Hikaye okumak, gerçeğe tanık olmaktır.
Şu an görüntülenen: Aşk Hikayeleri

Çobanın Aşkı

Aşıktı delikanlı. Sevgilisinin isminden başka bir şey bilmediğinden mi, konuşmaya mecali olmadığından mı bilinmez, arkadaşı anlatıyordu onun halini:

- Gözleri günlerdir uyku görmedi efendim, diyordu, yemiyor, içmiyor, işi gücü, gecesi gündüzü havası suyu o kız oldu sanki. Ne desem kar etmiyor, son bir çare diye geldik size. Halbuki sen bir garip çobansın, o padişahın kızı, davul bile dengi dengine dedim ya, dinlemiyor efendim, ama herhalde aşkın gözü kördür diye de buna diyorlar, değil mi efendim…

İhtiyar adam bu esnada gözlerini dikmiş, iskeletinin üstüne deriden bir zırh giydirilmişcesine zayıf, çelimsiz, saçı sakalına karışmış, uzaklara dalıp dalıp giden, gözlerinde aşktan gayrısı kalmayan diğer çobanı süzüyordu. Sonra bir ah çekti, yüzünü nefes almadan konuşmasını sürdüren delikanlıya çevirip tebessüm etti.

- Kolay evlat kolay, dedi, çaresizseniz çare sizsiniz. Ve tane tane anlatmaya başladı.
(daha fazla…)

Tahir İle Zühre

Geçmiş zaman ve eski günlerde zengin ve şöhretli bir padişah vardır. Malı, mülkü, askeri kısaca her şeyi vardır. Ancak çocuğu olmamaktadır. Doktorlara gitmiş derdine çare bulamamıştır. Bunlardan fayda göremeyince kendisini eğlenceye verip ve yaptırdığı bahçeye gidip gelmeye başlar.

Bir gün veziri ile çarşıda dolaşmaya çıkar. “Her kim bana bir altın verirse Allah onun muradını versin” diyen bir dilenciye para verir. Oradan ayrılıp bahçeye doğru giderler ve bir ağacın altında otururlar. İleride bir ağacın altında da yaşlı bir derviş görürler, onun yanına giderler. Derviş “marifetlerim vardır” deyince, padişah gönlünden geçeni bilmesini ister. Dervişte padişah ve vezirin çocuğunun olmadığını, evlat istediklerini bilir. Bunun üzerine dervişten yardım isterler. Dervişte cebinden cebinden bir elma çıkarır ve ikiye böler. Bu elmaları yerlerse çocukları olacağını, padişahın kızı, vezirin oğlu olacağını, ama onları ayırmamalarını evlendirmelerini söyler. Padişah da vezir de çok sevinir. Akşam elmayı yerler ve dokuz ay on gün sonra padişahın kızı, vezirin oğlu olur. Kızın adını Zühre, oğlanın adını Tahir koyarlar.
(daha fazla…)

Gözlerin Fırtınası ve Ellerin Depremi

Nedim Gökhan Aydın

Stres vardı ve de sıkıntı. Belki biraz da aşk. Genç yavaş yavaş çevirdi başını; Pencerenin önündeki, en öndeki sıraya doğru. Dalıyordu, neredeyse dalıyordu, zil çaldı… Sıradaki kalktı ve genç onun çıkışını izledi. Düşünüyordu, hem de çok düşünüyordu.

Omzuna dokunan elle ürperdi. Arkadaşıydı, hatta en iyisiydi. Koridora çıktılar ve yürüdüler. Ağır ağır, tebeşir tozlarını ve ter kokusunu içlerine çeke çeke. Cam kenarındaki mermere oturdular her zamanki gibi. Genç o sırada onu gördü, merdiven tırabzanlarından aşağıya bakıyordu. Dersteki gibi yüzü soluktu, donuktu. Genç ürperdiğini hissetti. Arkadaşına yanında oturan arkadaşına baktı “Sence?” diyen gözlerle. Arkadaşı sanki gülmemek için zor tutuyordu kendini. Genç de gülümsedi, arkadaşının dizine yavaşça vurdu ve yerinden kalktı. O sırada arkadaşı tuttu elini: “Nereye lan?”. Genç yine sadece gülümsedi. Ve göz kırptıktan sonra, tırabzanlara doğru yürüdü. Ona yaklaştıkça sıcaklıyor, titrememek için kendini zor tutuyordu. Saçlarından yüzü görünmüyordu. Yanına geldiğinde sadece ona doğru baktı ve bekledi. Kız onu fark ettiğinde gülümser gibi oldu ama zorlama bir gülümseme olduğu belliydi. Bir iki saniye sonra, genç konuştu:
(daha fazla…)

Kırmızıyı Gören Adam

Mehmet Emin Arı

Yeah, you bleed just to know you are alive

(Ah! Yaşadığın bilmek için kanatıyorsun kendini)
Goo Goo Dolls-Iris

Çalar saatin huzursuz sesi ile gözünü açtı ve bir şey göremedi.

