<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Hikaye Oku &#187; Alternatif Tarih Hikayeleri</title>
	<atom:link href="http://www.hikayeoku.com/category/alternatif-tarih-hikayeleri/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.hikayeoku.com</link>
	<description>Hikaye okumak, gerçeğe tanık olmaktır.</description>
	<lastBuildDate>Sun, 07 Mar 2010 14:52:04 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.9.1</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Güneşe Yazı Yazılmaz</title>
		<link>http://www.hikayeoku.com/alternatif-tarih-hikayeleri/gunese-yazi-yazilmak.htm?utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=gunese-yazi-yazilmak</link>
		<comments>http://www.hikayeoku.com/alternatif-tarih-hikayeleri/gunese-yazi-yazilmak.htm#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 05 Mar 2010 14:38:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Alternatif Tarih Hikayeleri]]></category>
		<category><![CDATA[İbretlik Hikayeler]]></category>
		<category><![CDATA[ahmet]]></category>
		<category><![CDATA[alev yangını]]></category>
		<category><![CDATA[ama]]></category>
		<category><![CDATA[aman]]></category>
		<category><![CDATA[arkadaşlık hikayeleri]]></category>
		<category><![CDATA[bir]]></category>
		<category><![CDATA[daha]]></category>
		<category><![CDATA[ders veren öyküler]]></category>
		<category><![CDATA[dillere]]></category>
		<category><![CDATA[durmadan]]></category>
		<category><![CDATA[duygusal hikaye]]></category>
		<category><![CDATA[duygusal hikayeler]]></category>
		<category><![CDATA[gezmeye]]></category>
		<category><![CDATA[güneşe yazı yazmak]]></category>
		<category><![CDATA[hayaller ve gölgeler]]></category>
		<category><![CDATA[hayat öyküleri]]></category>
		<category><![CDATA[hediyelerini]]></category>
		<category><![CDATA[hikaye özeti]]></category>
		<category><![CDATA[hikaye özetleri]]></category>
		<category><![CDATA[hikaye paylaş]]></category>
		<category><![CDATA[hikayeni yayınla]]></category>
		<category><![CDATA[kaynar kazan]]></category>
		<category><![CDATA[kimsesize]]></category>
		<category><![CDATA[Kurbanlar]]></category>
		<category><![CDATA[masal oku]]></category>
		<category><![CDATA[memleketin birinde]]></category>
		<category><![CDATA[mevsim]]></category>
		<category><![CDATA[ödül alan öyküler]]></category>
		<category><![CDATA[ödüllü hikayeler oku]]></category>
		<category><![CDATA[ödüllü öyküler]]></category>
		<category><![CDATA[öykü okey]]></category>
		<category><![CDATA[öykü okumak]]></category>
		<category><![CDATA[öykülerimiz]]></category>
		<category><![CDATA[prenslerinin]]></category>
		<category><![CDATA[saraya]]></category>
		<category><![CDATA[serdar tuncer]]></category>
		<category><![CDATA[serdar tuncer öyküler]]></category>
		<category><![CDATA[serdar tuncer öyküleri]]></category>
		<category><![CDATA[sonra]]></category>
		<category><![CDATA[türk edebiyatı öyküler]]></category>
		<category><![CDATA[ünlü hikayeler]]></category>
		<category><![CDATA[uzun öyküler oku]]></category>
		<category><![CDATA[verecekti]]></category>
		<category><![CDATA[writingsun]]></category>
		<category><![CDATA[yapmak]]></category>
		<category><![CDATA[yemyeşil öykü]]></category>
		<category><![CDATA[yeni öykücüler]]></category>
		<category><![CDATA[yeni öyküler]]></category>
		<category><![CDATA[yeni türk hikayecileri]]></category>
		<category><![CDATA[yeni türk hikayeleri]]></category>
		<category><![CDATA[yeni türk öyküleri]]></category>
		<category><![CDATA[yumuk]]></category>
		<category><![CDATA[zeller]]></category>
		<category><![CDATA[zenci]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.hikayeoku.com/?p=585</guid>
		<description><![CDATA[Serdar Tuncer
Çok eski zamanlarda çok uzaklarda bir ülke vardı. Dağların arkasında yemyeşil bir ovaya kurulmuş, insanların yüzünden gülücük eksik olmayan, pırıl pırıl bir ülkeydi burası. Bu ülkenin insanları şimdi her zamankinden daha mutluydular. Çünkü yıllar sonra padişahlarının nihayet bir çocuğu olmuştu.
