<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Hikaye Oku &#187; Genel</title>
	<atom:link href="http://www.hikayeoku.com/category/genel/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.hikayeoku.com</link>
	<description>Hikaye okumak, gerçeğe tanık olmaktır.</description>
	<lastBuildDate>Sun, 07 Mar 2010 14:52:04 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.9.1</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Yalnızlığın Yarattığı İnsan</title>
		<link>http://www.hikayeoku.com/genel/yalnizligin-yarattigi-insan.htm?utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=yalnizligin-yarattigi-insan</link>
		<comments>http://www.hikayeoku.com/genel/yalnizligin-yarattigi-insan.htm#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 26 Feb 2010 12:38:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[duygusal hikayeler]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyatımızdan hikayeler]]></category>
		<category><![CDATA[hikaye oku]]></category>
		<category><![CDATA[hikaye okumak]]></category>
		<category><![CDATA[hikaye yaz]]></category>
		<category><![CDATA[hikayeler]]></category>
		<category><![CDATA[hikayeoku]]></category>
		<category><![CDATA[ikaye oku]]></category>
		<category><![CDATA[ikayeoku]]></category>
		<category><![CDATA[sait faik]]></category>
		<category><![CDATA[sait faik abasıyanık]]></category>
		<category><![CDATA[sait faik öykü]]></category>
		<category><![CDATA[sait faik öyküler]]></category>
		<category><![CDATA[türk edebiyatı]]></category>
		<category><![CDATA[yalnızlığın yarattığı insan]]></category>
		<category><![CDATA[yalnızlık hikaye]]></category>
		<category><![CDATA[yalnızlık öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.hikayeoku.com/?p=540</guid>
		<description><![CDATA[Sait Faik Abasıyanık
Pardösüsünün kürklü yakasını kaldırınca üşüdü mü diye baktım. Aslında soluk esmer yüzü balmumu gibi sararmıştı.
- Üşüdün, dedim.
Kaşını kaldırdı. Yanağındaki çıban yerinde kan yoktu. Durdum. Yüzünü avuçlarıma alıp oğaladım.
- Neden böyle oldun, dedim.
Güldü. Karanlığa doğru tükürdü. Başını iki tarafa şiddetle salladı.

- Olurum bazı bazı böyle, dedi.
- Bir yere girelim, dedim.
- Girelim, dedi. Girelim ama [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h2><span style="color: #808080;"><a href="http://www.hikayeoku.com/wp-content/uploads/desire_by_ulugline.jpg" rel="lightbox[540]"><img class="alignright size-medium wp-image-541" style="border: 4px solid black; margin: 4px;" title="desire_by_ulugline" src="http://www.hikayeoku.com/wp-content/uploads/desire_by_ulugline-300x225.jpg" alt="" width="300" height="225" /></a>Sait Faik Abasıyanık</span></h2>
<p>Pardösüsünün kürklü yakasını kaldırınca üşüdü mü diye baktım. Aslında soluk esmer yüzü balmumu gibi sararmıştı.</p>
<p>- Üşüdün, dedim.</p>
<p>Kaşını kaldırdı. Yanağındaki çıban yerinde kan yoktu. Durdum. Yüzünü avuçlarıma alıp oğaladım.</p>
<p>- Neden böyle oldun, dedim.</p>
<p>Güldü. Karanlığa doğru tükürdü. Başını iki tarafa şiddetle salladı.<br />
<span id="more-540"></span></p>
<p>- Olurum bazı bazı böyle, dedi.<br />
- Bir yere girelim, dedim.<br />
- Girelim, dedi. Girelim ama içmeyelim artık.<br />
- İçelim, dedim.<br />
- Öleceksin be, dedi.<br />
- Öleceğim dedim.</p>
<p>Elimizdeki bardaklara baktık. Yüzü ne durgun, sessiz, esmerdi. Yine soluktu ama canlıydı.</p>
