
Mehmet Emin ArıKarısını öldürmek istiyordu
Bu fikrin nasıl oldu da birdenbire aklına geldiğini tam hatırlamıyordu. Arkadaşlarıyla birlikte erkek erkeğe rakı içerken birinin şaka yollu İtalyan usulü boşanmadan bahsettiği zaman mı aklına gelmişti? Saf saf İtalyan usulü boşanmanın ne olduğunu sormuştu. Üniversiteden beri pek kitap okumazdı. Kitap okumayı pek sevmeyen mühendislerdendi işte.
“İtalyanların hepsi Katolik Hıristiyanlar hocam. Bunlarda boşanmak yasak, bu yüzden karısından ayrılmak isteyen İtalyan adam karısını öldürür ya da öldürtür. Bu tür bir boşanmaya İtalyan usulü boşanma denir” dedi ve kendi sözlerine gülüp rakı sofrasından yapılan muhabbete dönmüştü. Sofrada herkes kahkaha ile gülerken adamın sözlerine nedense gülememişti. Elinde rakı bardağı öylece kalakalmıştı.
(daha fazla…)
Yaman KayıhanNeredeyse 13 yaşımdan beri sakallarımı traş ederim. Başlangıçta ne sıklıkla traş olduğumu artık pek hatırlayamıyorum, ama okulda öğretmenlerin filan zaman zaman da olsa bana hafifçe de olsa gözüken sakallarım nedeniyle bir şeyler söylediklerini hatırlar gibiyim. Demek ki en azından başlangıçta çok sık traş olmadığım ortada. Çok uzundur ise hemen her gün sakal traşı oluyorum. Önce jilet ve traş sabunu yardımıyla bu işi hallediyordum ve yüzümü de sık sık kesiyordum tabii, ama sonradan traş makinesine döndüm. Sadece bazı hafta sonları yüzüme tatil verip traş olmamayı becerebiliyorum. O zaman da kirli suratlı birisi olup çıkıyorum, ama kime ne…
Galiba ilk garipliği Mart’ın ortalarında keşfettim. Keşfettim demek de birap garip çünkü öyle pek de keşfedilmeyecek bir şey değil bu, ama başlangıçta süreç biraz yavaştı galiba. Neyse. Yüzümün sağ tarafında, yanağım ile çenem arasındaki bir sakal tanesi diğerlerine göre daha hızla uzamaya başladı birdenbire. Bunun nedenini hala bilmiyorum. Bilebilen de çıkmadı nedense ..
Önce sorun pek önemli değildi. Sakallardan birisi ters dönmüş sandım, hatta uzun bir sakal görünce bu ters dönmenin ortaya çıkması nedeniyle biraz sevindim bile. Kim sakalı ters dönsün ister ki ..? O uzunca sakal tanesini sonraki traşımda kestim ve sorun da bitti sandım, ama ne gezer. Öğlene doğru o meşum sakal tanesi neredeyse bir santime ulaşmıştı bile. Hala ne olduğunu anlayamamıştım. Eh sakal tanesinin uzamasını elim o noktaya gitmeden, aynaya bakmadan veya birisi bana söylemeden anlamama, en azından bu uzamanın hissedilebilirliği açısından olanak yoktu.
(daha fazla…)
Derya CebecioğluYemek kuyruğuna girdikleri koridorun pencerelerinden arka kapı görünüyordu. “Okuldan kaçmak ” öğrenciler için her zaman özenle akılda saklanan bir düşünce olduğu için kuyruk beklenirken bu kapı hep gözlenen bir yerdi. Kalın bıyıklı, iri yapılı Bekçi Recep Efendi bir gün bile o kapıyı boş bırakmamıştı şimdiye dek. Soğuk günlerde kapının sağındaki küçük kulübede oturur, hava güzelse de sürgülü demir kapı boyunca bir sağa bir sola dolanır dururdu. Bugüne kadar hiçbir boşluk yakalayamamalarına rağmen, çocuklar yine de, o genç beyinlerinin inatçı sabrı ile bıkmadan usanmadan kapıyı gözlerlerdi.
O Perşembe günü Bekir ile Yalçın ders sonu yirmi dakika cezaya kaldıkları için (defterlerine otuz kere” Bir daha asla okula ödev yapmadan gelmeyeceğiz.” yazdılar.) kuyruğun sonuna yetişmişlerdi. Öğrencilerin tümü koridoru geçmiş, tabldot tepsilerini aldıkları bölmeye girmişlerdi bile. Koridoru koşarak geçerlerken Bekir’in başı istemsizce kapıya yönelmişti yine. Yalçın ise burnunu bir çoban köpeği gibi havaya kaldırmış “Hımm. Yumurtalı ekmek kızartması” diye keyiflenmekteydi adımlarını sıklaştırırken.