Nur topu gibi, güzeller güzeli, elleri yumuk yumuk, yanakları al al bir kız bebek. Kurbanlar [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h2><span style="color: #808080;"><a href="http://www.hikayeoku.com/wp-content/uploads/writingsun.jpg" rel="lightbox[585]"><img class="alignright size-medium wp-image-586" style="border: 4px solid black; margin: 4px;" title="writingsun" src="http://www.hikayeoku.com/wp-content/uploads/writingsun-300x284.jpg" alt="" width="300" height="284" /></a>Serdar Tuncer</span></h2>
<p>Çok eski zamanlarda çok uzaklarda bir ülke vardı. Dağların arkasında yemyeşil bir ovaya kurulmuş, insanların yüzünden gülücük eksik olmayan, pırıl pırıl bir ülkeydi burası. Bu ülkenin insanları şimdi her zamankinden daha mutluydular. Çünkü yıllar sonra padişahlarının nihayet bir çocuğu olmuştu.</p>
<p>Nur topu gibi, güzeller güzeli, elleri yumuk yumuk, yanakları al al bir kız bebek. Kurbanlar kesildi, günlerce ziyafetler verildi, eğlenceler yapıldı. Günler günleri kovaladı, yıllar yılları. Güzelliği dillere destan bir prenses olmuştu o minik kız. Civar ülkelerden her gün bir haberci geliyor, ya prenslerinin ya krallarının hediyelerini sunuyorlar, evlenme tekliflerini iletiyorlardı.<br />
<span id="more-585"></span><br />
Prenses mutluydu, babası üstüne titriyor, aman kızım, diyordu, acele etme karar vermekte. Bakalım zaman ne gösterir…</p>
<p>Padişah bir gün âdeti olduğu üzere tebdil-i kıyafet, ülkesini gezmeye çıktı. Akşama kadar halkının arasında dolaştı. Ne aç bir insana rastladı ne bir dertliye ne de bir kimsesize. Sevinç içinde sarayının yolunu tuttu.</p>
<p>Dönüşte ırmağın kenarında oturan bir ihtiyar uzaktan dikkatini çekti. İhtiyar, yerden aldığı taşları birbirine bağlıyor, bir şeyler söyleyip ırmağa atıyordu. Padişah yaklaştı, selam verdi ve sordu:</p>
<p>- Hayırdır ihtiyar, ne yapıyorsun böyle?</p>
<p>- Kısmetleri birbirine bağlıyorum, dedi ihtiyar adam.</p>
<p>Padişah güldü:</p>
<p>- Öyle mi, şu attığın kimin kısmetiymiş bakalım?</p>
<p>- O mu? O padişahın kızıyla, uşağı Ahmet’in kısmeti…</p>
<p>Saraya döndüğünde bir sıkıntı bastı padişahı. Böyle bir şey olabilir miydi? Kısmetleri birbirine bağlamak… Şu zenci uşak ve güzeller güzeli prenses… Gözününbebeği yani, canı, ciğerparesi, sevgili kızı… Olmaz öyle şey, dedi, ama şüphe kurdu düşmüştü bir kez içine. Sabaha kadar uyuyamadı. Sağa döndü, sola döndü, uyku girmedi gözüne. Arada bir dalıyor, sıçrayarak uyanıyordu. Kısmetler böyle bağlanmazdı, biliyordu bunu, ama ya doğruysa?</p>
<p>Sabah olduğunda kararını vermişti. Uşağını geri dönemeyeceği bir yere yollayacak, ondan kurtulacaktı. Bunu yapmak zorunda kaldığı için kendinden utanıyordu ama işi sağlama almak lâzımdı. O ihtiyarı bulup kellesini vurdurmayı bile düşündü bir ara. Ama en ehveni Ahmet’i yollamak, ondan ve bu kısmet meselesinden kurtulmaktı.</p>
<p>Alelacele bir mektup yazdı, uşağını çağırttı. Karşısında durup kendisine şaşkın şaşkın bakan zavallı zenci uşağın gözlerine bakmaya çekiniyordu. Yüzünü pencereye döndü, elindeki mektubu gösterdi uşağa.</p>
<p>- Ahmet, dedi, şimdi bu mektubu alacaksın ve hiç durmadan yürüyeceksin. Bunu güneşe götürmeni istiyorum senden. Bu hepimiz için çok önemli. Sakın bu mektubu vermeden geleyim deme!</p>
<p>Neye uğradığını şaşıran uşak, çaresiz emre itaat etti. Yol hazırlığını yaptı, mektubu sıkı sıkı sarıp sarmaladı, koynuna sakladı ve yola düştü. Hiç durmadan yürüyecekti, mektubu güneşe verecekti. Tastamam böyle demişti padişah. İyi de güneşi nasıl bulacaktı, bulsa da mektubu nasıl verecekti? Sıkıntı bastı Ahmet’i. Kafasını kaldırıp gökyüzüne baktı, güneşin olduğu yöne doğru yürümeye karar verdi.</p>