<p>- Senin suratın bitkin, dedi.<br />
- Bitkin dedim.</p>
<p>Fıstık yedi, bira içti. Fıstık yedim, bira içtim. Kulağıma bir şeyler öttü. Bayılacak gibi oldum. Dikkatle bana bakıyordu.</p>
<p>- Çok ihtiyarladın sen, dedi.<br />
- İhtiyarladım, dedim.</p>
<p>Saçlarıma baktı. Gözlerime baktı. Güldü.</p>
<p>- Boşver, dedim. Yahu, bakma!</p>
<p>Isınmış olacak yakası kürklü pardesüsünü çıkardı.</p>
<p>Pardesüsünün yakası kürklü, pardesüsünün yakası kürklü dedim içimden. İçimden biri: &#8216;E ne olacak yani?&#8217; dedi. Ne olacak, ben de yaptıracağım bir tane böyle.</p>
<p>- Seni bir daha göremeyecek miyim? Dedim.</p>
<p>Kızdı.</p>
<p>- O benim bileceğim şey, dedi.</p>
<p>İki gün sonra yirmi kişiye: &#8220;O benim bileceğim şey&#8221; ne mânaya gelir diye sordum. Hiçbiri doğru dürüst bir mâna veremedi.</p>
<p>Daha iki gün geçmemişti. Biz hâla birahanede idik. Etrafımı görmüyordum. Onu da görmüyordum. Havayı görür müyüz? Dalmıştım.</p>
<p>- Hadi kalk, gidelim, dedi.<br />
- Nereye? Dedim.<br />
- Maça, dedi.<br />
- Maça mı? Dedim. Bu vakit maç olur mu?<br />
- Avrupa&#8217;da gece maçları olur ya, dedi.<br />
- Burada olmuyor ki, demedim. Kalktık. Yokuşu indik. Bir yerde durduk. O soyundu. Aşağıda merdiven başında yarı aydınlıkta oynayan futbolculara karıştı. Sesler duydum. Düdükler duydum. Küfürler duydum. Etrafıma baktım. Binlerce insan vardı.</p>
<p>Bir aralık yanıma geldi.</p>
<p>- Sen oynuyor musun? Dedim.<br />
- Kör müsün? Dedi.<br />
- E ben ne yapıyorum.<br />
- Sen de oynuyorsun, dedi.<br />
- Ben de mi oynuyorum. Ben ne oynuyorum?<br />
- Güldü. Dişlerini gördüm. Bir tanesi kenarından kırıktı.<br />
- Sen, dedi, seyirci oynuyorsun.<br />
- Ha, sâhi! Dedim.</p>
<p>Ben seyirci oynuyordum. Başladım tepinmeğe. El çırpmaya. Üşüyordum. Paltomun yakasını kaldırdım. Onunki gibi koyun kürkü koyduracağım ben de. Yanaklarımda bir kürk serinliği duydum.</p>
<p>Artık hareket etmedim. Seyirciler kayboldu. Futbolcular kayboldu. Neden sonra yanıma geldi.</p>
<p>- Maç bitti, dedi.<br />
- İyi ya, dedim. Kim kazandı?<br />
- Ötekelir! Dedi.<br />
- İşte bu olmadı. Dedim.<br />
- Sen kim kazansın istiyorsun? Dedi.<br />
- Bizimkiler, dedim.<br />
- Bizimkiler kim<br />
- Siz.<br />
- Biz mi? Dedi. Bizim kazanmamızı mi istiyordun?<br />
- Öyle ya, tabii, dedim.<br />
- Neden? Dedi.<br />
- Öbür tarafta tanıdığım kimse yoktu ki?<br />
- Bizim tarafta var mıydı?<br />
- Sen vardın ya; dedim.<br />
- Budala dedi, ben de yoktum.<br />
- Ben seni gördüm, dedim.<br />
- Ne oynuyordum?<br />
- Bek!<br />
- Sâhi görmüşsün, dedi.<br />
- Birisi seni düşürdü, dedim.<br />
- Düşürdü, dedi.<br />
- Topallıyorsun, dedim.<br />
- Topallıyorum, dedi, sana ne?<br />
- Hiç , bana hiç, dedim.</p>
<p>İçim burkuldu.</p>
<p>Birdenbire kaybettim onu. Seslendim:</p>
<p>- Panco, Panco!</p>
<p>Hiçbir cevap alamadım.</p>
<p>Birisi karanlıkta adımı çağırdı.</p>
<p>- İshak, İshak, dedi.</p>
<p>Cevap vermedim. Ses, onun sesi değildi. Ama sonra belki arkadaşımdın bir haber alırım diye:</p>
<p>- Ne var yahu? Dedim.<br />
- İshak, İshak, dedi yine ses.<br />
- Ne var yahu, ne var? Burdayım!<br />
- Yanıma yaklaşan ayak seslerini tanıdım! Dedi. Yanında üç tane genç vardı. Biri kısa boylu, Ermeni suratlı idi. Ötekisi bir balıkçı ceketi giymişti. Mânasız bir yüzü vardı. Üçüncüsü upuzun biri idi. Aralarında kelimelerini binlerce kere duyduğum, mânalarını bilmediğim bir dil konuşuyorlar, anlamıyordum.</p>