Bir ışık göremeyince erken uyandığını sandı. Hala gece olsa bile, dışardan sızan ufak bir ay ışığı ya da sokak lambası odayı çok az olsa da hafif aydınlatırdı. Başını bilinçsizce pencerenin olduğu yere doğru çevirdi. Daha nişanlıyken kumaşını birlikte aldıkları ve karısının diktiği kırmızı perdeleri gördü. Fakat onun dışında hiçbir şey yoktu, sadece kırmızı perdeler, ne pencerenin kenarları ne de başka bir şey vardı.

Karanlıkta etrafına zehirli gazlar yaydığını okuduğundan beri yatak odasında durmasını istemediği pencere kenarında duran çiçekleri görmek için gözlerini kısarak dikkatle tekrar baktı ama saksıların olduğu yerde hiçbir şey göremedi. İşin garibi pencereyi de göremedi. Perdeler sanki boşlukta öylesine asılı duruyordu. Perdenin bittiği yerdeyse siyah yada başka bir renk yani fon oluşturacak hiç bir şey yoktu.
(daha fazla…)

İtalyan Usulü Boşanma

Mehmet Emin Arı

Karısını öldürmek istiyordu

Bu fikrin nasıl oldu da birdenbire aklına geldiğini tam hatırlamıyordu. Arkadaşlarıyla birlikte erkek erkeğe rakı içerken birinin şaka yollu İtalyan usulü boşanmadan bahsettiği zaman mı aklına gelmişti? Saf saf İtalyan usulü boşanmanın ne olduğunu sormuştu. Üniversiteden beri pek kitap okumazdı. Kitap okumayı pek sevmeyen mühendislerdendi işte.

“İtalyanların hepsi Katolik Hıristiyanlar hocam. Bunlarda boşanmak yasak, bu yüzden karısından ayrılmak isteyen İtalyan adam karısını öldürür ya da öldürtür. Bu tür bir boşanmaya İtalyan usulü boşanma denir” dedi ve kendi sözlerine gülüp rakı sofrasından yapılan muhabbete dönmüştü. Sofrada herkes kahkaha ile gülerken adamın sözlerine nedense gülememişti. Elinde rakı bardağı öylece kalakalmıştı.
(daha fazla…)

Tutkulu Aşk…

Mehmet Emin Arı

Onu ilk defa şehirdeki büyük mağazalardan birinin spor reyonunda görmüştüm ve görür görmez deyim yerindeyse tam anlamıyla çarpılmıştım.

Öylesine etrafıma bakınıp geziniyordum, hani bonusgiller gibi bir şey tüketme sevdamda yoktu. Yarım saat sonrasına bir randevum vardı ve ben vakit öldürmek için biraz da klimasından akan serinlik nedeniyle büyük mağazada aylak aylak dolaşıyordum. Şehir insanının eğlencesi işte.

Ve birden onu gördüm. Orada öylece duruyordu. İnanılmaz zarif ve çekiciydi. Görünce heyecanlandim (böylesi çekici bir şey olamazdı) daha sonraysa şaşırdım (hem de Ankara’da). Garip  hatta safça göründüğümün farkındaydım ama orada öylece ona bakmaktan da kendimi alamıyordum.  Allahtan etrafta bana bakan yoktu ve aramızdaki mesafe yaklaşık bir on metre kadardı.
(daha fazla…)

Katina

-miş’li geçmiş zamanın daha yaşlı olduğu bilinir.
Sahi -di’li geçmiş zaman, ne kadar süre sonra -miş’li geçmiş zamana dönüşür?
Aradan geçen bunca zamana bakarak, her şey -miş’li, -muş’lu anlatılabilir diye düşünmeye başlamıştım.
Ama geçip giden şeyler o kadar canlı ki. Onları -miş’li geçmiş zamanda anlatırsam yanlış yapacakmışım gibi bir duygu içindeyim.
Anlatan öyle anlatsın.
Ben, yaşlı öykümü -di’li geçmiş zamanlı anlatacağım yine de…

Beni ilk kutlayan Ilgın oldu.
Herkesten daha sıcak ve içtenlikliydi.
Yanağıma kondurduğu öpücüğün ıslaklığı hâlâ durur orada. Onca yılın ne güneşi kuruttu onu, ne de yeli.
(daha fazla…)