<p>Yürüdü uşak. Aylarca yürüdü. Azığı bitti, elbiseleri parçalandı, ayakları kan revan içinde kaldı, o yürümeye devam etti. Koynundaki mektubu arada bir çıkarıp bakıyor, sağlam olduğunu görünce gülümseyerek yürümeye devam ediyordu.</p>
<p>Bu arada her şey yine eskisi gibiydi ülkede. Padişah mutluydu, güzel kızının üstüne daha çok titriyor, onu daha bir seviyordu. Halk huzur içindeydi, her yer pırıl pırıldı yine. Baharın gelişiyle beraber bütün ülke çiçeklerle donanmıştı. Prenses, evlenmesi için babasının niçin bu kadar acele ettiğine anlam veremese de, yağmurlar, çiçekler, cıvıl cıvıl kuşlar, bahar güzeldi işte…</p>
<p>Padişah Ahmet’in dönemeyeceğinden emindi. Çoktan ölmüş olmalıydı. Sadık bir uşaktı, verilen görevi yapmak için elinden geleni yapacaktı kuşkusuz. Ama güneşi bulmak, mektubu ona vermek, olacak şey miydi hiç? Zekâsına bir kez daha hayran oldu padişah.</p>
<p>Gün geçtikçe ümidi tükeniyordu uşağın. Üç mevsim geçmişti yola çıktığından beri. Bu güneşe varmak belli ki mümkün olmayacaktı. Koynunu yokladı, mektup sağlamdı. Kendisi kan revan içindeydi, tanınmayacak hale gelmişti ama olsun, mektup sağlamdı yinede. Son bir gayretle yürümeye çalışıyordu. Tepedeyken bir ırmak görmüştü, oraya kadar bir varabilse, kana kana bir içse buz gibi suyu, üç mevsim daha yürürdü Ahmet.</p>
<p>Irmağa yaklaştığında ayakları vücudunu taşıyamıyordu artık. Dizlerinin üstünde sürünerek geldi suyun kenarına. Avuç avuç içti. Başını soktu ırmağın serin suyuna. Avuçlarını bir kez daha daldırdı. Bir de kafasını kaldırdı ki ne görsün? Güneş işte orada, tam karşısında, ırmağın içinde bir mücevher gibi parlıyor ve öylece durup sanki kendisini görmesini bekliyordu.</p>
<p>Uşağın gidişinden beri beş mevsim dönmüştü ülkede. Dört bir yanda düğün hazırlıkları yapılıyor, tellallar prensesin düğününe bütün halkın davetli olduğunu haber veriyorlardı. Prenses sonunda sevebileceği bir adam bulmuştu. Çok uzaklardan bir ülkenin padişahıydı bu genç adam. Padişah kızının mutluluğunu gördükçe daha bir seviniyor, kısmetleri birbirine bağlamakmış, diyordu gülerek, kısmetleri birbirine bağlamak… Hani nerede?</p>
<p>Padişah çok sevmişti damadını. Uşak değildi her şeyden önce, hele zenci hiç değildi. Hem onda yıllardır tanıdığı birinin kokusu vardı sanki. Üstelik bu padişah her kimse, çok zengin biri olmalıydı. Prensese hediye ettiği bir tek mücevher, o zamana kadar verilenlerin hepsine bedeldi çünkü. Nihayet günü geldi, muhteşem bir düğün yapıldı ülkede.</p>
<p>Düğünün üçüncü gününün akşamıydı. Padişah ve yeni evliler akşam yemeğinde birlikteydiler. Padişahın hemen yanında damadı ve tahtının vârisi, karşısında karısı, onun yanında sevgili kızı… Mutluluk buydu işte!</p>
<p>Bir yandan sohbet edip gülüşüyorlar, bir yandan yemeklerini yiyorlardı. Genç damat kılıç kullanmayı nasıl öğrendiğini anlatıyor, av maceralarından bahsediyor, masadakileri kahkahaya boğuyordu. Bir ara eline bir bıçak aldı, ilk kılıç kullanmaya başladığı zamanlardaki acemiliklerini anlatıyordu. Elinden düşürdüğü bıçağı almak için eğildiğinde padişahın kendisine baktığını fark etti. Prenses kahkahalar atıyordu. Birden doğrulup açılan belini kapattı. Ama belindeki siyahlık gözünden kaçmamıştı padişahın.</p>
<p>O gece yine uyuyamadı padişah. Kendisi gibi bembeyaz bir adamdı damadı, ama beli bir zencininkinden farksızdı. Ahmet’i hatırlamaya çalıştı, yüzünü, konuşmasını, gülüşünü… Benziyorlar mıydı, böyle bir şey olabilir miydi? Olamazdı tabi. Hem o kadarda benzemiyordu. Ama genç adam neden telaşla belini kapatmıştı.</p>
<p>Yatağına tekrar uzandı, gözlerini tavana dikti. Kısmetleri birbirine bağlayan ihtiyarın yüzünü gördü. Gülüyordu. Çıldırdığını düşündü bir an. Gözlerini kapatıp, tekrar açtı, ihtiyar yoktu. Derin bir nefes aldı, hele bir sabah olsun, dedi, bunu anlamanın bir yolu bulunur elbet.</p>