<p>Onlar önde, ben arkada bir yokuş çıktık. Caddeye vardık. Cadde asfalttı. Işık içinde idi. Yerler ıslaktı. Yağmur kesilmişti.</p>
<p>- Yağmur yağmış, dedim kendi kendime.</p>
<p>Onları kaybetmiştim. Bir sinemanın gişesinde buldum. O kapıda bekliyordu. Bir tanesi bilet alıyordu. Uzun boylu bir balıkçı ceketli pis pis gülüyorlardı. O esmer, sakin, durgundu. Bana bakmadan benimle ilgili gibi idi.</p>
<p>Kendimi göstermemeğe çalıştım. Ben de bir bilet aldım. Onlar ön tarafta bir yere yerleşmişlerdi. Ben de kenarda ayakta durdum.</p>
<p>Onun karanlıkta sağa sola kıpırdandığını görüyordum. Önündeki adamla beraber o da sağa sola dönüyordu. Bir ara iyice yerine yerleşti. Elini yanağına dayadı. Seyre daldı. Sonra yine doğruldu. Başladı tırnaklarını yemeğe. Kalabalığın içinde pardesülü, kırk yaşlarında bir adam:</p>
<p>- Yeme tırnağını, diye bağırdı.</p>
<p>Gülümsedi. Işıklar yanmıştı. Üç arkadaşı kaybolmuştu. Önündeki tırnaklarını yeme diyen adam yanına geldi. Oturdu.</p>
<p>Bir şeyler konuştular, duymadım. Yakası kürklü eski arkadaşım pardesüsünün kolundan bir kaşkol çıkararak boynuna sardı. Ben siyah saçlarını görüyordum. Dönüp baktı. Beni tanımadı. Taşa, duvara bakmış gibi idi.</p>
<p>- Benim, yahu, benim, ben, arkadaşın, ben İshak demek için ağzımı açtım.<br />
Sinemanın ağır havası ciğerime su gibi doldu. Sustum. Kalktılar. Işıklı çarşılardan geçtiler. Ben arkalarından mahzun baktım. Yapayalnız kalmış gibi idim. Onunla konuşaraktan bir lokantaya girdim. Lokantanın sahibi bir kadındı. Yanağında beni vardı. Halâ çocukluğunun genç kızı gibi idi. Gülümseyerek selâm verdi. Yirmi sene evveline gidiverdim.</p>
<p>Çok hasta olduğum zaman, ateşim kırka yaklaştığı zaman ellerim büyür. Dev gibi ellerim olur. Çoğunca çocukluğumda olmuştu.</p>
<p>- Ellerim büyüyor, derdim.</p>
<p>Büyükanam, yahut anam ellerimi soğumuş elleri içine alırlardı. &#8220;Yok bir şey, yavrum yok bir şey! Bak benim elimde ellerin&#8221; derlerdi. Sakinlerdim bir iki dakika. Yine büyürdü ellerim.</p>
<p>Ellerim büyürdü ellerim. Ellerim ne kadar büyürdü aman Yarabbi? Sokağa çıktığım zaman soğuktan ellerim küçülüverdi. Caddelerde idim. Binlere karşı birdim. On binlere karşı birdim.</p>
<p>- Panco, Panco diye haykırdım içimden.</p>
<p>Bir saate baktım. On bire çeyrek var. Caddeler tenha idi. Sinemalar dağılmamıştı. Sarhoşlar bana çarpmadı. Aralarından yılan gibi geçtim. Herkes Panco&#8217;ya benziyordu. Herkes maça gidiyordu. Pardesüsünün kürkünü kaldırmış gencin arkasından koştum.</p>
<p>Yakasından tutmak geçti aklımdın. Maça gidelim, diyecektim.</p>
<p>Hayır, hayır, seni o Alman lokantasına götüreceğim. Bir patates salatası yapıyorlar. Bir de spitzel yersin?</p>
<p>O pasajdaki birahaneye yine gitsem. O masaya otursam o masaya. İnsanlar gelse otursa çift çift kadınlı erkekli. Ben tek başıma. Milyonlar içinde tek başıma. Acı gitgide acıyor. Kavun acısı gibi, zehir gibi bir acı. Kaybettikten sonra bulduğumuz şey. Nedir o bil? Nedir o bil?</p>
