her zamanki gibi yatakta uyurken  bulmuştu. Karısına bakan hemşire çıkmak için onu bekliyordu. Tüm  ilaçları verilmişti. Hemşire ile ayaküstü sohbet etti ve karısının  durumunu sordu. Hemşire kısacık bir bilgi verdikten sonra, gece 12&#8242;de  verilecek ilaçları hatırlattı ve çıktı. Onu uğurladıktan sonra  hizmetçinin hazırladığı yemeği hızla yiyip karısının yanına gitti.</p>
<p>Karısı yatakta sırt üstü yatmış, ağzı hafif aralık  uyuyordu. Her zamanki gibi bir hastane odasını andırır ağır bir koku  vardı odada. Pencereyi sonsuza kadar açsanız da gitmeyecek bir ilaç,  kolonya, ter ve hatta sidik kokusundan oluşma umutsuz ve sevimsiz bir  kokuydu bu. Yıllardır vardı bu koku. Hiç bitmeyecek bir kabus gibi kötü  bir koku.</p>
<p>Son beş yıldır her akşam bu kokuyu solumaktan yorgun  düşmüştü. Koku kötü olmasına karşın kötü bir kadın değildi karısı  bilakis iyi bir kadındı ve hep iyi olmuştu ona karşı. Şu andaki  konumunu, şirketi, zenginliği ve önemli sosyal toplantılara çağrılma  ayrıcalığını sağlayan saygınlığı hep karısı ve evliliği sayesinde  edinmişti.</p>
<p>Kapıları hep karısı ve karısının babası açmıştı. Ona  borçluydu, hem de çok&#8230;</p>
<p>Ama yine de bu koku&#8230;.</p>
<p>Odanın içindeki kokuyu daha fazla koklamamak için yavaşça  ışığı kapadı. İlaç vaktine daha üç saat vardı. Karısının yüzüne tekrar  baktı. Yorgun, yaşlı ve hasta bir kadının ağzı yarı açık hüzünlü yüzünü  gördü, sonra sekreterinin gamzeli gülüşü ve  parfüm kokusu ve hastane  odası kokusu&#8230;.</p>
<p>Karısı sanki onun beynini okuyormuş gibi birdenbire  tedirgin oldu. Odanın kapısını kapatıp içeri geçti.</p>
<p>Daha sonraki bir ay boyunca zavallı bir bilardo topu gibi  kokular, görüntüler ve vicdanı arasında gidip geldi.</p>
<p>Gülünce gamzesi çıkan sekreteriyle daha da  yakınlaşmışlardı. Bir gün evine bıraktığında arabada tüm cesaretini  toplayıp sekreterini öptüğünde karşı koymamıştı kız ama&#8230;</p>
<p>&#8220;ama siz evlisiniz&#8221; demişti.</p>
<p>Üstüne kadın kokusu sinmişti. Gerçekten çekici bir kadının  kokusu. Doya doya sevişebileceği ve sonunda gerçekten doyacağı bir  tenin kokusu. Dudaklarında öpüşmenin sudan bile ıslak tadı kalmıştı.  Tuhaf bir şekilde kanın tadını almış kurt gibi hissetti kendini. Bu  noktadan sonra durmayacaktı, biliyordu.</p>
<p>Karısını nasıl öldürecekti? Her katil gibi kafasına gelen  ilk gelen şey buydu. Yakalanmamalıydı. Herkes karısının uzun süren  hastalıktan öldüğünü sanmalıydı. Hatta en iyisi karısı kendisi burada  değilken ölmeliydi. Hastaydı karısı uzun zamandır hem de çok hasta.  Hastalar eninde sonunda ölürdü. Acı çekiyordu karısı ve ölürse acısı  biterdi. Hani derler ya &#8220;Allah kurtardı&#8221;.</p>
<p>Çok fazla düşünmeden nasıl öldüreceğini hemen bulmuştu.  Uzaktan bir cinayet olacaktı. Remote Control (uzaktan kontrol) gibi  Remote Murder diye dalga geçti kendisiyle.</p>
<p>Karısının günde üç kere aldığı ağrı kesici haplardan  birinin içine, Aspargam etken maddeli ilacı toz haline getirip koymayı  düşündü. Aspargam aslında bir kas gevşeticisiydi ama yüksek dozda kalp  kaslarını felç ediyordu. Karısı gibi kalbi çok zayıf hasta bir insanı  çok rahatlıkla öldürürdü. Hele bu dozda yüz metre dünya şampiyonunu bile  devirirdi. İki miligramlık maksimum dozu içeren ufak haplardan beş  tanesi yetiyordu.</p>
<p>Kararını verdiği günden bir hafta sonra, gecenin bir vakti  karısı içerde yine derin bir hastalık uykusundayken elinde ameliyat  eldivenleri, ağrı kesici film tabletlerden birini özenle açtı. İçindeki  ilacı boşalttı ve iki kapsülü kenara koydu. Daha sonra özenle aspargam  içeren hapları jiletle küçük parçalara ayırıp toz haline getirip bir  kapsüle doldurdu. İki kapsülü kapatıp, pamukla üstünü sildi. Durdu ve  yaptığı ilaca baktı. Bu kapsül diğerlerinden ayırt edilemeyecek gibi  duruyordu.</p>
<p>Yine de emin olmak için eldivenleri hiç çıkarmadan kapsülü  diğer altmış kapsülün arasına koyup, kapalı gözlerle eliyle tüm  kapsülleri karıştırdı. Tekrar gözünü açıp yaptığı kapsülü bulmaya  çalıştı ama bulamayınca, sonuçtan tatmin oldu.</p>
<p>Altmış kapsülü tekrar ilaç şişesine doldurdu. Şişeye  baktı. Etiketini sesli okudu: &#8220;Baş ağrısına etkin çözüm&#8221;. Derin uykuda  olan karısının baş ucuna gidip şişeyi ilaçların olduğu komodinin üstüne  koydu.</p>
<p>Karısının saçlarını okşadı ve ışığı kapadı.</p>
<p>Ertesi gün Atatürk havaalanında Almanya uçağının kalkışını  beklerken, bir taraftan uçaklara bakıyor diğer taraftan da kafasında  basit bir istatistik hesabı yapıyordu.</p>
<p>İlaç şişesinde 60 hap var, karısı günde iki yada 3 tane  aldığına göre karısının ilk gün ölme ihtimali 3/60 yani yüzde beş,  ikinci gün ise 3/56 daha sonra. Yirmi gün sonra ise 3/3 yani yüzde  yüzdü. Ölümcül bir hesaptan çok Bilim Teknik dergisinin son sayfalarında  yer alan zeka sorularından birini hesaplıyor gibiydi sanki. O bir  mühendisti&#8230;</p>
<p>Almanya&#8217;da yirmi gün kalacaktı. Bir sürü toplantı, geziler  vs. arasında sakin sakin Türkiye&#8217;den gelecek &#8220;acı&#8221; haberi  bekleyecekti.</p>
<p>Hiç durmayan griliği içindeki Almanya&#8217;da gezerken, günler  geçtikçe heyecanı da artıyordu çünkü hesapladığı olasılık sürekli  artıyordu. Akıllı bir mühendisti o. Matematiğe inanırdı sadece.</p>
<p>Büroyu ve evi her gün düzenli arıyordu. Karısı ve tabi ki  sekreteri ile de konuşuyordu.  Bir keresinde karısının sesindeki  yorgunluğu duyunca bir vicdan azabı kaplamıştı içini. Az daha kalsın  &#8220;sakın ilaçları içme&#8221; diye uyaracaktı. İçinde bir gel git oluşurken o  sırada sekreteri aramıştı bir iş için. Kısa bir süre işten bahsedip  Almanya&#8217;da başından geçen bir şeyi anlatmıştı. Anlattığı bir şey kahkaha  ile gülmüştü sekreteri.</p>
<p>Gülünce gamzesinin çıktığını hatırladı ve sonra tabi ki o  kokuyu hissetti. Etek kumaşının dolgun kalçaların biçimiyle aldığı coşku  dolu yuvarlak biçimini gözlerinin önüne geldi. Heyecanlandı.</p>
<p>Elinde olmadan gözünü kapadı.</p>
<p>Dünyanın en gelişmiş birkaç ülkesinden biri olmasına  rağmen Almanya&#8217;yı ve tabi Almanları sıkıcı bulurdu. Hiçbir şeyi  İstanbul&#8217;a değişmezdi ama şimdi dönemezdi. İşini uzattıkça uzatıyordu.  Kumaş numunelerine bakmak, şirketleri gezmek, yeni makineleri incelemek  ve sonra ufak bir sorun yaratmak vs. bir sürü bahane buluyordu her  seferinde. Karısı ölmeden geri dönemezdi. Tıpkı daha önce hesapladığı  gibi. Her günün sabahında kafasında bir olasılık hesabı ile uyanıyordu;  &#8220;bu gün 3/30&#8243;. Belki Karısı bazen günde üç hap yerine iki hap içerdi.  Mümkündü bu. Daha önce bazı dönemlerde olmuştu.</p>
<p>O günkü konuşmalarında fark ettirmeden sormuştu. Karısı  &#8220;pek ağrım yok&#8221; demişti. Anlaşılan 2 li hap sisteme geçmişti.</p>
<p>Biraz daha beklemesi gerekiyordu. Sabırla beklemesi  gerekiyordu. Eninde sonunda o hapı yutacaktı ve kendisini Türkiye&#8217;den  arayacaklardı.</p>
<p>Ertesi gün cep telefonundan aradılar. Hamburg&#8217;dan Berlin&#8217;e  kiralık bir araba ile giderken cep telefonu çaldı. Arabayı durdurmadan  konuştu. Arayan kendi kardeşiydi.</p>
<p>&#8220;Abi, hemen Türkiye&#8217;ye dönmen gerekiyor.&#8221;</p>
<p>&#8220;Ne oldu oğlum? Hayırdır?&#8221;</p>
<p>&#8220;Yengem abi, başın sağ olsun. İki saat önce ölmüş. Biz de  yeni haber aldık, sana yeni ulaşabildik&#8221; dedi</p>
<p>&#8220;peki&#8221; dedi sadece ve telefonu kapadı.</p>
<p>Bundan sonra olanlar sıkıcı bir Türk filminden parçalar  gibiydi. Evde ağlayanlar, gelip gidenler, vs. karısı morgo  kaldırılmıştı.</p>
<p>Gömülmeden önce gerekli olan resmi ölüm raporunu vermek  için eve gelen genç doktor nedense durduk yerde otopsi yapılmasını  istemişti.</p>
<p>Durduk yerde otopsi istenmesi onu korkutmuştu. Doğal  olmayan yollardan öldüğü ortaya çıkarsa olayı araştırmak için resmi bir  polis soruşturması başlardı ve sonra&#8230;</p>
<p>Karısının tüm yakınları otopsi yapılmasına karşı çıkmıştı.  Sadece onu hiç sevmemiş olan ve kendisine ailedeki siyah koyun gözüyle  bakan karısının erkek kardeşi otopsi yapılmasından yanaydı.</p>
<p>Doktorun niye otopsi istediğini bir türlü anlamıyordu.  Yoksa biri mi zorlamıştı? Yoksa aspargam ölümden sonra bir iz mi  bırakıyordu?</p>
<p>Korktu. Çok korktu hem de ama belli etmedi. Doktor  üsteleyince kimse bir şey diyemedi.</p>
<p>Tedirgin geçen bir günün sonunda otopsi raporu açıklandı.</p>
<p>&#8220;ölüm tamamı ile doğal yollardan gerçekleşmiştir.&#8221;</p>
<p>Derin bir nefes aldı. Demek aspargam bu kadar  gizlenebiliyordu. Cenaze ve sonrasındaki tüm olan bitenlerde tevekkül  sahibi ve karısının ölümünden acı çeken bir kocayı çok iyi oynadı.</p>
<p>Karısı mezara konulurken gözü yaşlandı ve ağladı. Çukur  toprakla doldurulurken uzaktan yaşlı gözlerle hüzünle baktı.</p>
<p>Karısının ölümüne gerçekten üzülmüştü ama yapacağı bir  şeyi yoktu&#8230; hayat böyleydi işte.</p>
<p>Her şey bitip de eve gelince karısının yattığı odanın tüm  pencerelerini açıp sprey koku sıktı.</p>