<p>Günün ilk ışıkları sarayın camlarına vurduğunda, prenses ve kocası çoktan bahçede gezmeye çıkmışlardı bile. Pencereden onları gören padişahın aklına bir plân geldi. Aceleyle üstünü giyindi, bahçeye çıktı. Onlara iyice yaklaştı, birini çağırır gibi arkadan seslendi:</p>
<p>- Ahmet!</p>
<p>Genç adam birden irkilerek dönüp padişaha baktı. Göz göze geldiler. Delikanlı gözlerini kaçırmaya çalışıyordu ama nafile. Çaresiz padişahın yanına gelip durdu, başından geçenleri anlatmaya başladı.</p>
<p>Güneşi bir ırmağın içinde bulmuştu. Mektubu vermek için suya daldığında içleri mücevher dolu, açık kapaklarından ışıltılar şaçan onlarca sandık görmüştü. Sudan çıktığında, kuşağının sımsıkı sardığı beli hariç, bütün vücudu bembeyazdı. Sandıkları bir bir ırmağın kenarına taşımış, oturup en son sandıktan çıkan mektubu okumuştu. Sonrası, sonrasını biliyorlardı zaten. Padişah hayretle doğruldu oturduğu yerden;</p>
<p>- Mektup, dedi, o mektup nerede şimdi?</p>
<p>- Hiç yanımdan ayırmadım ki, diye cevapladı genç adam koynundan çıkardığı mektubu padişaha uzatarak.</p>
<p>Padişah aceleyle mektubu açtı, okumaya başladı:</p>
<p>“Güneşe yazı yazılmaz, yazılan yazı bozulmaz!”</p>
<p><strong>Serdar Tuncer</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.hikayeoku.com/alternatif-tarih-hikayeleri/gunese-yazi-yazilmak.htm/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Oymalı Sandıkta Vurulan Çocuk</title>
		<link>http://www.hikayeoku.com/alternatif-tarih-hikayeleri/oymali-sandikta-vurulan-cocuk.htm?utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=oymali-sandikta-vurulan-cocuk</link>
		<comments>http://www.hikayeoku.com/alternatif-tarih-hikayeleri/oymali-sandikta-vurulan-cocuk.htm#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 15 Feb 2010 15:32:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Alternatif Tarih Hikayeleri]]></category>
		<category><![CDATA[Savaş Hikayeleri]]></category>
		<category><![CDATA[Tarihi Hikayeler]]></category>
		<category><![CDATA[Trajik Hikayeler]]></category>
		<category><![CDATA[1971 mayıs]]></category>
		<category><![CDATA[ankara kalesi]]></category>
		<category><![CDATA[elveda alyoşa]]></category>
		<category><![CDATA[hikaye oku]]></category>
		<category><![CDATA[kırk ikindi]]></category>
		<category><![CDATA[Oya Baydar]]></category>
		<category><![CDATA[oya baydar hikayeleri]]></category>
		<category><![CDATA[oya baydar öykü]]></category>
		<category><![CDATA[öykü oku]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.hikayeyaz.com/?p=243</guid>
		<description><![CDATA[Oya Baydar
Yumuşak basamaklı kaldırımların ufak tefek taşlarının üstünden atlaya atlaya kaleye tırmanır yokuş. İki yakalı çarşının bittiği yerde, hani suyu akmayan çeşme vardır ya, tam orada, gecekondu mahallelerine doğru üç koldan uzanır. Turistik kilimlerin renklerinin yoksul gelinlerin çeyiz düşlerine karıştığı dükkanlarda, pembe atlas yorganlar, dumanı gelmeyen süslü nargilelerle, tespihlerle, tavlalarla iç içe&#8230;
Oymalı tahta sandıkların kapağını [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h2><span style="color: #888888;"><a href="../wp-content/uploads/IZMIR-SOKAK-ESKI-EVLER-ESKI-KAMYON-1970-LER.jpg" rel="lightbox[243]"><img class="alignright size-medium wp-image-326" title="IZMIR-SOKAK-ESKI-EVLER-ESKI-KAMYON-1970-LER" src="http://www.hikayeoku.com/wp-content/uploads/IZMIR-SOKAK-ESKI-EVLER-ESKI-KAMYON-1970-LER-197x300.jpg" alt="" width="197" height="300" /></a><strong>Oya Baydar</strong></span></h2>