<p>Kaybetmeden bulamadığımız bilemedin kaldır vur! Pencereden kim baktı. Neden baktı? Kapa gözlerini kapa. Ellerin büyüyor mu? Yok büyümüyor. Büyümüyor. Büyümüyor, büyümüyor, yaşasın. Ama acıyor, hayır acımıyor, yalan söyleme. Yüreğinin üstünde bir şey varmış gibi değil mi? Yalan. Mutlak bir yerde okudun. Yahut biri anlattı. Yahut aklında böyle kalmış. Yüreğinin üstünde bir şey yok. Yalnızlık. Yalnızlık güzel. Güzel değil. Kavun acısı. Kavun acısı da ne.</p>
<p>Sıcak sıcak börekler getirtti adamın biri. O olsa yerdi şimdi. Yemeği nasıl yiyordu bilmiyorum. Pardesüsünün yakası koyun kürkündendi koyun. Yanağında ufacı bir eski çıban izi vardı. Derisinin altından kan akmazmış gibi donuk esmer bir rengi vardı. Saçları kara, gözleri kara idi. Ne çıkar onlardan. Kara olmasalardı. Donuk esmer, altından kan akmazmış gibi solgun ve hiddetli rengi severim başka. Başkasında bulsam sevmem ki.</p>
<p>Yıldızlara baktım. Hani yıldızlar. Birahanede yıldız mı olur? Yıldızlara baktım. Bir sinemaya daldım. Geçen gün koşa koşa caddeden geçiyordu. Vakit beşe çeyrek vardı. Geç kalmıştı matineye. Koşa koşa o sinemaya girdi. Ardından baktım kaldım. Giremedim. Aksilik ediyor. Konuşmuyor. Hiç sesini çıkarmıyor. O zaman. O zaman buram buram buhar çıkan bir yere girmiş gibi terliyorum. Sonra üstüme kar yağıyor kar. Pıtır pıtır bir kar yağıyor. Tane tane bir kar. Aklım tabancalara gidiyor. Bıçaklara bıçaklara. Sevmiyorum bıçakları. Tabancalar. Beynimizde bir yerde küçük bir delik, etrafı siyah. Garip bir delik. Kan hafifçe sızmış. Beyin tıkayıvermiş deliği. İrin gibi bir şey akmış.</p>
<p>Ona ne, ona ne bundan. Bu benim kafatasımdaki delik. Ona da mı açmalı. Açmalı ya. Yalnızlıktan başka nasıl kurtulunur? Yalnız ölmek mi? Hayır insanların içinde, milyonun içinde iki ölü. Üç ölü. Dört ölü, beş ölü. Bırak ölüleri saymayı. Bu beşinci bira. Boş ver şu birahaneyi de. Camın dışarısını da. O gelmeyecek ki. Ha! sinemadaydık sâhi. Uçan daireden çıkan adam küçük bobinin elektrik fenerini aldı. Sokağa çıktı. Çocuk da arkasından.</p>
<p>Uçan daireyi iki nöbetçi bekliyor. Uçan dairenin önündeki robot dimdik.</p>
<p>O kürklü pardesüsünü çıkarmamıştı. Kürk hala serindi. O çıban izi olan yanağını serinliğe dayamıştı. Kürkün dudakları öpüyordu. Onu. İrkildi. Beni hatırlamıştı. Silkindi. Masanın üstünde alçıdan bir gemici biblosu dururdu. Ben onu ta uzaktan bir Avrupa şehrinin bayram yerinden kazanmıştım. Altına para kordum.</p>
<p>- Gemici paranı verdi mi?<br />
- Verdi, verdi. Eyvallah gemiciye.<br />
- Gemiciye eyvallah!</p>
<p>Yaz günleri o yanıma uzanınca rahat bir uykuya dalardım. Rüyamda hiçbir şeyi görürdüm. Hiçbir şeyi. Hiçbir şey kadar güzel şey var mı? Varsa ver bir lokma. Şu saatte. Hiçbir şey ölüm gibi güzeldir.</p>
<p>Öteki yıldızdan gelmiş adam taksiden atladı. Bütün ordu peşinde. Vur emri var. Vurdular. Askerler etrafını aldılar.</p>
<p>Geç geldiği zaman deli olurdum. Merdivende ayak sesleri yabancılaşınca kudururdum. Sonra birbenbire onun ayak sesleri, Kapıyı açık bırakmış olurdum. Öteki seyyareden gelir gibi gelirdi. Gözlerinden öperdim.</p>
<p>Çıkmalı. Buradan çıkmalı. Sinema bitti. Sokakların içinde sırtımda talihim, sırtımda kendim, yürümeliyim. Mahalle içlerine gitmeliyim. Evler görmeliyim. Gece yarılarından sonra hafif ışıklar yanan pencereler görmeliyim. Molozların üzerine oturup bekçi gözükünceye kadar bu 2 numaralı evi gözden geçirmeliyim. Yukardaki balkonlarda saksılar var. Yukarısı harap. Aşağısı harap. Ortası mükemmel. Hangi harapta oturuyor. Işık yakmamalı. Ağır ağır bir koridordan geçiyordum.</p>