<p>Neredeyse ruhuna sızmış olan bu çürümüş kokuyu evden atmak  istiyordu.  Evin tüm işlerini yapan kadına bu odayı baştan aşağı  temizlemesini söylemeliydi. Bu koku bu odadan gitmeliydi, tıpkı  karısının gittiği gibi.</p>
<p>Bir bardağa viski doldurdu, ceketini çıkardı ve ayağını  uzattı.</p>
<p>Aklına sekreterinin gülümseyen yüzü geldi. Gamzesi  çıkıyordu her seferinde. Özellikle sol yanağında. Şimdi ona sahip  olabilirdi. Ona ve tabi ki şirkete. Yaptığı ahlaksızlık mıydı? bu konuda  bir şey hissetmeye çalıştı ama vicdan azabı duymadı.</p>
<p>Her şey bir mühendislik hesabıydı işti. İki insanın  mutluluğu için bir insanı siliyorduk hesaptan. Tıpkı olasılık  hesaplarının basitliği gibi, parayı havaya atarsan tura gelme ihtimali  yüzde ellidir.</p>
<p>Viskiden büyük bir yudum aldı. Telefon çaldı. Arayan  sekreteriydi. Başsağlığı diliyordu. Epey uzun konuştular. Sekreteri &#8220;Her  zaman sizin yanınızda&#8221; olacağım dedi. Anlamlı titreşimler vardı bu  cümlede.</p>
<p>Kendini mutlu hissetti. Telefonu kapadı. Tekrar viskiden  bir yudum aldı. Durduk yerde başına korkunç bir ağrı saplanmıştı. Eliyle  başına masaj yaptı ama hiç fayda etmedi. Ağrı git gide çekilmez hale  geliyordu. Bir ilaç almalıydı. Tuhaf hiç başı böyle ağrımazdı. Olan  bitendendi herhalde.</p>
<p>Hap içmeyi hiç sevmezdi ama başka türlü ağrı gidecek gibi  gözükmüyordu. Sonunda dayanamayıp karısının odasına gitti. Düzeltilmiş  yatağın baş ucunda ilaçlar yine duruyordu. Hizmetçi kaldırmayı unutmuştu  herhalde.</p>
<p>Cinayet aleti sayılabilecek ağrı kesici hapı görünce  tedirgin oldu. Karısını öldüren hap bu kutunun içindeydi. Yavaşça şişeyi  alıp açtı. Eline döküp tek tek saydı. İçinde yirmi tane hap kalmıştı.  Bir tanesini alıp susuz içti.</p>
<p>Karısı da ölmeden önce böyle içmişti herhalde. Ama o hep  suyla içerdi. İlaç şişesine baktı. Yüzünde buruk bir gülümseme geldi.  Özenle yerine koyup içeri geçti.</p>
<p>Biraz rahatlaması gerekiyordu. Müzik setine çok sevdiği  Bach&#8217;ın Air On the G String parçasını koydu.</p>
<p>Yüzlerce kuşun havalanmasını andıran yumuşak bir müzik  odayı doldurmuştu. Ayağını uzatıp yavaşça viskisini yudumlamaya  başladı.</p>
<p>Sonunda her şeyi elde etmişti. Her şeyi. Uzun süre böyle  kaldı.</p>
<p>Birden telefon çaldı. Huzursuzlandı. Arayan  kayınbiraderiydi.</p>
<p>&#8220;Otopsi için özür dilerim ama yapmak zorundaydım&#8221; diye  söze girdi.</p>
<p>&#8220;Ne için? Anlamadım?&#8221; dedi.</p>
<p>&#8220;Aablamın sözlü bir vasiyetiydi. Ölürse, gömülmeden önce  otopsi yaptırmamı istemişti benden. Hastalığı ve ilaçları onu evhamlı  yapmıştı sanırım&#8221;dedi.</p>
<p>&#8220;Sen de doktoru ayarladın?&#8221;</p>
<p>&#8220;Evet, bin dolara hayır demedi. Neyse, sonuçta  kuşkulanacak bir şey yok, her şey normal. Bilirsin ablamı çok severdim,  onun isteğini kıramazdım&#8221; dedi.</p>
<p>&#8220;Anlıyorum, sende haklısın&#8221; dedi. Sesine sahte bir anlayış  havası vererek.</p>
<p>&#8220;Neyse toprağı bol olsun. Seni de çok severdi ama işte  beyni dayanamadı?&#8221;</p>
<p>&#8220;Beyni mi? Anlamadım&#8221;</p>
<p>&#8220;Otopsi raporunu okumadın mı? beyinde birden oluşan bir  pıhtı öldürdü onu, hastalığından kaynaklanan. Allah kurtardı.&#8221;</p>
<p>&#8220;Kalpten ölmedi mi karım?</p>
<p>&#8220;Ne kalbi? Sen yanlış biliyorsun. Neyse konuşmayalım artık  bunları. Hepimizin başı sağ olsun, iyi geceler&#8221; dedi ve telefonu  kapattı.</p>
<p>Öylece kalakalmıştı. Beyni bir anda sonsuz denecek bir  hızda çalışmaya başladı.</p>
<p>&#8220;Karım normal yollardan öldü&#8221;</p>
<p>&#8220;Onu ben öldürmedim&#8221;</p>
<p>&#8220;O halde içinde, aspargam olan hapı yutmadı.&#8221;</p>
<p>&#8220;O hap hala ilaç şişesinin içindeydi.&#8221;</p>
<p>Yirmide bir ihtimalle o hapı kendi yutmuştu. Hemen  yerinden fırladı ve banyoya gitti. Boğazına parmağını sokup kusmaya  çalıştı. Biraz da kustu ama eğer aspargamlı hapı yuttuysa zaten çok geç  kalmıştı. Doktor çağırsa bile artık çok geçti onun için.</p>
<p>Başı dönüyordu. İki duble viski içtiği için olabilirdi.</p>
<p>Yirmide bir ihtimal yani yüzde beş çok düşük bir  ihtimaldi. Oldukça düşük. Yirmide bir ihtimal ölecekti ve yirmide on  dokuz ihtimal yaşayacaktı. Yüzde doksan beş hayatta kalacaktı.</p>
<p>Çok yüksek bir ihtimaldi yüzde doksan beş. Kaygılanmasına  gerek yoktu. Sakin olmalıydı. Hapları açıp içlerine bakabilirdi ama  hangisi aspargamlıydı bilemezdi. Hepsi tozdu sonuçta.</p>
<p>Uyumak istiyordu. Uzun ve sakin bir uyku. Yarın sabah her  şey yeniden başlayacaktı. Yüzde doksan beş ihtimalle gamzeli güzel  sekreterini görecekti.</p>
<p>Birden sakinleşti ve üstüne bir kabullenişlik geldi. İçeri  geçti, kanepeye uzandı ve Bach&#8217;ı dinlemeye başladı.</p>
<p>Gözleri kapanıyordu. &#8220;İki duble viskiden sonra normal&#8221;  dedi kendine. Kalbi mi kasılıyordu? Yok hayır. Hepsi psikolojikti.  Vicdanı onunla oynuyordu.</p>
<p>Ertesi sabah açık pencereden içeri dolan rüzgar tül  perdeyi, sanki oyun oynar gibi çok zarif bir şekilde havalandırıp  indiriyordu. Günün ilk ışığı odayı doldururken, yarı yarıya dolu viski  bardağına silueti yansıyan adam, ısrarla sevimsiz bir bip sesi çıkartan  çalar saatin sesine rağmen, hala kanepede uzanmış yatıyordu.</p>
<p>Gün yeni başlıyordu&#8230;</p>
<p><strong>Mehmet Emin Arı</strong><br />
<em>eminari.com sitesinden alınmıştır.</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.hikayeoku.com/ask-hikayeleri/italyan-usulu-bosanma.htm/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sakal</title>
		<link>http://www.hikayeoku.com/romantik-hikayeler/sakal.htm?utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=sakal</link>
		<comments>http://www.hikayeoku.com/romantik-hikayeler/sakal.htm#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 15 Feb 2010 12:10:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gerilim Hikayeleri]]></category>
		<category><![CDATA[Romantik Hikayeler]]></category>
		<category><![CDATA[asker öykü]]></category>
		<category><![CDATA[hikaye]]></category>
		<category><![CDATA[kısa öyküler]]></category>
		<category><![CDATA[oku]]></category>
		<category><![CDATA[öykü oku]]></category>
		<category><![CDATA[öykü özetleri]]></category>
		<category><![CDATA[sakal nasıl uzar]]></category>
		<category><![CDATA[sakal uzaması]]></category>
		<category><![CDATA[sakat atmak]]></category>
		<category><![CDATA[Yaman Kayıhan]]></category>
		<category><![CDATA[yaman kayıhan öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.hikayeyaz.com/?p=232</guid>
		<description><![CDATA[Yaman Kayıhan
Neredeyse 13 yaşımdan beri sakallarımı  traş ederim. Başlangıçta ne sıklıkla traş olduğumu artık pek  hatırlayamıyorum, ama okulda öğretmenlerin filan zaman zaman da olsa  bana hafifçe de olsa gözüken sakallarım nedeniyle bir şeyler  söylediklerini hatırlar gibiyim. Demek ki en azından başlangıçta çok sık  traş olmadığım ortada. Çok uzundur ise hemen [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h2><a href="http://www.hikayeoku.com/wp-content/uploads/beard.jpg" rel="lightbox[232]"><img class="alignright size-medium wp-image-337" style="border: 4px solid black;" title="beard" src="http://www.hikayeoku.com/wp-content/uploads/beard-300x221.jpg" alt="" width="300" height="221" /></a><span style="color: #888888;">Yaman Kayıhan</span></h2>
<p>Neredeyse 13 yaşımdan beri sakallarımı  traş ederim. Başlangıçta ne sıklıkla traş olduğumu artık pek  hatırlayamıyorum, ama okulda öğretmenlerin filan zaman zaman da olsa  bana hafifçe de olsa gözüken sakallarım nedeniyle bir şeyler  söylediklerini hatırlar gibiyim. Demek ki en azından başlangıçta çok sık  traş olmadığım ortada. Çok uzundur ise hemen her gün sakal traşı  oluyorum. Önce jilet ve traş sabunu yardımıyla bu işi hallediyordum ve  yüzümü de sık sık kesiyordum tabii, ama sonradan traş makinesine döndüm.  Sadece bazı hafta sonları yüzüme tatil verip traş olmamayı  becerebiliyorum. O zaman da kirli suratlı birisi olup çıkıyorum, ama  kime ne&#8230;</p>
<p>Galiba ilk garipliği Mart&#8217;ın ortalarında  keşfettim. Keşfettim demek de birap garip çünkü öyle pek de  keşfedilmeyecek bir şey değil bu, ama başlangıçta süreç biraz yavaştı  galiba. Neyse. Yüzümün sağ tarafında, yanağım ile çenem arasındaki bir  sakal tanesi diğerlerine göre daha hızla uzamaya başladı birdenbire.  Bunun nedenini hala bilmiyorum. Bilebilen de çıkmadı nedense ..</p>
<p>Önce sorun pek önemli değildi.  Sakallardan birisi ters dönmüş sandım, hatta uzun bir sakal görünce bu  ters dönmenin ortaya çıkması nedeniyle biraz sevindim bile. Kim sakalı  ters dönsün ister ki ..? O uzunca sakal tanesini sonraki traşımda kestim  ve sorun da bitti sandım, ama ne gezer. Öğlene doğru o meşum sakal  tanesi neredeyse bir santime ulaşmıştı bile. Hala ne olduğunu  anlayamamıştım. Eh sakal tanesinin uzamasını elim o noktaya gitmeden,  aynaya bakmadan veya birisi bana söylemeden anlamama, en azından bu  uzamanın hissedilebilirliği açısından olanak yoktu.<br />