<p>Yumuşak basamaklı kaldırımların ufak tefek taşlarının üstünden atlaya atlaya kaleye tırmanır yokuş. İki yakalı çarşının bittiği yerde, hani suyu akmayan çeşme vardır ya, tam orada, gecekondu mahallelerine doğru üç koldan uzanır. Turistik kilimlerin renklerinin yoksul gelinlerin çeyiz düşlerine karıştığı dükkanlarda, pembe atlas yorganlar, dumanı gelmeyen süslü nargilelerle, tespihlerle, tavlalarla iç içe&#8230;</p>
<p>Oymalı tahta sandıkların kapağını açtın mı, hafif bir çürük elma ve tahta kepeği kokusu. Masal kuşlarıyla güvercinlerin, lalelerle şakayıkların, asma yapraklarıyla salkımların ve büklümlerin iç içe geçtiği, köknar ve ceviz dünyası.</p>
<p>Bir kuş uçtu uçacak sandığın kapağından. Sarmaşık güllerinin arasından fırlayıp kondu konacak avucumuza. &#8220;Kötü şeyler hep başkalarının başına gelir.&#8221; Nargilelerin, kilimlerin, boyalı beşiklerin ve güllü sandıkların arasından, geçmiş on beş yılın ardından sarı badanalı köhne evlerin numaralarını okuya okuya tırmanıyoruz yokuşu. Elinde büyük bir ebe hanım çantası. Yüzün solgun mu solgun.</p>
<p>-Bir gün mutlaka bir tahta sandık almalıyım.<br />
-Kötü şeyler hep başkalarının başına gelir sanırız degil mi?<br />
-Bir saatte biter her şey. Sonra hiç olmamış, hiç yaşanmamış gibi. Biliyor musun, param olunca mutlaka bir oymalı sandık alacağım buradan. Şu  güvercinli olanı.<br />
-Sen daha önce hiç?..<br />
-İki kez. İlkinde çok korktum. Bütün kadınlar korkar. Her şey çabucak olup bitti. Müthiş bir ferahlama duydum ardından. Ürperiyorum. Ankara&#8217;da, mayıs günleri bazan böyle ılık ve nemli olur. Sağanak boşandı boşanacak. Ferahlama duymuş muydum gerçekten? Kötü bir yalan mı yoksa bu da?<br />
-Darbe olmasaydı&#8230; Yani demek istiyorum ki, tutuklanma korkusu falan olmasaydı da aldıracak mıydın?<br />
-Bilmiyorum. Evet&#8230; Hayır&#8230; Bilmiyorum.<br />
<span id="more-243"></span></p>
<p>Şu sarı badanalı ev olmalı. Tahta sandıklar kuşlarıyla, çiçekleriyle, elma, reçine, naftalin kokularıyla aşağıda kaldı. Zümrütüanka kuşları tutsak oldukları tahtalardan kopup uçamadılar. Güvercinler fıskiyelere kavuşamadı. Sarmaşıklar, güller, laleler delemedi tahtaları.</p>
<p>Belki bu gece, belki yarın, şafaktan önceki koyu karanlıkta gelecekler. Haki elbiseleri, haki yüzleri, haki cipleri, tomsonlarıyla&#8230; Ayak sesleri kuşkulu uykuları hançerleyecek. Uzun uzun çalınan kapılar, dipçik sesleri, silah şakırtıları&#8230; Işıksız pencerelerden perde arkalarından bakan, sürgülü kapılara kulaklarını dayayan komşuların yarattığı bencil yalnızlık. İnsanın kendisiyle, inançlarıyla, namusuyla, tüm hayatıyla hesaplaşma anı. Kitaplar, çekmecelerdeki kağıtlar, halıların altı, çöp tenekelerinin içi. Hiçbir şey aranmadan, hiçbir şey bulunmadan didik didik edilen evler, hayatlar, anılar; kıskançlıkla kendinize sakladığınız, yalnız sizin olmasını istediğiniz her şey. Eski bir aşk mektubu, bir kuru yaprak, üzerine gelişigüzel notlar alınmış bir kağıt parçası, kapıcının getirdiği alışveriş pusulası, not defteriniz, birkaç hatıra fotoğrafı.</p>
<p>Sizin olan, saklı, güzel, sıcak olan ne varsa hepsi, şimdi vatan hainleri yakalamaya çıkmış şu insanların hazinesidir artık. İnsan sıcaklığı, sevgi, duygu, inanç, umut, delil dosyalarının soğuk karanlığının malıdır çoktan. Özenle toplanıp büyütülmüş anılar, dostluklar, sevgiler, yazılar, kitaplar, sevdiğiniz, inandığınız her şey sorgu ve işkence odalarının soğuk karanlığında çıkar karşınıza. &#8220;Çocuk doğamaz, çocuk doğmamalı, çocuk karışmamalı bu insansızlığa, bu cinayetlere!</p>
<p>1971 Mayısı bitti bitecek. Kırk ikindiler başladı başlayacak. Yaz yaklaşıyor demektir.</p>
<p>-Hadi bas zile.<br />
-Sen bas.<br />
-En zor olan bu mu?</p>