<p>- Hırsız var! Hırsız var!</p>
<p>Sokaklarda koşmalı. Koşmalı. Bekçiler, polisler, düdükler arkamda. Hayır kimseler duymadı. Bir küçük odanın kapısın açıyordum. Orada harap bir karyolanın içinde, bir ayağı dışarda. İki ayağı da dışarda. İki ayağını yorganın içine sokuyorum. Derin bir nefes alıyor. Benden yana dönüyor. Bakıyorum. Çıban izi öbür tarafta. Tuhaf, hiddetli soluk yüzünde tatlı bir pembelik var. Kaşları ıslak ıslak. Dudakları kuru.</p>
<p>Kandil sönmek üzere. Meryem titriyor. Bu küçük karyoladaki kim? Eğilip ona da bakıyorum. Kocaman kocaman gözü var. Hiddetli bir derisi var. Bağıramıyor.</p>
<p>- Sus, sus diyorum.</p>
<p>Küçük kızın ağzını avucumla tıkıyorum. Çırpınıyorum.</p>
<p>- Gürültü etmezsen açarım avucumu, diyorum.</p>
<p>Kara gözlerini kapayıp açıyor. Avucumu ağzından çekiyorum. Sonra gidip öteki karyolaya oturuyorum. O hâla uyuyor. Gözümle etrafı arıyorum. Yakası kürklü pardesü orda. Giyiyorum. Bileklerim dışarda kamburlaşmış dolanıyorum odada. Küçük kız bana bakıyor. Avucunu ağzına kapayarak gülüyor. Molozların üstünden kalkıp yollara vuruyorum. Caddelerde şimdi yalnız sarhoşlar, pezevenkler ve şunlar bunlar var. Hepsi de hoş hoş adamlar. Hepsinin sırtında talihleri ve kendileri. Yalnız yalnız. Bir karı ile yatarken bile yalnızlar. Bir açık yer bulsam. Bir bira daha içsem. Yok, her yer kapanmış.</p>
<p>O hâla uyuyor. Kaşları ıslak ıslak. Nefesine yüzümü tutuyorum. Başının altındaki iki yastıktan birini çekip alıyor, onun ayak ucuna koyuyorum. Oraya da ben kıvrılıp yatıyorum. Ellerim büyüyor, büyüyor, büyüyor, büyüyor, büyüyor.</p>
<p><strong>Sait Faik Abasıyanık</strong><br />
<em>okurgâh sitesinden alınmıştır</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.hikayeoku.com/genel/yalnizligin-yarattigi-insan.htm/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Katina</title>
		<link>http://www.hikayeoku.com/genel/katina.htm?utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=katina</link>
		<comments>http://www.hikayeoku.com/genel/katina.htm#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 15 Feb 2010 08:06:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Aşk Hikayeleri]]></category>
		<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Romantik Hikayeler]]></category>
		<category><![CDATA[çıplak beden]]></category>
		<category><![CDATA[çoraklık]]></category>
		<category><![CDATA[demirkır]]></category>
		<category><![CDATA[hikaye özetleri]]></category>
		<category><![CDATA[ılgın]]></category>
		<category><![CDATA[kızılırmak]]></category>
		<category><![CDATA[mehmet güler hikaye]]></category>
		<category><![CDATA[öykü oku]]></category>
		<category><![CDATA[öykü özetleri]]></category>
		<category><![CDATA[öyküler]]></category>
		<category><![CDATA[yeni hikayeler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.hikayeyaz.com/?p=210</guid>
		<description><![CDATA[-miş&#8217;li geçmiş zamanın daha yaşlı olduğu bilinir.
Sahi -di&#8217;li geçmiş zaman, ne kadar süre sonra -miş&#8217;li geçmiş zamana dönüşür?
Aradan geçen bunca zamana bakarak, her şey -miş&#8217;li, -muş&#8217;lu anlatılabilir diye düşünmeye başlamıştım.
Ama geçip giden şeyler o kadar canlı ki. Onları -miş&#8217;li geçmiş zamanda anlatırsam yanlış yapacakmışım gibi bir duygu içindeyim.
Anlatan öyle anlatsın.