<span id="more-232"></span></p>
<p>Ben de tuvalete gittiğimde aynada  farkettim bir santimlik uzamayı ve hemen üstelik de kolayca çekip  alıverdim o sakal tanesini. Küçücük bir sakal tanesinin verdiği küçük  acı ise umurumda bile olmadı. Ama artık parmaklarım hep o noktaya  gitmeye başlamıştı. Ne oluyor, uzama var mı, yoksa başka birşeyler de  oluyor mu diye parmaklarım sürekli o noktadaydı. Bu arada unuttuğum da  oluyordu. Daha akşam olmadan sakal tanesi bu sefer de bir santimi bile  geçer hale gelivermişti gene. Ayna karşısına tekrar gitmeye gerek  olmadan tekrar çekip alıverdim onu bende.</p>
<p>Akşam yemeğinden sonra uzama devam  ediyordu ve bende onu çekip almayı yavaş yavaş alışkanlık haline  getiriyordum. Henüz uzamamış olsa bile parmaklarım o noktadaki  gezintisine devam ediyorlardı. Bu arada yüzümün başka yerlerinden de  şüphelenmeye başladım ve sakal tanesinin biraz uzamasına izin vererek  başka yerlerde de başka isyankar sakal taneleri var mı diye meraklanmaya  başladım. Yüzümde başka terörist yoktu anlaşılan.</p>
<p>Ya saçlarım .. sıkı bir denetim onlarda  da olmadığını gösterdi ve hemen çırıl çıplak soyundum ve vücudumu  incelemeye başladım. Yok gibi gözüküyordu, ama ilk inceleme sadece kaba  bir bilgi vermekten öteye geçemedi. Garip rüyalarla uyumuşum, pek  hatırlamıyorum rüyalarımı, ama garip oldukları kesin çünkü ter içinde  hem de bir kaç kere uyanarak geçen bir gece oldu.</p>
<p>Sabah bizim sakal tanesi artık 3 &#8211; 4  santimlik boyu ile arz-ı endam edivermişti. Daha onu yerinden etmeden  gene önce saçlarımı ve soyunarak da vücudumu inceledim. Başka yoktu.  Biraz içim rahatladı, ama o kadarlık bir rahatlama işte. Yoksa küçücük  hem de bir tanecik bir sakal için içim içimi yemeye çoktan başlamıştı.  Hısla koparttım ve üzerine de sıkı bir traş oldum. Sanki iyi traş  olabilirsem yok olacakmış gibi geldi bana.</p>
<p>Üzerinden bir iki saat geçmemişti ki bu  sefer 6 &#8211; 7 santimlik bir uzunlukluk ile karşı karşıya olduğumu anladım  dehşetle. Bu arada da kendime hakim olup onu unutmaya, parmaklarımı o  noktaya götürmemeye çalışmıştım. Uzadıkça veya uzamasına izin verdikçe  kopartması, yerinden çıkartması da bir o kadar kolay oluyordu.</p>
<p>Sakal tanesi ile aramızdaki savaş çoktan  başlamıştı da benim haberim yoktu sanki. O bir yandan uzuyor, ben de  diğer yandan onu yerinden ediyordum. Sorun bu kadarla kalsa iyi, ama o  benden baskın çıkıyor ve her koparışımdan sonra daha büyük bir hızla  uzuyordu .. Bunun onun yanına bırakmamaya karar vererecek o uzadıkça  bende kopartmaya başladım. Şimdiden bir cımbız edinmiştim bile. O  çıkıyor, ben çekiyordum. Bunu yarım saatte bir yapmak pek de zoruma  gitmedi. Parmaklarım nasılsa devriye geziyor ve sakal tanesini sıkı bir  denetimde tutuyordu. Sonra da onu çekip alıveriyordum.</p>
<p>Dedim ya, o benden baskın çıkmayı bir  kere kafasına koymuş olmalı. İşte bir gariplik daha. Önce sakal  tanesinin benimle savaştığını kabullenmişken, şimdi de onun kafası  olduğuna karar vermiştim bile.</p>
<p>Yalnız olduğumda görüntü açısından önemli  bir sorunum yoktu tabii, ama savaş asıl o zaman şiddetleniyordu. O  çıkıyor, ben çekiyordum hırsla. Bazan da bırakıyordum uzasın .. Bir tür  komiklik bile vardı bunda sanki. Hatta bir ara 20 &#8211; 30 santim uzadığında  ucuna bir fiyonk bile yaptım kendi kendime. Henüz kimse sakal tanesi  ile bu garip birlikteliğimizi ve savaşımızı bilmiyordu. Bilmesinler  tabii. Böyle şeyler başkasına nasıl söylenir ki ..?</p>
<p>Aradan bir kaç hafta geçtiğinde artık  doktora danışmaya çoktan karar vermiştim. Öyle pek doktora gitmemek gibi  saçma bir yönüm de vardır, ama bu doktordan kaçılabilecek bir durum  olmaktan çoktan çıkmıştı. Belki baştan gitmeliydim doktora, ama olmadı  işte. Doğrusu ise gitmedim, gitmek istemedim. Doktorum eski  arkadaşlarımdan biriydi ve çok da ilgilendi. Bir sürü test istedi, test  sonuçlarına baktı. Ben de her şeye karışırım ve bilmek isterim ya, test  sonuçlarına ben de bakmak istedim. Hatta sonuçları birlikte de  değerlendirmeye çalıştık desem yeridir, ama ortada sonuç yoktu ki. Bunu  başka testler de izledi, ama sonuç ortaya çıkamadı bir türlü. Malum  sakal tanesi ise uzamasını sürdürüyordu.</p>
<p>Artık yüzümün o noktasına çokca insan  içine çıkmam gerektiği hallerde bir yara bantı yapıştırıyordum. Sakal  tanesi ise buna da önlemini almakta gecikmemişti. Bir gün gene böyle bir  yara bantı yapıştırmıştım ki bizimkinin arasından sızma çabalarını  hayretle gördüm. Sanki betonu delen yabani otlar gibi hırslı ve  inatçıydı. Bir yandan ona her çabamda yenilsem de, diğer taraftan da  onun çabalarını beğeni ile izlemekten kendimi alamıyordum. Nede olsa  başarılı bir hasım sayılırdı.</p>
<p>Sonunda sakal bırakmaya karar verdim.  Öyle ya, madem ki birisi bile böyle uzamak istiyorsa, bırakayım da hepsi  uzasındı. Böyle olunca hem o çok da uzasa arada kaynar diye düşündüm  doğrusu. İlk sakal bıraktığım haftalar savaş açısından değişen bir şey  olmadı. Diğerleri henüz çok kısaydılar, ama o çok daha hızlı uzayarak  kardeşlerine santimlerce fark atıyordu. Bir iki ay sonra epeyce sakallı  bir adam olup çıktım. Doğrusu ya bu sakallılık ile bizimkini arada da  kaybedebildim. Aralarda kaybedebildim, ama bu ancak başka insanlar için  geçerli olabilecek bir avuntuydu çünkü ben biliyordum onun diğerlerinin  arasında dolaşa dolaşa yoluna devam ettiğini.</p>
<p>Bir tek sakal tanesi yüzünden sakallı bir  adam olup çıkmıştım. Bu sadece görünümümümdeki değişiklikti, ama  aslında içten içe küçük bir kavga gibi başlayan itişmemiz, giderek bir  savaş, hatta bir dünyalar savaşı haline gelmişti çoktan.</p>
<p>Bir tek sakal tanesi, karşısında da ben.  Bu savaşı hiç bir gün kazanamıyordum. Gün dememeli belki de, çünkü daha  gün bitmeden o savaşını bir kaç kez kazanmış oluyordu. Benim küçük  galibiyetlerim onu koparttığım anlar ile sınırlı kalıyordu. Gerçi uzayan  oysa da koparan hep ben olduğum için bu savaşı benim kazandığım  söylenebilirse de, onun uzaması değil durmak, hatta arttığı için  kaybeden ben oluyordum, hem de sürekli olarak.</p>
<p>Buraya kadar anlattıklarım işin sadece  başıydı. Aradan geçen aylar sonrasında artık savaşı bırakıp, yenilgiyi  bütünüyle kabullendim. Şimdi artık dışarı hiç çıkmıyorum, işimden de  ayrıldım. Tek başıma meşum sakal tanem ve ben birlikte yaşamayı öğrendim  sanırım. Sadece geceleri bir iki tur atıp gene evime, yalnızlığıma,  sakal tanem ile arkadaşlığıma dönüyorum artık.</p>
<p>İkimiz de mutluyuz galiba .. O ise hiç  durmadan uzamaya devam ediyor. Eh uzasın bakalım, ben de tek tanesi uzun  sakalımla mutlu olmaya çabalarım. Yapacak bir şey kalmadı artık ..</p>
<p>..</p>
<p>Konu sakal tanesi olunca siz de bir  yerlerinizi bir kontrol edin bakalım .. Kim bilebilir ki, değil mi ..?</p>
<p><strong>Yaman Kayıhan<br />
23 Ekim 2001</strong><br />
<span style="font-family: Arial; font-size: x-small;">Bu öykü <a href="http://vision1.eee.metu.edu.tr/%7Emetafor" target="_blank">METAFOR</a> sitesinde yayınlanmıştır.</span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.hikayeoku.com/romantik-hikayeler/sakal.htm/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yumurtalı Ekmek Kızartması</title>
		<link>http://www.hikayeoku.com/romantik-hikayeler/yumurtali-ekmek-kizartmasi.htm?utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=yumurtali-ekmek-kizartmasi</link>
		<comments>http://www.hikayeoku.com/romantik-hikayeler/yumurtali-ekmek-kizartmasi.htm#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 12 Feb 2010 09:30:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gerilim Hikayeleri]]></category>
		<category><![CDATA[Gizemli Hikayeler]]></category>
		<category><![CDATA[Otobiyografik]]></category>
		<category><![CDATA[Romantik Hikayeler]]></category>
		<category><![CDATA[akıl hastanesi]]></category>
		<category><![CDATA[akıl hastanesi öyküleri]]></category>
		<category><![CDATA[derya cebecioğlu hikayeler]]></category>
		<category><![CDATA[hikaye oku]]></category>
		<category><![CDATA[okul hikayeleri]]></category>
		<category><![CDATA[yaşlı kadın hikaye]]></category>
		<category><![CDATA[yeni hikayeler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.hikayeyaz.com/?p=180</guid>
		<description><![CDATA[Derya Cebecioğlu
Yemek kuyruğuna girdikleri koridorun pencerelerinden arka kapı görünüyordu. &#8220;Okuldan kaçmak &#8221; öğrenciler için her zaman özenle akılda saklanan bir düşünce olduğu için kuyruk beklenirken bu kapı hep gözlenen bir yerdi. Kalın bıyıklı, iri yapılı Bekçi Recep Efendi bir gün bile o kapıyı boş bırakmamıştı şimdiye dek. Soğuk günlerde kapının sağındaki küçük kulübede oturur, hava [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h2><a href="http://www.hikayeoku.com/wp-content/uploads/child.jpg" rel="lightbox[180]"><img class="alignright size-medium wp-image-369" style="border: 4px solid black;" title="child" src="http://www.hikayeoku.com/wp-content/uploads/child-212x300.jpg" alt="" width="212" height="300" /></a><span style="color: #808080;">Derya Cebecioğlu</span></h2>