<p>Sarı badanalı evin ağır ağır açılan kapısı, ağırlaşan bir hüzünle tırmandığımız tahta merdivenler. &#8220;Biz buraya bir çocuk öldürmeye mi gelmiştik, yoksa bir çocuk kaçırmaya mı işkence odalarından, silahların gölgesinden, geceyarısı korkularından?&#8221;</p>
<p>Gazetelerin akşam baskılarında yeni tutuklama haberleri: &#8220;Yazıyor! On kişinin daha tutuklandığını yazıyor; &#8220;İşçilerin grevi bıraktığını yazıyor!&#8221; Yüzün alabildiğine solgun. Avucumda sıktığım elin buz gibi. Bebeğini aldıran bütün kadınların yalnızlığıyla yalnızsın. Biraz ileride, şurada, Sıhhiye dolmuşları. Bir gün oymalı sandığı alabilirsin, şuradan dolmuşa yükleyiveririm.</p>
<p>&#8220;Yazıyor, yazıyor, yeni tutuklamaları yazıyor!&#8221;<br />
-İyi ki aldırdık çocuğu.<br />
Ölü bir kuş, sandığın oymalarından yere düşüyor. Eğilip avucuma alıyorum.<br />
Buz gibi.</p>
<p>20 Ağustos 1980</p>
<p>Ne süslü nargileler, ne kilimler, ne de oymalı sandıkların kuşları&#8230; Hiçbir şey değişmemiş burada. Ne ikide birde ayağımıza takılan ufak taşlar, ne suyu akmayan çeşme, ne de dolmuşlar&#8230;</p>
<p>Zaman tırmanamamış kaleye tırmanan yokuşu. Yaşamımızın, anılarımızın, ölülerimizin üzerinden geçmiş de, bu yokuştan geçememiş on yıl. Tahta sandıkların oymalarına, kilimlerin atkılarına, tespih tanelerine sıkışıp kalmış. Boyalı beşiklere uzanıp derin bir uykuya dalmış burada zaman. On yıl önce, şu sarı boyalı evdeki kasap doktorun leğenine bıraktığımız çocuk nasıl yaşlanmadıysa, nasıl değişmediyse ve nasıl varolmadıysa, tıpkı öyle&#8230;</p>
<p>Bir çocuk, bunca ızır zıvırın masal dünyasına dalıp gitmiş turistleri çekiştiriyor. On yaşında kadar olmalı. Yoksa burada, kaleye tırmanan bu yokuşta, zaman bu çocuk mu? Şu zümrütüanka kuşlu, üzüm salkımlı oymalı sandığa artık hiç ilgi duymamak mı zaman? On yıl önce istediğimiz, sevdiğimiz her şeye yabancılaşmak mı? On yıl önce korktuğumuz şeylerden korkmamak mı? Gazetelerin değişen başlıkları ve gazeteci çocukların değişmeyen bağırışları mı burada zaman? &#8220;Dün de yedi kişinin vurulduğunu yazıyor. Anarşiyi yazıyor. Teröristleri yazıyor.!&#8221;</p>
<p>Koşarak iniyor yokuşu. Taa kalenin oradan kopup gelen bir korku gibi&#8230; Ardından kovalayanları görmüyorum. Sonradan öğrendim üç el ateş edildiğini. Sadece sol yanımda boğuk bir gürültü duydum ben. Kaleden koşarak inen korku şimdi tam önümde, kuşlu üzümlü sandığın yanında uzanmış yatıyor.</p>
<p>On yıl önce burada, bu yokuşta bıraktığımız, şu yerde yatan genç ölü olmasın! Hani kanları oymalı kuşun kanadına bulaşmış olan. Kanları üzüm salkımlarının arasından, 1 Mayıs&#8217;larda göğsüne iliştirdiği kızıl karanfillerin saplarından süzülen&#8230;</p>
<p>Dükkanların önünde bir sessiz telaş, cankurtaran çığlıkları, polis düdükleri. İlk korku geçince canlanan kalabalık. Kuşlu sandıkla genç ölünün çevresinde daralan çember. &#8220;On yıl önce bu çocuk burada yatmıyordu. On yıl önce doğmamış bir çocuğu öldürmeye gidiyorduk biz. Oymalı sandıklara kan bulaşmamıştı daha&#8230;&#8221;</p>
<p>İki saat sonra doktordon çıktığımızda yüzün sapsarıydı, elin soğuktu.</p>
<p>&#8220;İyi ki aldırdın çocuğu.&#8221;</p>
<p>Şimdi şurada, dükkanla kaldırımın arasında, oymalı sandığın hemen önünde yatıyor çocuk. Eli kaldırımın kenarından aşağıya sarkıyor.</p>
<p>&#8220;İyi ki doğurmamışsın çocuğu. Nasıl olsa böyle ölecek olduktan sonra&#8230;&#8221;</p>
<p>Oymalı sandık -en güzeli, en özenlisi- orada tam önümde, ölünün hemen yanında. Üstelik kuş kanat çırpa çırpa neredeyse kopacak tahtalardan. Şu bir türlü yağamayan yağmuru yağdırmak için bulutları gagasıyla delmeye fırlayacak. Üstelik tahta karanfiller kan rengiyle kızarmış. Üstelik tam istediğim boyda, tam istediğim gibi çürük elma kokulu&#8230;</p>