Ben, yaşlı öykümü -di&#8217;li geçmiş zamanlı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.hikayeoku.com/wp-content/uploads/kızılırmak.jpg" rel="lightbox[210]"><img class="alignright size-medium wp-image-351" style="border: 4px solid black;" title="kızılırmak" src="http://www.hikayeoku.com/wp-content/uploads/kızılırmak-300x189.jpg" alt="" width="300" height="189" /></a>-miş&#8217;li geçmiş zamanın daha yaşlı olduğu bilinir.<br />
Sahi -di&#8217;li geçmiş zaman, ne kadar süre sonra -miş&#8217;li geçmiş zamana dönüşür?<br />
Aradan geçen bunca zamana bakarak, her şey -miş&#8217;li, -muş&#8217;lu anlatılabilir diye düşünmeye başlamıştım.<br />
Ama geçip giden şeyler o kadar canlı ki. Onları -miş&#8217;li geçmiş zamanda anlatırsam yanlış yapacakmışım gibi bir duygu içindeyim.<br />
Anlatan öyle anlatsın.<br />
Ben, yaşlı öykümü -di&#8217;li geçmiş zamanlı anlatacağım yine de…</p>
<p>Beni ilk kutlayan Ilgın oldu.<br />
Herkesten daha sıcak ve içtenlikliydi.<br />
Yanağıma kondurduğu öpücüğün ıslaklığı hâlâ durur orada. Onca yılın ne güneşi kuruttu onu, ne de yeli.<br />
<span id="more-210"></span>Kızlı, erkekli bir grup öğrenci, yatılı öğretmen okullarının sınavlarına girmiştik. Biz köy çocuklarının tek umudu bu sınavlardı.<br />
Kazanırsak öğretmen olacaktık. Kazanamazsak çobanlıktan, çiftçilikten, ev hanımlığından başka bir seçeneğimiz olmayacaktı. Nefeslerimizi tutmuş, sınavın sonuçlarını bekliyorduk.<br />
Kim kazanırsa, kesinlikle yaşam onun yanaklarına kocaman bir öpücük konduracaktı. Gözümüzü kasabadan gelen yollara dikiyorduk. Demirkır atı olan postacının, heybesinde taşıdığı mektuplarla bize getireceği muştuyu bekliyorduk.<br />
Postacı gözükmedikçe kaygılarımız artıyordu.<br />
Köyümüzün hemen altından Kızılırmak akıp giderdi.<br />
Suyu adı gibi gerçekten kızıldı.<br />
Ta Sivas&#8217;tan çıkıp gelirdi o yorgun su. Dura yavaşlaya, yürüye koşa, başını dağlara, taşlara vura vura akardı. İlkyazda her tarafı yakıp yıkardı. Yaz geldi mi öfkesi geçerdi. Buharlaşıp küçülürdü.<br />
İlçeden gelecek postacı, beklediğimiz muştuyu getirmediğine göre, belki Kızılırmak getirir diye umutlanıyordum. Zaman zaman varıp kıyısına oturuyordum. Gözlerimi ırmağın kızıl suyuna dikiyordum. Sınavın sonuçlarını soruyordum, &#8220;Heyyy! Kızılırmak. Akıp gitme öyle postacıdan haber yok. Ta oralardan geliyorsun. Ben sınavı kazandım mı? Kayıp mı ettim yoksa? Biliyorsan lütfen söyleyiver.&#8221;<br />
Kızılırmak yanıt vermeden akıp gidiyordu.<br />
Kızılırmak çok önemli bir suydu bizler için.<br />
Yazın tek onun çevresi yeşil kalırdı. Her baktığımda, bu yeşilliğin suyla birlikte aktığını görür gibi olurdum.<br />
Doğanın yeşil ve devinimli oluşu ne çekici şeydi.<br />
Bakışımı ırmak boyundan aldığımda tüm devinim, hayat biterdi.<br />
Yaşamak buydu belki de. Sular gibi akmak ve yeşile durmaktı.<br />
Sıcakta yanıp kavrulduğumuzda, biz çocuklar kendimizi ırmağın serin sularına bırakırdık. Gün boyu da içinden çıkmazdık.</p>
<p>Hiç unutmuyorum, bir kez de Ilgın&#8217;la birlikte girmiştik. Hava sıcak mı sıcaktı. Beş keçi iki koyun onun, dört keçi altı koyun da benim vardı. Onları birbirine katmıştık. Irmak boyu otlatıyorduk.</p>
<p>Ilgın, bir Ermeni ailesinin kızıydı. Köyümüzde kalan üç beş Ermeni ailesinden birisi de onlardı. Bu keçilerden, koşunlardan başka hiç malları yoktu. Ilgın&#8217;ın babası onun bunun işinde çalışırdı. Tüm bu koşullara karşın şen şakrak, mutlu insanlardı yine de. Kavga, gürültü evlerinin yakınlarından bile geçmezdi.</p>