<p>Yemek kuyruğuna girdikleri koridorun pencerelerinden arka kapı görünüyordu. &#8220;Okuldan kaçmak &#8221; öğrenciler için her zaman özenle akılda saklanan bir düşünce olduğu için kuyruk beklenirken bu kapı hep gözlenen bir yerdi. Kalın bıyıklı, iri yapılı Bekçi Recep Efendi bir gün bile o kapıyı boş bırakmamıştı şimdiye dek. Soğuk günlerde kapının sağındaki küçük kulübede oturur, hava güzelse de sürgülü demir kapı boyunca bir sağa bir sola dolanır dururdu. Bugüne kadar hiçbir boşluk yakalayamamalarına rağmen, çocuklar yine de, o genç beyinlerinin inatçı sabrı ile bıkmadan usanmadan kapıyı gözlerlerdi.</p>
<p>O Perşembe günü Bekir ile Yalçın ders sonu yirmi dakika cezaya kaldıkları için (defterlerine otuz kere&#8221; Bir daha asla okula ödev yapmadan gelmeyeceğiz.&#8221; yazdılar.) kuyruğun sonuna yetişmişlerdi. Öğrencilerin tümü koridoru geçmiş, tabldot tepsilerini aldıkları bölmeye girmişlerdi bile. Koridoru koşarak geçerlerken Bekir&#8217;in başı istemsizce kapıya yönelmişti yine. Yalçın ise burnunu bir çoban köpeği gibi havaya kaldırmış &#8220;Hımm. Yumurtalı ekmek kızartması&#8221; diye keyiflenmekteydi adımlarını sıklaştırırken.</p>
<p>-	Tanrım, dedi Bekir, koyu kahve gözlerini  iri iri açarak. Şuraya bak. Kapı açık.<br />
Yalçın kapıya baktı. Gerçekten aralıktı. Üstüne üstlük bekçi de ortalarda görünmüyordu.</p>
<p>- Hadi, dedi Bekir, yüzünü sıvayan o muzır gülümsemesiyle. Gidiyoruz.</p>
<p><span id="more-180"></span>-	Ne?!!!, dedi Yalçın hayretle.</p>
<p>Öyle ya, bir şeyi yapmayı hayal etmek başkadır yapmak başka. Okuldan nasıl kaçarlardı? Zaten yaramazlar listesinde üst sıralarda yer alıyordu adları. Bir de bunu yaparlarsa başlarına neler gelirdi kim bilir?</p>
<p>-	Ne bakıp duruyorsun aptal. Sana hadi dedim.</p>
<p>Bütün soru işaretleri ve şaşkınlık ünlemlerini bir anda unutup kendilerini olayın heyecanına bırakmışlardı. Duvar diplerine sokulup hızlı hızlı yürüdüler. Bir yandan da, etraflarını ve kendilerini gören olup olmadığını anlamak için okulun pencerelerini kolaçan etmeyi ihmal etmiyorlardı tabii. Birkaç dakika sonra, aralık kapıdan süzülüp kendilerini dışarı attıklarında neredeyse heyecandan kalpleri duracaktı. Ağızları kupkuru, küçük göğüsleri hızla inip kalkmaktaydı.</p>
<p>-	Koruluğa, diye bağırdı Bekir.</p>
<p>Koşarak ağaçların arasına daldılar. İkisi de birer ağaca sırtlarını dayayıp soluklarının yavaşlamasını beklediler. Sonra birbirlerine baktılar. Öyle şaşkın bir ifade vardı ki yüzlerinde, görenler dünyada kendilerinden başka bir çocuğun daha olduğunu ilk kez fark ettiklerini sanabilirdi. Derken yaptıkları işin büyüklüğünün, inanılmazlığının coşkusu sardı içlerini.</p>
<p>-	Başardık değil mi?</p>
<p>-	Evet. Evet, diye bağırdı Bekir. Kaçtık. Gerçekten kaçtık.</p>
<p>Kocaman, neşeli bir kahkaha savurdu ardından. Yalçın da katıldı bu kahkahalara. Kendilerini yerlere atıp tepine tepine dakikalarca güldüler. Sonra yavaş yavaş duruldu sesleri.</p>
<p>-	Eee, şimdi n&#8217;apıcaz? diye sordu Yalçın.</p>
<p>-	Ne mi yapıcaz? (Bunu hiç düşünmemişlerdi ki! Önemli olan yapılamaz olanı yapmalarıydı.) Bilmem. Şey&#8230; biyerlere gidelim.</p>
<p>-	Nereye gidelim?</p>
<p>-	Bilmem.</p>
<p>-	Benim karnım acıktı.</p>
<p>-	Üff. Sen de hep açsındır zaten.</p>
<p>-	Mis gibi yumurtalı ekmek kokuyordu. Keşke yemeğimizi yiyip kaçsaydık.</p>
<p>-	Çok aptalsın. Bir fikrim var. Gel benimle.</p>
<p>Yalçın&#8217;ın bitmek tükenmek bilmez sorularını sadece bir telefon edeceğini söyleyerek geçiştirdi Bekir. Ama kimi, niye arayacağını söylemedi. &#8220;Görürsün.&#8221; dedi ışıyan, cin gözleriyle, hepsi o kadar. Birkaç sokak geçtikten sonra altı yedi telefon kulübesinin bulunduğu bir köşe başında durdular. Bekir kartını çıkarıp numaraları ezberinden yavaş yavaş çevirdi.</p>
<p>-	Alo babaanne?</p>
<p>Kadın heyecanlanıp üst üste sorular sordu çocuğa. Hepsine uygun birer cevap uydurup başarıyla yatıştırdı onu çocuk.</p>
<p>-	Sadece bugün okulda çıkan yemeği beğenmedim. Aç kalktım sofradan. Ben okuldan dönene kadar yumurtalı ekmek kızartır mısın bana? Canım çok çekti. Ha, Yalçın da gelecek. Çok kızart, tamam mı?</p>
<p>Şimdi iş okuldan çıkış saatine kadar bir süre oyalanmaya kalmıştı  Kısa bir tartışmadan sonra kayalıklara gitmeye karar verdiler. Denize taş atmak eğlenceli olacaktı. Ama onlar için asıl eğlence ertesi gün okula gidip olanları arkadaşlarına anlattıklarında başlayacaktı kuşkusuz. (Siz burda matematik dersinde sıkılırken, biz dışarda bir gezdik, bir eğlendik&#8230;)</p>
<p>*  *  *</p>
<p>Babaanne telefonu &#8220;Ah şu çocuk!&#8221; diye kapattı. Saate bir göz atıp çocukların gelmelerine daha üç saat olduğunu görünce yaptığı işe geri döndü. Lacivert bir süveter örüyordu Bekir&#8217;ine. Sağlı sollu çift sıra saç örgülü, V yakalı bir süveter. Yağmurlar başlamıştı bile. Soğukların bastırması an meselesiydi artık. Bu süveterle sırtı hep sıcacık kalacaktı torununun. Üşüyüp hasta olmayacaktı. Örgüyü bir şişine toplayıp boşa çıkarttığı şiş ile boyunu ölçtü. &#8220;Koca delikanlı oldu.&#8221; dedi içinden. Yıllar ne de çabuk geçmişti. &#8220;Aaah ah&#8221; diye dertlendi sonra. &#8220;Ali&#8217;m, oğlum. Yaşasaydın da bir görseydin evladını.&#8221;</p>
<p>Babasıyla annesi, Bekir daha üç yaşındayken bir trafik kazasında ölmüştü. O gün bu gün babaannesi bakmıştı küçük oğlana. Neredeyse on yıl geçmesine rağmen yaşlı kadının hâlâ, oğlu için sakladığı birkaç damla gözyaşı olurdu kirpiğinin kenarında. Ana yüreği işte. Tanrı biliyor ya, torunu da olmasa aklını oynatırdı, yaşayamazdı belki de. Ona gözü gibi bakıyor, kendinden bile sakınıyordu. Bu çocuk onu hayata bağlayan tek varlıktı.</p>
<p>- Oooo, dedi yaşlı kadın, gözü duvardaki saate kayıverince. İki buçuk olmuş. Ekmekleri hazır edeyim de, sıcak sıcak yesin çocuklar.</p>
<p>* * *</p>
<p>- Ben daha uzağa attım.</p>
<p>-	Hiçte bile.</p>
<p>-	Sen bir mızıkçısın Yalçın Güntay.</p>
<p>-	Mızıkçı sensin Bekir Çandağlı.</p>
<p>-	Bir kere daha. Aynı anda atacağız. Var mısın?</p>
<p>-	Hey saate bak!</p>
<p>Yarışırlarken zamanı tümden unutmuşlardı.</p>
<p>-	Eyvah ! Geç kaldık. Çabuk.</p>
<p>Çocuklar bir ona bir öbürüne sekerek kayaların üstünden atlayıp sahil kenarındaki bisiklet yolunda deli gibi koşmaya başladılar. Bekir köprüye giden yola yönelmişken Yalçın bağırdı :</p>
<p>-	Bu tarafa gel. Demiryolundan geçelim. Daha kestirme.</p>
<p>-	İyi fikir, dedi Bekir. Ekmeklerimiz soğumasın, di mi?</p>
<p>Demiryoluna geldiklerinde trenin düdüğü ile ikisi de sağlarına döndü. Henüz sadece dumandı gözüken.</p>
<p>- Geçebilir misin? dedi Bekir, kibirli ve yukarıdan bakan bir ifadeyle.</p>
<p>- Elbette, derken raylara atlamıştı bile Yalçın. Ben senin gibi korkak mıyım? Bekir duraladı. Yalçın karşıya geçmişti bile. Tren yaklaşıyordu</p>
<p>- Hadisene, diye bağırdı karşıdan. Ne o, yoksa korkuyor musun?</p>
<p>- Hah, dedi bizimki. Sana korkmadığımı ıspatlamak için bekledim bu kadar. Beni izle.</p>
<p>Çocuk demiryoluna atladı. İki demir ray arasına aralıklarla dizilmiş, birbirine paralel tahta yollukların üstünde iki üç kez sekti. Birden tahtaların arasını doldurmuş taşların arasında bir şey gördü. Altın gibi parlayan, sarı, yuvarlak birşey.  Eğildi ve taşları aralayıp onu eline aldı.</p>
<p>-	Çabuk, diye bağırdı Yalçın,<br />
Ama Bekir onu dinlemiyordu.</p>
<p>-	Ezileceksin. Çabuk ol, diye haykırdı bu kez,</p>
<p>Bekir büyülenmiş gibi o parlak şeye bakıyordu. Yalçın&#8217;ı unutmuştu. Treni de.</p>
<p>* * *</p>
<p>O günden itibaren her Perşembe, yaşlı bir kadın demiryolunun kenarına bir tabak yumurtalı ekmek kızartması ve saç örgülü lacivert bir süveter bıraktı. Ve etrafta, o süveteri sırtına geçirip, ekmekleri yiyen bir çocuk hep oldu. Çocuklar tam bir yıl sonra birkaç haftadır gelmeyen yaşlı kadını ve ekmeklerini boşuna beklediklerini anladılar. Tıpkı o Perşembe günü yaşlı kadının, torununun okuldan gelişini boşuna beklemesi gibi.</p>
<p>Yalçın mı? O, geçtiğimiz Salı otuzunu bitirdi. Hâlâ bir akıl hastanesinde, hâlâ ağzından bir tek sözcük bile çıkarmaksızın, eline geçirdiği her kağıt parçasına bir parlak, sarı yuvarlak çizip, yuvarlağın etrafına bir çocuğun ezilmiş, parçalanmış organlarını serpiştiriyor. Bir el, biraz üstüne dizinden altı kopmuş bir bacak, sağına omuzdan dirseğe kadar bir kol parçası, onun altına dağılmış bir ciğer, biraz aşağısına kanlı bir bağırsak topağı, azıcık sola . . .</p>
<p><strong>Derya Cebecioğlu</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.hikayeoku.com/romantik-hikayeler/yumurtali-ekmek-kizartmasi.htm/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bir odada&#8230;Yalnız:</title>
		<link>http://www.hikayeoku.com/gerilim-hikayeleri/bir-odada-yalniz.htm?utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=bir-odada-yalniz</link>
		<comments>http://www.hikayeoku.com/gerilim-hikayeleri/bir-odada-yalniz.htm#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 11 Feb 2010 13:05:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Cinayet Hikayeleri]]></category>