- Tanrım, dedi Bekir, koyu kahve gözlerini iri iri açarak. Şuraya bak. Kapı açık.
Yalçın kapıya baktı. Gerçekten aralıktı. Üstüne üstlük bekçi de ortalarda görünmüyordu.
- Hadi, dedi Bekir, yüzünü sıvayan o muzır gülümsemesiyle. Gidiyoruz.
kafamda bin bir düşünce, bin bir tilki, bin bir ölüm. uyuyamıyorum, bu kesin zaten, son günlerde bundan çok bahsettim. bu defa mevzu uyuyamamam değil de uyumaya çalıştığımda karşılaştığım enteresan bir durum. uyuyup uyumadığımı bilmiyorum, yaşadıklarım gerçek mi, zahir mi, onu da ama başıma gelenler bir hayli garip. aslında uyuyor olmam lazım, ama bu mendebur oda beni bırakmıyor. yatağa yattıktan kısa bir süre sonra, sanki hiç yatmamışım gibi, uyumamışım gibi, yine aynı odada kalıyorum sanki. gördüklerim yine aynı, artık temizlenmesi gereken yerdeki halı, kendi cinayetimin tarihine sabitleyip bıraktığım masa üstü takvimi, kapıya asılı çöp poşeti, monitörün yanındaki viski şişesi, artık görmek isteyip istemediğime karar veremediğim resimlik, yatağın altında aylardır bekleyen, bir tanesi kayıp mavi çorabım ve sinema dergileri. uyumadığımı bildiğim zamanlarda da uyuyor olabilirim, bunu bilememeye alışmak gerçekten zor, bilmek için ne yapmam gerektiğini de bilmiyorum, ne zaman rüya görüyorum, ne zaman uyanığım, vaktimin çoğunda bunu ayırt etmeye çalışıyorum.
(daha fazla…)
Trafik ilerlemedikçe Metin bey boncuk boncuk ter döküyor bir an önce Hastaneye yetişmek istiyordu. Kucağındaki yarı baygın yavrusuna baktı müşfik bir edayla. Yanında telaşla ağlayan eşine baktığında onunda son derece telaşlı olduğu ve içinden dualar ettiğini görünce oda bir an önce ulaşabilmek için bildiği duaları mırıldanmaya başladı.Serpilin yaşlı gözleri sürekli oğlundaydı.Ateşten iyice kendinden geçmiş,günlerdir ishal olmasından dolayı iyice bitkin düşmüştü.Evde bir türlü iyileşmeyen oğullarını şehrin en büyük hastanelerinden birine götürmeye karar vermişlerdi ama işçi çıkış saatine denk geldiği için ağır ilerleyen trafiğe takılmışlardı.Hastane bahçesine gelince derin bir oh çekerek Rablerine şükrettiler.Aceleyle cebinden para çıkarıp şoföre uzatan Metin,para üstünü almadan dışarı çıkıp oğlunu kucağına alarak acil kapısına yöneldi.Serpil şoförün verdiği para üstünü ve oğullarının eşyalarını alarak inerken şoför,
- Geçmiş olsun abla.Üzülmeyin çocuk bu iyileşir. Allah şifalar versin sözünü, iyice uzaklaşarak yanıtladı telaşlı anne.Acilin kapısına geldiklerinde Metinin kucağında yavrusu ardında eşi Serpil, uzayan kuyruğu gördüklerinde üzüntüleri bir kat daha artmıştı.İçeri girmeye çalışırlarken her kafadan birden uğultu halinde sesler yükselmiş sıraya girmelerini söyleyen artık sabrı kalmayan bir yığın insanla karşılaşmışlardı.İçeride iki doktor olmalı ki,kuyruk hızla ilerlemesine rağmen zaman bir türlü geçmek bilmiyordu sanki.Kucaklarında yarı baygın olan yavrularının bir an önce muayene olarak tedavisine başlanmasını istiyorlardı.Telaş ve tedirginlikle geçmek bilmeyen zamanı ateşten ter içinde kalan oğullarını okşayarak unutmaya çalışıyorlardı ki nihayet sıra onlara geldi.Ufacık odaya girdiklerinde Doktor oturduğu yerden bıkkın bir şekilde;
(daha fazla…)