<p>Bu kız adı gibiydi. Irmak boylarında büyüyen ılgın ağaçlarına benzerdi. Saçları onlar gibi ince, uzun, sarışındı. Gözleri, keçilerin, koyunların boğazına taktığımız gök boncuklar kadar maviydi. Ne zaman yanına varsam, teninde ılgın ağaçlarındakine benzeyen bir serinlik duyardım. Görünmeyen rüzgâr, o serinliği alıp bana taşırdı.</p>
<p>Güneş, bir ateş topu olup da tepemize dikilince, &#8220;Irmakta çimelim mi?&#8221; dedim.<br />
Gülümsedi. Hemen ardından da, &#8220;Birlikte mi?&#8221; dedi.<br />
&#8220;Neden olmasın?&#8221; dedim.<br />
İkimizin de mayosu yoktu.<br />
&#8220;Ben utanırım ama,&#8221; dedi Ilgın.<br />
Aslında ben de utanırdım. Ama onunla Kızılırmak&#8217;ta çimmeyi o kadar çok istiyordum ki.<br />
&#8220;Sen suya girerken, çıkarken arkamı dönerim,&#8221; dedim. Fazladan gözlerimi de kapatırım.<br />
&#8220;Tamam öyleyse,&#8221; dedi. &#8220;Söz verdin. Bakmayacaksın.&#8221;<br />
&#8220;Bakmayacağım,&#8221; diye pekiştirdim.<br />
Arkamı dönüp gözlerimi kapattım.<br />
Ilgın&#8217;ın soyunduğunu duyarken çok heyecanlandım. Ama verdiğim sözü tuttum. Ne gözlerimi açtım, ne de yüzümü çevirip baktım.<br />
Ilgın&#8217;dan, &#8220;Bakabilirsin,&#8221; sesi gelince gözlerimi açıp yönümü çevirdim.<br />
O soyunmuş, Kızılırmak&#8217;a girmişti bile. Sadece kafası gözüküyordu.<br />
&#8220;Şimdi de sen bakma,&#8221; diyerek ben ona seslendim.<br />
Soyunma sırası bana gelmişti çünkü.<br />
O da verdiği sözü tuttu.<br />
Suya girip de yanına kadar varınca, &#8220;Açabilirsin,&#8221; dedim.<br />
Açtı.</p>
<p>Kızılırmak, serin sularıyla her ikimizin de bedenlerini yalayarak akıyordu.<br />
İster istemez gözüm Ilgın&#8217;ın çıplak bedenine kaydı. Çıplak bedeninin üstünde ilk dikkatimi çeken haç biçimindeki kolyesi oldu. Kırılan, uzayan, kısalan, genişleyen ak bedeni suyla şakalaşır gibiydi. Göğüsleri ceviz kadar kabarmıştı. Zaman zaman iki eliyle kapatıyordu onları. Bazen de unutuyor, açık bırakıyordu.</p>
<p>Ürke çekine birbirimize yaklaştık. Kulaç atıp yüzdük. Dalıp çıktık. Birbirimizi tutup yatırdık. Su dövüşü oynadık. Her şey keyifli geçiyordu ki, Ilgın bir ara sulara kapıldı. Sürüklenmeye başladı. İşin şaka mı, gerçek mi olduğunu anlayana kadar, Ilgın sekiz on yudum acı su yuttu bile.<br />
Onu alıp dışarı çıkardığımda yarı baygındı. Biraz kustu, içindeki acı suyu çıkardı.<br />
Biz, ırmakta çimerken, Ilgın&#8217;ı iyileştirirken nedense koyunlar, keçiler durup hep bizi seyretti.<br />
Ilgın&#8217;ı, adını aldığı ılgın ağaçlarının altına yatırdım. Onların gölgesinde bir süre dinlenmesini istedim.</p>
<p>&#8220;Sana bir gizimi söyleyeceğim,&#8221; dedi.<br />
Söyleyeceği şeyi başkaları duyacakmış gibi sağına, soluna baktı. Oysa koca arazide bizden, keçilerimizden, koyunlarımızdan başka kimse yoktu.<br />
&#8220;Biliyor musun,&#8221; dedi heyecanlı bir sesle. &#8220;Benim asıl adım Ilgın değil.&#8221;<br />
Şaşırdım.<br />
&#8220;Ya ne?&#8221; dedim.<br />
Yine sağını, solunu kolladıktan sonra, &#8220;Biz Ermeniyiz ya,&#8221; dedi. &#8220;Herkesin iki adı vardır bizde. Benim Ermenicedeki adım Katina. Evde hep öyle derler bana.&#8221;<br />
Bunları söylerken korkmuş gibiydi. Çünkü gözleri büyümüş, yüzüne sığmaz olmuştu.<br />
&#8220;Bu gizimi başkalarına söylemezsin, değil mi,&#8221; dedi hemen ardından.<br />
&#8220;Söylemem,&#8221; dedim. &#8220;Söz.&#8221;<br />
Rahatladı. Uzanıp elimi tuttu.<br />
Ilgın, pardon Katina bir süre sonra tamamen iyileşti.<br />