		<category><![CDATA[Gerilim Hikayeleri]]></category>
		<category><![CDATA[Otobiyografik]]></category>
		<category><![CDATA[Trajik Hikayeler]]></category>
		<category><![CDATA[bukowski öyküler]]></category>
		<category><![CDATA[bunalım hikayeleri]]></category>
		<category><![CDATA[gerçek hikayeler]]></category>
		<category><![CDATA[hikaye]]></category>
		<category><![CDATA[hikaye oku]]></category>
		<category><![CDATA[hikaye özetleri]]></category>
		<category><![CDATA[hikaye yaz]]></category>
		<category><![CDATA[hikayeler]]></category>
		<category><![CDATA[öykü oku]]></category>
		<category><![CDATA[öykü yaz]]></category>
		<category><![CDATA[Romantik Hikayeler]]></category>
		<category><![CDATA[türk hikayeler]]></category>
		<category><![CDATA[umut taydaş hikaye]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.hikayeyaz.com/?p=131</guid>
		<description><![CDATA[Umut Taydaş
&#8220;bukowski&#8217;ye&#8230;&#8221;
kafamda bin bir düşünce, bin bir tilki, bin bir ölüm. uyuyamıyorum, bu kesin zaten, son günlerde bundan çok bahsettim. bu defa mevzu uyuyamamam değil de uyumaya çalıştığımda karşılaştığım enteresan bir durum. uyuyup uyumadığımı bilmiyorum, yaşadıklarım gerçek mi, zahir mi, onu da ama başıma gelenler bir hayli garip. aslında uyuyor olmam lazım, ama bu mendebur [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h2><span style="color: #808080;">Umut Taydaş</span></h2>
<p><a href="http://www.hikayeoku.com/wp-content/uploads/Picture-1241.jpg" rel="lightbox[131]"><img class="alignright size-full wp-image-414" style="border: 5px solid black;" title="Picture-1241" src="http://www.hikayeoku.com/wp-content/uploads/Picture-1241.jpg" alt="" width="326" height="197" /></a>&#8220;bukowski&#8217;ye&#8230;&#8221;</p>
<p>kafamda bin bir düşünce, bin bir tilki, bin bir ölüm. uyuyamıyorum, bu kesin zaten, son günlerde bundan çok bahsettim. bu defa mevzu uyuyamamam değil de uyumaya çalıştığımda karşılaştığım enteresan bir durum. uyuyup uyumadığımı bilmiyorum, yaşadıklarım gerçek mi, zahir mi, onu da ama başıma gelenler bir hayli garip. aslında uyuyor olmam lazım, ama bu mendebur oda beni bırakmıyor. yatağa yattıktan kısa bir süre sonra, sanki hiç yatmamışım gibi, uyumamışım gibi, yine aynı odada kalıyorum sanki. gördüklerim yine aynı, artık temizlenmesi gereken yerdeki halı, kendi cinayetimin tarihine sabitleyip bıraktığım masa üstü takvimi, kapıya asılı çöp poşeti, monitörün yanındaki viski şişesi, artık görmek isteyip istemediğime karar veremediğim resimlik, yatağın altında aylardır bekleyen, bir tanesi kayıp mavi çorabım ve sinema dergileri. uyumadığımı bildiğim zamanlarda da uyuyor olabilirim, bunu bilememeye alışmak gerçekten zor, bilmek için ne yapmam gerektiğini de bilmiyorum, ne zaman rüya görüyorum, ne zaman uyanığım, vaktimin çoğunda bunu ayırt etmeye çalışıyorum.<br />
<span id="more-131"></span></p>
<p>uzun zamandır her şey bok gibi afedersin. tiksindiğim yalnızlık, aşkların ölümü, çürümüş salamlar, diş ağrıları, galatasaray&#8217;ın maçları, banka hesapları, kadın, hepsi kötü durumda. ve daha neler, neler var. yaşımın henüz küçük olduğunu söyleyenler var, küçük beyinliler, fakat bu yaşımda bile, hayatım, hiç bir zaman bundan daha kötü olamaz diye düşünüyorum. bunları anlatacak kimsem de yok yazık ki, fincan&#8217;la konuşuyordum, fincan, hiç konuşmayan bir bir muhabbet kuşuydu, soğuktan öldü. semih var, akşamları bana uğrar. semih&#8217;in dostuyum sanırım. o, bazen beni rahatlatmaya çalışıyor ama bunu yaparken benim gibi &#8220;boş ver&#8221; demiyor. &#8220;şükret&#8221; diyor, &#8220;daha iyi olmaya çalış&#8221;. bir şeylerle uğraşmamı sağlamaya çalışıyor, beni dışarı çıkarıyor. &#8220;bir odan var en azından&#8221; diyor, &#8220;sokakta yaşamıyorsun&#8221;. sokaklarda olmak istediğime inandıramıyorum. &#8220;sen umutlu bir adamsın&#8221; diye kızıyor bana. &#8220;her gün sabah, onu beklemeyi bırak artık, sikeceğim senin şu dangalak sevgini&#8221; diyerek tersliyor. &#8220;bekleme artık, siktiret, insan olsa, en azından arada bir arar, halini hatırını sorar, tek başına yaşayan, yalnız bir adamsın, en azından merak eder, sen aramasan, siklemiyor bile, sen de artık kendi hayatına bak&#8221; diyor. semih mantıklı, ben olamıyorum. &#8220;sokaklarda yaşamalıyım semih &#8221; diyorum, &#8220;bana şarap getirir misin?&#8221; &#8220;siktir git&#8221; deyip gidiyor semih o zaman. gerçekten gitmeliyim aslında, artık dayanamıyorum. kandırıldım, satıldım, dövüldüm, aldatıldım, küçümsendim, kafama silah sıktılar, ölmedim, kolsuz kaldım, yerlerden kanımı kendim temizledim, hard disk&#8217;im bozuldu, beddua olmalı, her gün daha güneş doğmadan sarhoş oluyorum, günde üç paket sigara içiyorum, geçen pazartesi araba çarptı ve geceyi acilde geçirdim, sarhoştum, kimse ilgilenmedi, insana çok inandım, hele ki bir insana çok inandım ve onda hayatımı kaybettim. artık dayanamıyorum. tarihi işaretledim zaten bitiriyorum, yine de dayanamıyorum. hepsini bırakıp, sokaklara çıkmalıyım. oysa ki bir odam var. odamda bir adamım. bu odayı satın alırken, burada, tek başıma bu kadar vakit geçireceğimi tahmin etmemiştim. yatağı büyük almamın sebebi de buydu, tek başıma yatmayacaktım. dışarı çıkmalıyım, şarap bulmalıyım, ama odam var.</p>
<p>her neyse, işin aslını bilmiyorum, ya uyuyup kendimi odamda düşlüyorum ya da odamda, uyanık bir haldeyken oluyor ne oluyorsa. bahçenin kapısının açılmış olduğunu fark ediyorum, içeri kedi girebilir ve ben o kediyi boğmak zorunda kalırım, fakat biraz önce o kapının kapalı olduğuna yemin edebilirim. sonra, kapının aralığından giren bir kedinin bana diş bilediğini görüyorum, o sırada masanın üzerindeki kalemlikte durması gereken kalemler, sanki başıma nişan almış bekliyorlar, aralarında bir şeyler konuşuyorlar. hızlıca kalkıyorum yataktan, &#8220;siktirin lan ibneler&#8221; diye bağırıyorum. kayboluyorlar. delirdiğimi düşünüyor olmalısınız. bunu ben de düşünüyorum. bu sorunun mantıklı bir açıklamasını bulmak için bir hayli vakit harcadım. geldiğim nokta şu: kendimi tanıyorsam eğer, kendimin rahatsızlıklarını biliyorsam, ben insanlarla beraberken, çok huzursuz oluyorum. konuştukları şeylerden nefret ediyorum, içleri boş, içlerinde anlam bulamıyorum, içlerinde insan bulamıyorum. bir müzik klibinden bahsediyorlar, çıktığı yıldan, şarkının ismini, söyleyenini birbirlerine hatırlatıyorlar; bir şeyin markasını konuşabiliyorlar, şaşırtıcı, onunla ilgili bilgileri de var, ve buna saatlerce devam edebilirler. biri anlatıyor, diğeri kafasını sallıyor, &#8220;yaaa&#8221; diyor, &#8220;evet öyleydi&#8221;, &#8220;bakar mısın&#8221;, &#8220;inanmıyorum&#8221; falan diyor diğeri, sonra diğeri anlatıyor, ötekiler dinliyor. anlatan &#8220;anladın mı&#8221; diyor öbürlerine, öbürleri cevap vermiyorlar buna. konuşurken, cümlesini bitirirken &#8220;anladın mı&#8221; diyen insanları ızgara yapıp köpeklere yedirmek istiyorum. bu ahmakça şeyleri konuşurken heyecanlanıyorlar, bu heyecanı savunabilirler, umarım hiç bir zaman bu anlattıklarımı onlara söylemem ve sonucundaki tartışmaya girmek zorunda kalmam. yine de, etrafımda insanlar varken kendimi güçlü hissediyorum. sonuçta şuraya geliyorum: onların hayatları, anlamları kolay, boş, budalaca. bunu fark etmiyorlar, sorgulamıyorlar. eğer onlar tüm bu hayatı bir yana bırakıp, bunlarla varlıklarını devam ettirebiliyorlarsa, bunu ben de yapabilirim. oysa yalnızken ve etrafımda sadece duvarlar, dumanlar, dış sesler, nefes almak, geçmiş, benim geçmişim, onun geçmişi, uyuşmak, öldüreceklerim, kendi sonumun yakınlaşışı varken işte bu garip şeyler olmaya başlıyor. zayıf bir adam olduğuma inanmaya başlıyorum. tanrı&#8217;yı dinledim, felsefecileri okudum, şairlere baktım, ekonomistlere, yönetmenlere, herkesten ayrı tuttuğum kadına baktım, fakat hepsi yollarını şaşırmışlardı, nereye gittiklerini, ne istediklerini bilmiyorlardı, bildiklerini sandıkları şeye inanmıyordum. yaşamıyorlardı, robot olduklarını düşündüm. hepsi bambaşka bir şeyden söz ediyorlardı. hepsini bıraktım, dinlemeyi, okumayı, anlamayı. sevmeyi bile bırakacağım. içiyordum, bu işe yarıyordu, futbol, at yarışı, seks biraz işe yarıyordu işte. dışarıdan bakarsan, onlardan biri gibiydim, ehliyetim vardı mesela, nüfus cüzdanım, ödemem gereken faturalar vardı fakat hepsinden farklı olarak içimde &#8220;başarmak&#8221; arzusu taşımıyordum. başarmak ve bir &#8220;şey&#8221; olmak. yalan söylemiyorum, bir ailem olmasını o kadar çok istemiştim ki, bunun için her şeyi yapabilirdim, ailem! sevdiğim kadınla beraber olacaktım ve yalnız onu sevecektim, bizim bir evimiz olacaktı ve içindeki her şey bize ait olacaktı, musluk başları, aynalar, toz bezleri, askılıklar, kapı zili, bardaklar, yatak örtüleri, pijamalar, evet uykum var, her şey bizim olacaktı işte, ikimizin istediği gibi. &#8220;ortak karar&#8221;ı her şeyden çok önemsiyordum. maalesef öğrendiklerimden biri de, bunun mümkün olamayacağı oldu. &#8220;ortak karar&#8221; yoktu. kadın, kendisine emredilmesini istiyordu, emri vaki yapılmasını, azarlanmayı, onunla ortak kararda buluşmaya çalıştığında, senin zayıf olduğunu düşünüyordu. böyle, aile olunamaz. vazgeçtim. vazgeçirildim. hiç bir şey olmak istemiyorum, hiç bir şeyde olmak istemiyorum. böyleyim, bunu kabul ediyorum, bunu kabul etmemelerine bir şey diyemem, onları uyandıramıyorum. bunları düşünebiliyordum ama söyleyemiyordum, söyletmezler. sadece bunları yazabiliyorum ve buyum. bir sanatçı değilim, mühendis değilim, entelektüel değilim, aynı kelimeleri çok defa kullanıyorum, müzisyen değilim, artık anlam da değilim. her yanım tezat, tezatların içinde boğuluyorum, bu delilik mi bilmiyorum, olabilir.</p>