Uzaktan Gelen Sevgiliyi Beklemek

Umut Taydaş

“…hasktir saat daha 10 buçuk. vakit geçmiyor lan. canım benim, beni ne kadar seviyorsa, şu şartlarda ve namüsait bir vaziyette olmasına rağmen yarın geliyor. böyle de beklemekle geçmez ki zaman. en iyisi kafayı vurup yatmak, uyuyabilirsem ne ala.

o an bütün kalbim doluydu; geçmiş bazı anılar ruhumun yüzüne çıkmak istiyordu, gözlerim yaşlanıyordu.‘ lan göthe, seni de bi okuduk harbi iflahımızı sktin. ‘lan bu werther aşık mı, değil mi, ibne mi, yoksa evrensel mevzularla mı yakmış kafayı?‘ diye düşündüre düşündüre koca kitabı okuttun bize. çok naif, pek utangaç, kafası güzel ama ol lan aşık işte. bana baksana oğlum, dünyada bildiğim en güzel heyecan bu. aşığım ve o da bana aşık sanırım ki, taa nerden benimle biraz olsun birlikte olabilmek için geliyor. belki benimle olma çabası, benimle olmanın, onun kendisiyle olabilmesini sağladığındandır. kadınlar kendileriyle olabilmeyi, birinin yanındayken kendilerini dinleyebilecek kadar özgür olmayı severler değil mi donki şönt? olsun be oğlum, ne güzel bir hissiyat. patlat ordan bir ‘beni böyle sev seveceksen‘, yaz bi tane hissiyat dökümü şiyar formunda, yat aşşa, mışıl uyku, dümdüz…”
(daha fazla…)

Babamın Sevgilisi

A. Kadir Konuk

Bak şu köşedeki oğlan sana işaret ediyor.

Gördüm.

Bana sorarsan iyi bir hıyara benzemiyor. Az önce de ortada dans eden sarışına kur yapıyordu. Bir şıp sevdi olabilir. Bu tür erkekleri iyi tanımalısın. Bir çok erkek için kadının nasıl olduğu pek fazla önemli değildir, yatabiliyorlarsa, bir gece için hepsine, her şeye katlanabilirler. Ertesi gün tanımazlar bile.

Sana katılıyorum.

Deneyimliymişsin gibi konuşuyorsun.

Ustam kim?

Bir yığın delikanlı var burada, seçtin mi kavalyeni. Kiminle dans etmek istiyorsun?

Seninle.

(daha fazla…)

Aşk Doktoru

Melih Özuysal

Bugün hava kapalı olduğu halde oltayı alıp denize inmiştim. Tahmin ettiğim gibi, balık malık yoktu, bisikleti de almadığımdan eve sahilden dönüyordum. Bir ara, hayal kurmaya başlamış olduğumu fark ettim. Daha başındayken fark ettim, çünkü hem güzel, hem seksi, hem de bana âşık bir doktor, üstü açık beyaz otomobiliyle beni yazlığına götürüyordu. Üstelik rüzgâr gözlerimi yumdurup ağzımı açtırmıyor, saçlarımı sinir bozucu biçimde karıştırmıyor ve hayatın anlamını buldurtmaya kalkarak naif kaçamağımı burnumdan getirmiyordu.

Daha sararmaya başlamamış tarlaların arasından otomobilimizle kuğu gibi süzülürken, bir yandan da sigara içen doktorun, kadınsı anlamlarla ağırlaştırıp bıraktığı dumanları izliyordum. Ben romantik hayranlıkla erotik ilgi arasında gidip gelirken, aynı dudaklar kocasından bir an önce boşanmak istediğini, ayrılığımıza artık daha fazla dayanamayacağını da müjdelemeye çalışıyordu. Doğrusu doktor çok iyi geliyordu, ama ne yazık ki hayal olduğu anlaşılır anlaşılmaz beş duyudan birkaçı anında toz oldu. Tabii heyecan da gitti. Yine de hayal kurmanın doğası gereği, “öyleymiş gibi” yaşamayı sürdürdüğümden, boşanması için acele etmemesini, evimin çok küçük olduğunu -gerçekte de evimin küçük olması, hayalimi yaşanır değilse de görünür kılmaya çalışıyordu- bu nedenle taşınmayı düşündüğümü, daha geniş ev bulana kadar biraz sabretmesini filan saçmaladım. Bana öyle baktı ki gözlerimi dalgalardan birinin getirip bıraktığı, sağ mı sol mu belirsiz bir tokyo terliğe kaçırmak zorunda kaldım.

(daha fazla…)

Sayfa 1 of 212
Powered by Wordpress | Designed by Elegant Themes