<p>&#8220;Yazıyor, dün yine yedi kişinin öldürüldüğünü yazıyor. Anarşistleri yazıyor.&#8221;</p>
<p>Keşke doğursaydın çocuğu. Bunca genç ölüye inat, hayatı sona erdirenlere inat, şu yokuştan geçmeyen zamana inat, korkulu, acılı olacağını şimdiden sezdiğimiz geleceğimize inat, keşke doğursaydın çocuğu!</p>
<p>Temmuz 1984, Marburg</p>
<p>Basamak basamak kaldırımlara yayılmış cafeler arasından, ufak tefek taşları zorlaya zorlaya, Ortaçağ sokaklarına sarıla sarıla Marburg Kalesine tırmanır yokuş. Ne tahta oymalı sandıklar, ne nargileler, ne kilimler, ne bağırarak gazete satan küçük çocuklar, ne yerde yatan ölü, ne korku. Zengin vitrinli mağazalar, dünyanın dört bir yanından gelmiş tüm zenginlikler, antikacılar, donuk bir mutluluk, miskin bir güvenlik duygusu onun yerine.</p>
<p>Şu küçücük meydandan daha önce de geçtik miydi seninle? Suyu akmayan, taşı kırık çeşme değil bu. Ortasında göğe uçmaya hazırlanan bronz melekle, dört bir yanından bol bol akan sularla bizim çeşmelerimize benzemeyen bir çeşme. Yine de aynı yeri, aynı anı, aynı şeyi bir başka hayatta yaşamışlık duygusu&#8230;</p>
<p>-Yokuşa dayanamıyorum artık.</p>
<p>Rengin uçuk, göğsün inip kalkıyor. Biz böyle bir yokuşu, bir başka yerde, bir başka zaman, hiç nefeslenmeden&#8230;</p>
<p>-On beş yıl önce miydi?<br />
-On dört.<br />
-Yaşlanmışız.</p>
<p>Yokuşlar, kaleler, kentler, çeşmeler yaşlanmış. Oymalı tahta sandıklar, oymalardaki kuşlar, karanfiller yaşlanmış. Şu gotik binalar, şu Ortaçağ çarşıları, şu çarmıha gerili İsa yaşlanmış. Yaşlanmayan, bir sarı badanalı evde doktor leğenine bıraktığımız cenin, hayır çocuk, bir de oymalı sandıkta vurulan&#8230; Şurada uzanmış yatıyor işte. Hong-Kong malı ucuz elbiselerin altında. Yüzü biraz daha sarı, teni biraz daha açık renk. &#8220;Eli kaldırımın kenarından sarkıyordu. Buz gibiydi.&#8221;</p>
<p>-Bunlar Punk&#8217;lar. Yeni Hipi&#8217;ler yani.</p>
<p>Sana anlatabilmek isterdim: Ben o yokuşa on yıl sonra bir kez daha uğradım. Kaleye tırmanan yokuşa, kürtaj olduğun, hayır, çocuğu bıraktığımız evin oraya&#8230; Bir genci öldürdüler o gün. İşte tıpkı böyle yatıyordu o da. Bu yaşlardaydı tam. Nedense anlatamıyorum. Eline uzanıyorum. Elin soğuk. O gün de böyle soğuktu.</p>
<p>-Yarın mı dönüyorsun Türkiye&#8217;ye?</p>
<p>Sessiz bir &#8220;Evet.&#8221;</p>
<p>Yokuşun sonundayız. Önümüzde yemyeşil parkıyla Marburg Kalesi. Yarın gideceksin. Geceyarıları yumruklanan kapılar, cip kornaları, hapisanelerin nizamiye kapılarında görüş günleri kaynaşması. &#8220;Yazıyor, yazıyor, üç idam kararı daha yazıyor. Yurt dışındaki vatan hainlerini yazıyor.&#8221;</p>
<p>Bütün yokuşlar, kalelere, saraylara, şatolara mı açılır?</p>
<p>&#8220;Kötü şeyler hep başkalarının başına mı gelir?&#8221;</p>
<p>-Keşke doğursaydım diye düşündüğüm oldu sonradan. Hele kendimi çok yalnız hissettiğim zamanlar. Hele sen de gittikten sonra.</p>
<p>-Yine de, gerçekçi olunursa, &#8220;İyi ki doğurmadın,&#8221; demek gerek.</p>
<p>&#8220;Gerçekçi olunursa!&#8221; Peki Almanya&#8217;nın ortasındaki bu yokuşun, bu kalenin, şurada yere sere serpe uzanmış Punk&#8217;ın şu süslü, oymalı, boyalı Ortaçağ evinin, şu Hong-Kong mallarının, şu acılı yüzlü İsa&#8217;ların ve yarın gerçeğe dönecek olan senin, bugün burada şu kale duvarlarının dibinde oluşumuzun ve içimizde taşıdığımız bunca ölünün, bunca acının gerçekle ne ilgisi var!</p>
<p>Gerçek oradaydı. On beş yıl önceki o yokuştaydı. Gelecekten korkulduğu için öldürülen, geleceğe güvensizliğimizin kurbanı olan doğmamış çocuktaydı gerçek. Gerçek orada, kalenin dibindeki yoksul gecekondularda, kaleye tırmanan yokuşun gürültücü kalabalığında, işkence odalarının soğuk boşluğunda, tutukevlerinin duvarlarının arkasında, fabrikaların paydos saatlerinde kalan öfkelerde;<br />