<p>konuyu çok dağıtıyorum. bitirmem gerekli, uyumalıyım. odadaki garip olaylardan söz ediyordum. bunlar, bir kaç ay önce başladı. ilk olduğunda, ben bir şeyler söylemesini, ya da gelip yanıma yatmasını bekliyorken, kapıyı çarpıp gitmişti. yıkılmıştım, artık birlikte olacağımıza veya bu dünyada benim umduğum gibi bir aşk olduğuna dair bütün umudumu yitirmiştim. bundan dolayı oldu belki de. uzun süre sonra onsuz şarap içmeye başlamıştım ve ilk defa, nedense, tek başımayken bira içiyordum. futbola yeni yeni alışıyordum ve günde 5-6 defa otuzbir çekiyordum. sonradan aramız düzeldi, daha uysaldım, fazla önemsemiyordum, biteceğini görmüştüm ve üzerine düşmüyordum. her şeyi kabullenmiş, tüm geçmişi, tüm yaşanmış ve siktir edilmiş aşkları, geçmişteki tüm gizleri. sevişmek bana zor gelmeye başlamıştı. &#8220;seni seviyorum&#8221; diyordu, &#8220;sadece seni sevdim ve ömrüm boyunca sadece seninle sevişeceğim&#8221;. söylediklerinin pek yararı olmuyordu, uzaklaşmıştım, uzaklaştırılmıştım. ve bir gece, bunun bir rüya olup olmadığını bilmiyorum, uyandım ve o da yanımdaydı, lanet olsun, uyandım mı bilmiyorum, belki de uyandığımı düşünüyorum. yatağın üzerinde, aşk perisine benzer ama şeytan kafalı, elleri oklu, ucube yaratıklar uçuyorlardı, bir ayin yapar gibiydi halleri. sevdiğim kadın, huzursuzluğumu sezmiş olmalı, beni sevdiğine inanıyordum, bu hayatımdaki en sevdiğim şeydi. &#8220;uyumuyor musun, bir şey mi oldu&#8221; diye sordu. &#8220;yok bir şey dedim, yana doğru yatacağım&#8221;. ona anlatamazdım, kafamızın üstünde elleri oklu ucubelerin uçuştuğunu, kapıyı çarpıp gidebilirdi. uyuyormuş gibi yaptım. aniden yerimden doğrulup bir yumruk savurdum, üç tanesi düştü, bir tane daha, geberip gittiler, kalanlar korkup kaçmış olmalıydı. rahatladım ama o da uyandı. &#8220;ne oluyor&#8221; diye sordu. &#8220;seni seviyorum&#8221; dedim, yanağımdan öptü, boynumdan öpmesini isterdim.</p>
<p>böyle başlamıştı işte, şimdi ise durum daha kötü. yataktan kalktığımda, sanırım uykudan uyanıyorum, vücudumda izler oluyor, karnımda çizikler. bir gün karnımdaki çizikleri sormuştu, açıklayamamıştım. yerdeki halı başıma gelen en kötü şey. ben uyurken bana saldırıyor. uyanıyorum ve bazen boğazıma sarılmış oluyor, nefes alamıyorum. yerdeki halı, cumartesi pazarından aldığım. ben sakin olmaya çalışıyorum, hiç bir şey yokmuş gibi davranıyor, bir bira açıp, bir sigara yakıyorum ve maç özetlerine bakıyorum. camdan kedileri izleyip, olanları unutmaya çalışıyorum. tehlikeli bir halı bu, ona bulaşmak istemiyorum. uyuyamıyorum, uyuyamamaktan dolayı son derece yorgunum. eğer bunları ben hayal ediyorsam, bunları hayal etmek istemiyorum.</p>
<p>o gece tekrar saldırdı. sinsice hareket ediyor, duvarda sürünüyor. &#8220;yerini mi beğenmiyor acaba&#8221; diye düşündüğümden defalarca yerini değiştirdim, sonraki gece de ben uyuyunca yine aynı şeyler oluyor. kapının önüne fırlatıyorum ve sonra kımıldadığını görüyorum. tam kafamı çevirdiğim anda kımıldıyor, biliyorum. yataktan kalkıp, ışığı yakıyorum ve bilgisayarı açıyorum. işte bu yüzden bu kadar çok &#8220;championship manager&#8221; oynuyorum. artık hepsini tanıyorum oyuncuların, finlandiya futbolunu benden iyi bilen yoktur: &#8220;svend asmussen&#8221;, &#8220;jorgen flo&#8221;, &#8220;mad-spur morgensen&#8221;, doğum yıllarını, yaşlarını, istatistiklerini de sayabilirim, binlerce oyuncu tanıyorum. bazen &#8220;championship manager&#8221; yetmiyor, bir şeyler okumak zorunda kalıyorum unutmak için. ne bulursam. takvim yapraklarındaki yemek tarifleri, satılık araba ilanları, &#8220;mayk hammer&#8221;leri de bu yüzden okuyorum, beni rahatlatıyor, benim gibi problemleri var en çok da bukowski*, yaşamış bunları, beni anlıyor. ben bunlarla uğraşırken halı kımıldamıyor ve ben bir kaç bira, şarap içmiş oluyorum, sabah oluyor ve sanırım o zaman uyuyabiliyorum.</p>
<p>bir kaç gün önce tongaya bastım. berbattı. uykusuz olduğumdan dolayı, ilkindi namazını mütaakiben yatağa girdim ve uyandığımda, ya da ne bileyim odamı düşlediğimde, karanlıktı ve halı boğazıma sarılmıştı, bu defa kesin öldürecekti beni. anladım ki aramızda akıl almaz bir husumet vardı. beni boğmayı kafasına koymuştu, kafasına mı, bir halı o. size öyle geliyor, gözünü köreltmiş, kararlı bir halıydı o. nefesimi kesmesini önlemek için var gücümle karşılık verdim, durmadan saldırıyordu. terliyordum. inanmıyorsunuz. ama yaşamadan inanmak imkânsız tabii. ben gerçeği anlatıyorum, fakat ne yazık ki, etrafımda bana inanacak kimse yok. sevdiğim kadın bana inanır mıydı? bana inansa beni terk eder miydi? hay sikiyim. buna birileri inanmazsa çıldırabilirdim, belki de çıldırmıştım, çıldırdığımı söyleyecek biri bile yeterdi. bana garip gelen bir şey de, kendi sonumu planlamış olmama rağmen, bu halıyla mücadele etmemdi. ne güzel, belki kolayca öldürecekti beni. ben uyurken, oysa ben ona karşı koyuyordum. gece vakti, bir halıyla boğuşuyordum. sonunda kaldırıp yere fırlattım ve acelece ışığı yaktım. ışık yanıkken korkuyordu şerefsiz. ışık onun işini bitirmişti.</p>
<p>sandığım gibi değilmiş, ışık yanmasına rağmen halen kımıldıyordu, yer değiştirdi. eminim. emin olduğuma emin olmak istedim ve oturup gözlerimi halıya diktim. yine kımıldadı. odanın öbür ucuna kadar gitti. halının yanından tedbirlice geçerek gözlüğümü aldım. normalde gözlüğümü fazla takmazdım ama yine de bir kez daha gözlükle bakmak istedim. dışarı çıkıp yürümeliydim en iyisi. gidip bir dergi alır, bir çay bahçesine oturup okurdum. hiç sevmediğim, yapmadığım şey. tek başıma, bir çay bahçesinde. tek başınalıktan nefret ediyorum. ama öğrenmek zorundaydım, kimse yoktu. beni kimsesiz bırakarak, beni yalnızlığa itiyorlardı, yalnız kalma sürem arttıkça, onlardan uzaklaşacağımı önemsemiyorlardı, kim bilir. bu düşünce üzücüydü işte. çay bahçesine gidecektim ve sipariş verecektim. sadece bir kere sorsun ve bir kere daha gelmesin diye, ilk siparişte 20 çay söyleyebilirdim. bunu iyi düşündüm. odadan çıktım. kafamı geri çevirdim ve lanet, halı, kapının aralığından beni izliyordu. püsküllerinin arasından gözlerini, ağzını görebiliyordum. bu defa, bu olayın gerçekliği iyice anlaşılır olmuştu ve bu beni rahatlattı. akrepler gibi, kaçacak hiç bir yer kalmadığında, sakince oturur kendilerini sokarlar, veya japonlar, onlar da akrepler gibi, kaçacak bir yerleri kalmadığında, ortada durup hara-kiri yaparlar. benim sonumun tarihi belliydi, ama o zamana kadar bunu kabullenmeliydim. herkese böyle olur sanıyorum. artık dertler, çaresizlikler ayyuka çıktığında, hiç bir çare kalmadığında, eskiye göre biraz daha rahat davranırsınız. o an, halının, bana bağlı olduğunu düşündüm. belki benim yalnız kalmak istemediğim gibi, o da yalnız kalmak istemiyordu. gözlerine bakmaya çalıştım, gözlerinde üzüntü görmek istiyordum, yalnız kaldığımda benim gözlerimde olanlar gibi. iyi de bu halı beni öldürecekti. aceleyle semih&#8217;in yanına gittim.</p>
<p>semih, kardeşiyle oturmuş televizyon izliyordu. ben onun kapısından girerken halı, odadan tamamen çıktı. yoksa dışarı mı çıksaydım, dışarıda nereye kaçsaydım. karanlıktı. soğuktu ve hayatım boyu hep üşümüştüm. en çok da sevgisizlikten. dışarısı hem soğuktu, hem sevgisiz, donabilirdim.</p>
<p>onların odasına girdim. eğer gelirse, onlar da görecekti ve ben delirmemiş olacaktım. onlar inanırdı o zaman, başkaları da onlara inanmazdı ama olsun. düş görmediğim ortaya çıkardı ve buna ihtiyacım vardı.</p>
<p>semin&#8217;in kardeşi &#8220;merhaba&#8221; dedi. &#8220;merhaba&#8221; dedim. semih, oturmuş cep telefonuyla oynuyordu. &#8220;gel, buyur&#8221; dedi. &#8220;bira var mı&#8221; dedim. &#8220;dolapta var&#8221; diye yanıtladı. &#8220;gerek yok&#8221; dedim. &#8220;elinde ki halı ne&#8221; diye sordu semih. bu olamazdı. halı, fark edilmeden içeri girebilmek için, koluma dolanmıştı.</p>
<p>korktum. &#8220;ben başka bir tane alacağım, bunu odana serersin&#8221; dedim ve halıyı, ölüyü gömer gibi, daracık bir yere bıraktım. &#8220;karnım acıktı&#8221; dedi semih. &#8220;ben makarna suyu koyarım&#8221; deyip acilen kapıya yöneldim. dönüp halıya baktım, bana bakıyordu, kımıldamadan. dışarı çıkınca, &#8220;sanırım ben ona bakıyorum&#8221; diye düşündüm. kurtulmuştum. mükemmel bir yemek hazırlayacaktım kesin. doktorluk olmuştum, her şey benim düşümdü ve bunları düşünmek için hiç sebebim yoktu. &#8220;yarından itibaren arkadaşlarımı aramalıyım&#8221; düşüncesi geçti aklımdan, birileriyle görüşmeliydim. bu küçük oda canıma okumuştu.</p>