Akşam üzeriydi.<br />
Koyunlarımız, keçilerimiz doymuştu.<br />
Onlar mutluydu.<br />
Bizler mutluyduk.<br />
Köyümüze dönmek üzereydik ki postacının demirkır atıyla Kızılırmak&#8217;ı geçmekte olduğunu gördük.<br />
İkimiz de heyecanlandık. O da benim gibi yatılı öğreten okulunun sınavlarına girmişti. Kazanırsak ikimiz de okuyacak, öğretmen olacaktık. İleriye doğru kurduğumuz düşlerimizi gerçekleştirecektik.<br />
Acılı haber gibi sevinçli haberler de çabuk duyulur derler.<br />
Benim öğretmen okulu sınavını kazandığım haberi hemen köye yayıldı. Ama Katina, pardon Ilgın kazanamamıştı. Buna karşın Ilgın beni en içten kutlayanların başında yer aldı. Yanaklarımda kurumayacak öpücükler işte o gün, onun öpücükleri oldu.</p>
<p>Tahta bavulumu hazırlayıp öğretmen okuluna giderken, &#8220;Ilgın,&#8221; dedim. &#8220;Okuldan sana mektup yazabilir miyim?&#8221;<br />
&#8220;Yazabilirsin,&#8221; dedi. &#8220;Ama Katina diye değil, Ilgın diye yaz. Bu gizimizi de duyan olmasın.&#8221;<br />
&#8220;Tamam,&#8221; dedim. &#8220;Ilgın adı çok yakışıyor sana. Öyle yazarım.&#8221;<br />
Hemen ardından şunu ekledi:<br />
&#8220;Sen kazanınca, beni unutacağını sanmıştım. Şimdi anlıyorum ki unutmayacaksın.&#8221;<br />
&#8220;Unutmayacağım,&#8221; dedim. &#8220;Söz.&#8221;</p>
<p>Okuldayken ilk mektubu ona yazdım. Mektubun içinde Katina diye seslendim. Ama zarfa zarfına Ilgın diye yazıp postaya verdim. Yazarken, postaya verirken nedense çok heyecanlandım. Kalbim duracak gibi oldu.</p>
<p>Mektubuma günlerce yanıt gelmesini bekledim. Ama gelmedi. O kış çok uzun sürdü. Ya da bana öyle geldi.<br />
Uzun kış günlerinde, gecelerinde en çok Ilgın&#8217;ı özlediğimi duydum. Ama kimselere söylemedim bunu. Bu duygumu yazıp da postaya vermediğim diğer mektuplarıma aktardım. Onları bavulumun gizli bir köşesinde biriktirip sakladım.</p>
<p>Yaz mevsimi en sonunda geldi. Okullar kapanınca o büyük izin başladı. Yol boyu hep Katina&#8217;yı, pardon Ilgın&#8217;ı düşünmeye başladım. Ona anlatacağım, ondan dinleyeceğim o kadar çok şey vardı ki.<br />
Ilgınlara koştuğumda terk edilmiş bir ev buldum. Tüm gücümle bağırmamak, ağlamamak için kendimi zor tuttum.<br />
Nereye gittiklerini sorduğumda İstanbul&#8217;a taşındıklarını söylediler. Hemen herkes kızıyordu onlara. Böyle apansız çekip gitmelerini türlü biçimde yorumluyorlardı. İstanbul&#8217;a vardıklarında adlarını, dinlerini değiştirdiklerini söyleyenler vardı.<br />
Adreslerini kime sorduysam yanıt alamadım.</p>
<p>Ilgınların, pardon Katinaların adresini bulmak gerçekten olanaksız mıydı? Bunu sayısız kez Kızılırmak&#8217;a sordum.<br />
Çorak, kızıl su hiçbir soruma yanıt vermedi. Yine başını oradan oraya vurarak akıp gitti. Aradan bunca zaman geçti. Ne zaman Kızılırmak&#8217;ın kıyısına varayım, yine Katina&#8217;yı, pardon Ilgın&#8217;ı sorarım ondan. Hem de adresini vermeyeceğini bile bile.<br />
Sahi neden yaparım bunu?<br />
Her sorduğumda ırmak yanıt verecekmiş gibi yapar. Yavaşlar, hız keser. Öksürüp tıksırır. Sonra da başını dağlara, taşlara vurarak akıp gider…</p>
<p><strong><a href="http://www.hikayeyaz.com/wp-content/uploads/kızılırmak.jpg" rel="lightbox[210]"><img class="alignright size-medium wp-image-211" title="kızılırmak" src="http://www.hikayeyaz.com/wp-content/uploads/kızılırmak-300x189.jpg" alt="" width="300" height="189" /></a></strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.hikayeoku.com/genel/katina.htm/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