<p>tencereye suyu doldurdum, tam ocağa koyacaktım ki, içeriden bir küfür duydum. semih bağırıyordu. koşarak yanlarına döndüm, semih, elinde bir bıçakla ayakta duruyordu, halı, bıraktığım yerde hareketsiz. &#8220;abi çıldırdın mı&#8221; dedi kardeşi. &#8220;çıldırdım ulan, çıldırdım&#8221; diye bağırdı semih ve bana dönüp, &#8220;sen mutfağa gider gitmez bu halı kapıya doğru gitti, kapıyı aralıyordu, ama kapı kolunu tutamadı, ilk şoktan kurtulunca küfür ederek üstüne doğru yürüdüm ve beni boğmaya çalıştı&#8221; dedi.</p>
<p>kardeşi, &#8220;abi kafayı yemişsin, yat biraz dinlen, yorulmuşsun&#8221; deyip sakinleştirmeye çalıştı. semih &#8220;sus lan, görmedin mi, beni boğacaktı bu halı&#8221; diye bağırıyordu, &#8220;manyak mıyım ben, halı kapıdan çıkıyordu, üzerime saldırdı, bıçağı alıp böğrüne gömdüm ve sürünerek tekrar yerine döndü&#8221;.</p>
<p>halının yanına gittim, delinmişti. hareketsizdi. halılar nerelerinden öldürülürler, ben bilmiyordum, semih tek seferde bulmuştu. bir süre oturduk, kimse konuşmadı. &#8220;ben makarna suyu koyayım&#8221; diye kalktım, semih, &#8220;götür abi bu halıyı&#8221; dedi. &#8220;yok abi&#8221; dedim, &#8220;serersin işte buraya, güzel durur&#8221;. &#8220;götür abi, götür, bir daha görmek istemiyorum&#8221; diye tersledi beni. &#8220;öldürmedin mi oğlum&#8221; diye sordum, &#8220;bilmiyorum&#8221; dedi. &#8220;kafayı yemişsiniz&#8221; dedi semih&#8217;in kardeşi. &#8220;yoksa ben gelmeden bir şeyler mi içtiniz&#8221;. &#8220;hayır&#8221; dedim ben, &#8220;sadece bir bira&#8221;. &#8220;abi çıkar şunu buradan&#8221; diye parladı semih. makarna suyu koyacaktım, karnım çok açtı. halıyı aldım ve odadan çıkıp tekrar kendi odama döndüm.</p>
<p>yatağa oturdum ve halıyı da karşıma koydum. oturup öylece seyrettim. artık güçsüzdü veya bana öyle geliyordu. kalemlikten bir maket bıçağı aldım ve halıyı doğramaya başladım. paramparça edecektim. parçalanmayı hak ediyordu. bir ara durakladım. kimdi bu halı? benim neyimdi, ben miydim? belki de beni seven kadındı, ya da o tutmuştu bu halıyı. sonra başka bir kadın geldi aklıma, onun işi olabilirdi bu veya ta kendisi. hem izliyordu beni, yıllardır. sonra tekrar sevdiğim kadını düşündüm. onu düşünerek mutfağa gittim, makarna suyu koyup, beraber aldığımız şarabı açtım. gözlerimi kapatarak içtim, yüzümü ekşiterek, dışarıya poz yapmadan. beni seviyor muydu bu halı, beni seven bir halıyı mı öldürmüştüm, daha yakın olmaya çalışıyordu belki, belki böyle seviyordu halılar. yoksa ben de, böyle mi seviyorum diye geçti aklımdan. ben de mi boğazını sıkıyordum onun. o yüzden mi öldürmüştü beni. böyle parçalamıştı. hala mı deliyim? sadece ben mi deliydim? etraftaki herkes, yaşamaya çalışmakla, bu hayallerle, bu planlarla, bu hedeflerle delilik etmiyor muydu sanki?</p>
<p>makarna suyunu koydum. ve dönüp halının parçalarını bir kutuya doldurdum. saklamak geçti içimden, beni seviyor olabilirdi. beni seven herkesten bir şeyler saklıyordum. ama saklamamaya karar vermiştim, onu hatırladım. gördükçe salak gibi üzülüyordum. sinema biletlerini saklıyordum, beraber alınan defterleri, beraber yazılan sayfaları, cep telefonu mesajlarını, beraber izlenen veya izlenecek filmleri. ve bunları görünce üzülüp ağlıyordum. saklamamaya karar vermiştim, artık hepsini, yavaş yavaş atıyordum. halıyı saklamayacaktım. bahçeye çıktım, bahçeye çıkıp, kutuyu yaktım. benim gibi yanıyordu, bağdat gibi yanıyordu, aşk gibi ama ölüm gibi yanıyordu. ağlıyordum. bardağımdaki şarap bitti, şişeyi almak için mutfağa gittim, bıçağı da yanımda götürmüştüm. bıçağı lavaboya koyup, şişeden bir yudum içtim. bıçağa baktım tekrar, üzerinde kan izi vardı, senin ellerinde olduğu gibi ve ağlamıyorsun sen şimdi. hiç kimse ağlamıyor.</p>
<p><strong>Umut Taydaş</strong><br />
* bukowski&#8217;nin &#8220;battaniye&#8221; isimli öyküsüne bir gönderme yapmak gibi olsun diye yazdım.<br />
Çarşamba, Nisan 23, 2003</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.hikayeoku.com/gerilim-hikayeleri/bir-odada-yalniz.htm/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kaybolan İnsanlık</title>
		<link>http://www.hikayeoku.com/hayat-hikayeleri/kaybolan-insanlik.htm?utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=kaybolan-insanlik</link>
		<comments>http://www.hikayeoku.com/hayat-hikayeleri/kaybolan-insanlik.htm#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 08 Feb 2010 09:39:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gerilim Hikayeleri]]></category>
		<category><![CDATA[Hayat Hikayeleri]]></category>
		<category><![CDATA[Romantik Hikayeler]]></category>
		<category><![CDATA[duygusal hikayeler]]></category>
		<category><![CDATA[gerçek hayat hikayeleri]]></category>
		<category><![CDATA[gerçek hikayeler]]></category>
		<category><![CDATA[gergin hikayeler]]></category>
		<category><![CDATA[hikaye oku]]></category>
		<category><![CDATA[hikaye paylaş]]></category>
		<category><![CDATA[hikaye yaz]]></category>
		<category><![CDATA[hikayeler]]></category>
		<category><![CDATA[mükerrem bulut hikayeleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.hikayeyaz.com/?p=42</guid>
		<description><![CDATA[Mükerrem Bulut
 
Trafik ilerlemedikçe Metin bey  boncuk boncuk ter döküyor bir an önce Hastaneye yetişmek istiyordu.  Kucağındaki yarı baygın yavrusuna baktı müşfik bir edayla. Yanında  telaşla ağlayan eşine baktığında onunda son derece telaşlı olduğu ve  içinden dualar ettiğini görünce oda bir an önce ulaşabilmek için bildiği  duaları mırıldanmaya başladı.Serpilin yaşlı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h2><span style="color: #808080;">Mükerrem Bulut</span></h2>
<h2><span style="font-family: verdana,arial; font-size: small;"> </span></h2>
<p><span style="font-family: verdana,arial; font-size: small;">Trafik ilerlemedikçe Metin bey  boncuk boncuk ter döküyor bir an önce Hastaneye yetişmek istiyordu.  Kucağındaki yarı baygın yavrusuna baktı müşfik bir edayla. Yanında  telaşla ağlayan eşine baktığında onunda son derece telaşlı olduğu ve  içinden dualar ettiğini görünce oda bir an önce ulaşabilmek için bildiği  duaları mırıldanmaya başladı.Serpilin yaşlı gözleri sürekli  oğlundaydı.Ateşten iyice kendinden geçmiş,günlerdir ishal olmasından  dolayı iyice bitkin düşmüştü.Evde bir türlü iyileşmeyen oğullarını  şehrin en büyük hastanelerinden birine götürmeye karar vermişlerdi ama  işçi çıkış saatine denk geldiği için ağır ilerleyen trafiğe  takılmışlardı.Hastane bahçesine gelince derin bir oh çekerek Rablerine  şükrettiler.Aceleyle cebinden para çıkarıp şoföre uzatan Metin,para  üstünü almadan dışarı çıkıp oğlunu kucağına alarak acil kapısına  yöneldi.Serpil şoförün verdiği para üstünü ve oğullarının eşyalarını  alarak inerken şoför,</span></p>
<p>- Geçmiş olsun abla.Üzülmeyin çocuk bu iyileşir. Allah şifalar  versin sözünü, iyice uzaklaşarak yanıtladı telaşlı anne.Acilin kapısına  geldiklerinde Metinin kucağında yavrusu ardında eşi Serpil, uzayan  kuyruğu gördüklerinde üzüntüleri bir kat daha artmıştı.İçeri girmeye  çalışırlarken her kafadan birden uğultu halinde sesler yükselmiş sıraya  girmelerini söyleyen artık sabrı kalmayan bir yığın insanla  karşılaşmışlardı.İçeride iki doktor olmalı ki,kuyruk hızla ilerlemesine  rağmen zaman bir türlü geçmek bilmiyordu sanki.Kucaklarında yarı baygın  olan yavrularının bir an önce muayene olarak tedavisine başlanmasını  istiyorlardı.Telaş ve tedirginlikle geçmek bilmeyen zamanı ateşten ter  içinde kalan oğullarını okşayarak unutmaya çalışıyorlardı ki nihayet  sıra onlara geldi.Ufacık odaya girdiklerinde Doktor oturduğu yerden  bıkkın bir şekilde;<br />
<span id="more-42"></span></p>
<p>- Yatır çocuğu ve sırtını aç. Şikayeti ne?</p>
<p>Diye sorduğunda telaşlı anne ve baba bir ağızdan başladılar  konuşmaya. Doktor kızmış olmalı ki hiddetli bir ses tonuyla bağırmaya  başladı;</p>
<p>- İkiniz birden değil,biriniz anlatsın da bende anlayayım.Sadece  sizin çocuğunuz mu hasta zannediyorsunuz.Salgın var. Şimdi annesi sen  anlat bakalım.</p>
<p>- Doktor bey üç gündür ishal ve kusuyor. Ateşi de bugün çok  fazlaydı.Bir türlü düşüremeyince</p>
<p>- Tamam tamam</p>
<p>Doktor ağır adımlarla kalkıp gözlerine ve bademciklerine bakıp  bir iki defa öksürttü çocuğu.Masasına geçip kağıda bir şeyler yazmaya  başladı.Dışarıda bekleyenlerin kavga sesleri içeriye kadar  geliyordu.Kuyrukta bekleyenler yakınlarının hasta olmalarından dolayı  telaş ve üzüntüyle ağır ilerleyen sıradan dolayı bir birlerine  sataşıyorlardı.Onlar daha kuyruktayken hastanede çalışanların yakınları  ve malum torpillilerin içeri girmeleri,hasta yakınlarını çileden  çıkarıyordu.Doktor da tüm bunlardan bıkmış vaziyette bir yandan  söyleniyor diğer yandan da yazmaya devam ediyordu.</p>
<p>- Şu tahlilleri derhal yaptırıp sonuçlarını bana getirin.Hadi  sıradakiii.</p>
<p>Metin ve Serpil çocuklarını kucaklayarak çıktılar dışarıya.Kapıdaki  izdihamdan zoraki geçerken kuyruğun daha da uzadığı dikkatlerini  çekti.Muayene olabilmenin verdiği huzurla tahlil kuyruğuna girdiler.Uzun  bir bekleyişin ardından işlerini halletmişlerdi ama onlarında hali  kalmamıştı.Son olarak tahlil sonuçlarını  doktora göstermek üzere bu  defa kuyruğu yararak girdiler odaya.Tahlil sonuçlarını inceleyen Doktor</p>
<p>- Hımm. Bu gece burada kalması lazım.Acil yatanların bulunduğu  bölüme gidip çocuğu yatırın.Serum taksınlar.Gece nöbetçi arkadaş  bakacak.</p>
<p>Yarı baygın olan çocukları yine kucaklayarak yatanların  bulunduğu odaya geldiklerinde onları kötü bir sürpriz  bekliyordu.Yataklar doluydu.Hatta ikişer kişi yatıyorlardı  yataklarda.Kapının girişinde boş duran sedyeye  yatırıp hemşireye  anlattılar durumu.Reçeteyi inceleyen hemşire getirdiği serumu taktıktan  sonra sinirli bir şekilde hasta yakınlarının odadan çıkmaları  gerektiğini aksi takdirde onlarında burayı terk edeceklerini  söyledi.Kimse hasta olan yakınlarını bırakıp çıkmak istemeyince iyice  hiddetlenmişti.Bu defa azarlar vaziyette çıkıştı;</p>
<p>- Eğer buradaki kalabalık dışarı çıkmazsa Doktorlar da bizde  müdahale etmeyeceğiz.Siz bilirsiniz.</p>
<p>Metin son bir kez daha baktı evladına.Alnına sıcacık bir öpücük  daha kondurup bahçeye gitti.Kafeterya ya oturup bir çay istedi. O gün  çok yoğun geçmişti.Yorgunluğunu ancak bu şekilde atabilirdi.Garson çayı  getirip masaya bırakmıştı ki,karşı masada oturan inceden esmer bir adam  bir paket içinde bisküvi uzatarak;</p>
<p>- Buyur kardeş sende ye.Ben yarısını yedim bitiremedim.</p>
<p>Metin almak istemedi önce.Yavrusu orada yatarken boğazından bir şey  geçmiyordu ki.Adam bu defa oturduğu yerden kalkıp Metinin yanına oturup  konuşmaya başladı;</p>
<p>- Geçmiş olsun kardeş.Seninde mi hastan var?</p>
<p>- Evet.Oğlum hasta.Acilde serum taktılar,beni de dışarı  çıkarttılar.Vakit geçirmeye çalışıyorum.Ya senin kimin var?</p>
<p>- Benimde hanım doğum yapacak.Heyecanlıyım yani.Saatin var  mı?</p>
<p>- Saat 3.30</p>
<p>- Çok geç olmuş.Bir türlü haber gelmedi.</p>
<p>Adam garsondan bir tane çay istedi.Garson çayı getirdiğinde  bisküviyi bir kez  daha uzattı tedirgin bekleyişli Metine.Metin de az  evvel sohbet ettiği bu adamı kırmak istemediği için adamın uzattığı  paketten bir tane alıp çayla beraber yedi.Adamla tekrar muhabbet  ediyorlardı ki,göz kapaklarına hakim olamıyordu.Üzerine müthiş bir uyku  hali çökmüştü.Uyumak istemiyordu.Uyumamalıydı.Direniyor ama vücuduna bir  türlü hükmedemiyordu.Derken masaya yığılıp kaldı.</p>
<p>Serpil,vakit gece yarısını çoktan geçtiği halde yanlarına  gelmeyen Metini merak etmişti.Mutlaka gelir bir ihtiyaçları olup  olmadığını sorardı.Oğlunu da çok merak edeceğini bildiği için ters bir  şeylerin olduğunu düşünerek,serumun etkisiyle uyuyakalan oğlunu yan  yataktaki çocuğun annesine emanet ederek bahçeye gidip Metini aramaya  koyuldu.Gözleri koca bahçeyi bir çırpıda taradı.Görünürlerde  yoktu  Metin.Az ileride iki adamın ortasında sürüklenerek götürülen birine gözü  ilişti sonra.Zoraki götürülen baygın kişi Metindi.Onu görmesiyle çığlık  atmaya başladı.</p>
<p>- İmdaaaat! Yardım ediiiin! Metin,Metin.Metini götürüyorlar.</p>
<p>Adamlar çığlığı duyar duymaz Metinin kollarından sürükleyerek  yanlarına yanaşan taksiye binip hızla uzaklaştılar oradan.</p>
<p>Gecenin kör karanlığında Serpilin çığlıkları hastane bahçesini  inletiyordu.Eşinin götürüldüğünü gördüğü halde bir şey yapamamak onu  çıldırtıyordu.Başına toplanan kalabalığın sorularına cevap verecek güç  bulamıyordu kendinde.Sadece telefon etmek geldi aklına.Uzatılan  telefondan Metinin ablasını arayıp olayı heyecanla ağlayarak  anlattı.Karşı taraf olayı tam kavrayamasa da hıçkırıklar la beraber;</p>
<p>- Hemen geliyoruz sen merak etme..</p>
<p>Telefonu kapattı genç anne.Ama hıçkırıkları hala kesilmemiş bu  yaşananların bir rüya olabileceğini düşünüyordu sadece.Yaşananlara bir  anlam veremiyor,gözlerinin önünde götürülen eşine mi yoksa acilde yatan  çocuğuna mı üzülsün.Kendini yalnız ve çaresiz hissediyordu.Başına  toplanan meraklı insanları görmüyor sadece bu kabusun bitmesi için dua  ediyordu,;</p>
<p>- Allah’ım ne olur bize yardım et.</p>
<p>O an çok yalnızdı,şaşkındı,çaresizdi.Yardım isteyeceği sadece Rabbi  vardı.</p>
<p>Koşar adımlarla gelen kalabalığa takıldı gözü.Bunlar Metinin anne  baba ve ablasıydı.Şaşkınlık ve üzüntü içerisinde neler olup bittiğin  soruyorlardı oysa Serpil de onlardan farklı değildi ki.O da ne olup  bittiğini bilmiyor tek bildiği baygın olan eşinin bir taksiye  sürüklenerek götürüldüğüydü.Onlar sürekli soruyorlardı;</p>
<p>- Metin nerede? Ne oldu Serpil?</p>
<p>Serpil hıçkırıklarla ağlıyor cevap bile veremiyor sadece,</p>
<p>- Onu götürdüler,onu götürdüler sürükleyerek götürdüler bir  taksiyle..</p>
<p>- Nereye?</p>
<p>- Bilmiyorum</p>
<p>- Ya çocuk nerede?</p>
<p>- Acilde yatıyor ona  da hiç bakamadım</p>
<p>Gözlerinde akan yaşlara hakim olamıyor anlattıklarıyla gelenlerin  daha fazla panik ve endişeye sürüklediğinin farkına bile varamıyor  sadece bu olan bitenin bitmesini istiyordu.Şimdi ne yapacaklardı.Abla  çocuğun yanına giderken diğerleri de en yakın karakola giderek olan  biteni anlattılar.Polis meraklanmamaları gerektiğini en yakın zaman da  Metini bulup onlara haber vereceklerini söyleyerek evlerine gönderdi  onları.</p>
<p>Nihayet sabah olmuş,iyileşen çocuğu da alarak  evlerine gelip  karakoldan gelecek haberi beklemeye başladılar.Olayı duyan akrabaların  soruları,onları daha da bunaltıyordu.Aile bilinmezlik ve üzüntü  içerisinde beklerlerken gece yarısı olmuştu.Akrabalar evlerine  gitmiş,aile yine yalnız kalmışlardı ki,telefon çaldı.Serpil koşarak açtı  telefonu.</p>
<p>- Alo Metin beyin evi mi?</p>
<p>- Evet buyurun</p>
<p>- Siz kimsiniz?</p>
<p>- Ben eşiyim.</p>
<p>- Biz karakoldan arıyoruz Bize anlattığınız olay üzerine.Yarım saat  kadar önce aynı hastanenin bahçesine bir yaralı bırakılmış.Sizin  tarifinize çok uyuyor.Gelip bir bakın isterseniz.</p>
<p>- Tamam hemen geliyoruz</p>
<p>Telefonu kapatır kapatmaz konuşulanları anlatıp hızla çıktılar  evden.Yol hiç bu kadar uzun gelmemişti onlara.Nihayet hastaneye  geldiklerinde koşar adımlarla girdiler içeri.görevliye durumu anlatıp   ilgili doktoru beklemeye başladılar.Doktor yanlarına geldiğinde telaşla  soruları sıralıyorlardı;</p>
<p>- Doktor bey Metin nerede? Nesi var?Ne olur görelim onu .</p>
<p>- Sakin olun. Onun olup olmadığından emin değiliz. Sadece olabilir  dedi Polis arkadaşlar.Hastanın yanına bir gidelim.</p>
<p>Doktor önde Metinin ailesi endişeli bir şekilde arkalarında tarif  edilemez bir telaşla ilerlediler.Odaya girdiklerinde sevinç ve hüznü bir  arada yaşıyorlardı.Yatakta yatan Metindi.Bu defa da merak sarmıştı her  birini.Ne olmuştu? Neden yatıyordu?Hiçbir anlam veremiyor sadece  doktorun ağzından dökülecek cümleleri bekliyorlardı.Serum  takılmış,baygın vaziyette yatan Metine baktılar.Baba yüreği daha fazla  dayanamadı.Akşamdan beri yaşananların ve gördükleri bu manzara  karşısında olan biteni anlamadan yorgun vücudu yere yığıldı.Babasını da  bir tarafa yatırmışlar ona da müdahale ediliyordu ki,Serpil metanetle  doktora ne olduğunu sorunca oda anlatmaya başladı;</p>
<p>- Hastanenin kapısına bırakmışlar.İlk müdahalesini yaptık.Şu anda  gayet iyi.Korkulacak bir şeyi yok,merak etmeyin.Yaptığımız tetkikler  sonucundaa&#8230;</p>
<p>Doktor yutkundu.Her biri gözlerini açmış sessiz bir şekilde Doktorun  ağzından çıkacakları bekliyordu.Merakla sordular;</p>
<p>- Evet doktor bey!</p>
<p>- Tetkiklerin sonucunda böbreğinin tekinin alınmış olduğunu gördük.</p>
<p>Aile daha fazla şoka girmiş.boş gözlerle birbirlerine  bakıyorlardı.Bu nasıl olabilir di?Şehrin merkezinde,hem de bir sağlık  kuruluşunun kafeteryasında böylesi bir şey olabilirmiydi?Ve kimler  yapardı bunu?</p>
<p>Hangi vicdan bunu yapar? Hangi vicdan buna müsaade ederdi?Bunu yapan  veya yapanlar insanlıklarını kaybetmiş olmalılardı.Bir insan malını  kaybedebilir.Eşini,dostunu,en çok sevdiği ve değer verdiği şeyleri hatta  sağlığını bile.Ama insanlığını kaybetmemeli insan.İnsanlığını  yitirmemeli.Bir insanı kaçırarak ondan izinsiz böbreğini alan hatta  çalan birinin insanlığı sorgulanamaz ki.</p>
<p>Evet duyarlılığımızı kaybettik.Ahlakımızı,güvenimizi,sevgimizi,hoş  görümüzü,yardımlaşma duygumuzu, paylaşmamızı kaybettik.Ama maalesef tüm  bunların toplamı olan insanlığımızı da kaybetmişiz..Evet insanlığımızı  kaybettik, hükümsüzdür&#8230;</p>
<p><span style="font-family: verdana,arial; font-size: x-small;">Mükerrem BULUT</span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.hikayeoku.com/hayat-hikayeleri/kaybolan-insanlik.htm/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