yeni yeni filizlenen grevlerdeydi.</p>
<p>-Gerçekçi olunursa, dönmem iyi.</p>
<p>Küçük bir çocuk Marburg Kalesinin parkında ağır, yeşil bir sessizliğin ortasında topa vura vura koşuyor. Topun üstünde kırmızı çiçek ve sarı ördek resimleri&#8230; Kırmızı çiçekler oymalı tahta sandıkların karanfillerine karışıyor. Sarı ördekler masal kuşlarına dönüşüyor. Bütün sürgün kentlerinin bütün kalelerine tırmanan yokuşlar Samanpazarı&#8217;nda toplanıyor, Ankara Kalesine yürüyor, büyük bir gümbürtüyle, bembeyaz bir zaman çığı gibi düşüyor üstümüze.</p>
<p>-Bugüne kadar sormamıştım hiç. Çocuk kimdendi?<br />
-Doğmadıktan sonra ne önemi var.</p>
<p>Yüzünde ufacık, gülümsemeyle esef arası bir bulutçuk: Tahta sandıkların ince oymalarındaki savruk bir bıçak izi gibi, Ankara&#8217;nın kırkikindilerini haber veren güleç yüzlü bulutlar gibi&#8230;</p>
<p><strong>Oya Baydar</strong><br />
&#8220;<em>Elveda Alyoşa</em>&#8221; kitabından&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.hikayeoku.com/alternatif-tarih-hikayeleri/oymali-sandikta-vurulan-cocuk.htm/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Leonidov</title>
		<link>http://www.hikayeoku.com/alternatif-tarih-hikayeleri/leonidov.htm?utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=leonidov</link>
		<comments>http://www.hikayeoku.com/alternatif-tarih-hikayeleri/leonidov.htm#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 15 Feb 2010 12:06:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Alternatif Tarih Hikayeleri]]></category>
		<category><![CDATA[Klasik Öyküler]]></category>
		<category><![CDATA[asker hikayeleri]]></category>
		<category><![CDATA[leonidov]]></category>
		<category><![CDATA[mitoloji]]></category>
		<category><![CDATA[mitolojik hikayeler]]></category>
		<category><![CDATA[öykü oku]]></category>
		<category><![CDATA[Yaman Kayıhan]]></category>
		<category><![CDATA[yaman kayıhan öykü]]></category>
		<category><![CDATA[yeni öyküler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.hikayeyaz.com/?p=229</guid>
		<description><![CDATA[Yaman Kayıhan
 
Kahramanımızın adı  Leonidov. Neden bu tiplemelere &#8216;kahraman&#8217; veya &#8216;anti-kahraman&#8217; denir pek  anlamı yok galiba, ama bu sefer bizimkinin adı Leonidov işte. Tabii  Leonidov olmasının çok fazla bir önemi yok. Belki de biraz anlamlıdır bu  isim, neyse ..
Hani &#8216;düşman ayağa bakar&#8217;  veya &#8216;tepeden tırnağa&#8217; gibilerden deyimler vardır ya, ister [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h2><a href="http://www.hikayeoku.com/wp-content/uploads/3398700678_4308a12243.jpg" rel="lightbox[229]"><img class="alignright size-medium wp-image-341" style="border: 4px solid black;" title="3398700678_4308a12243" src="http://www.hikayeoku.com/wp-content/uploads/3398700678_4308a12243-300x229.jpg" alt="" width="300" height="229" /></a><span style="color: #888888;">Yaman Kayıhan</span></h2>
<h2><span style="font-family: Arial; font-size: small;"> </span></h2>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: small;">Kahramanımızın adı  Leonidov. Neden bu tiplemelere &#8216;kahraman&#8217; veya &#8216;anti-kahraman&#8217; denir pek  anlamı yok galiba, ama bu sefer bizimkinin adı Leonidov işte. Tabii  Leonidov olmasının çok fazla bir önemi yok. Belki de biraz anlamlıdır bu  isim, neyse ..</span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: small;">Hani &#8216;düşman ayağa bakar&#8217;  veya &#8216;tepeden tırnağa&#8217; gibilerden deyimler vardır ya, ister istemez  anlatmaya aşağıdan veya yukarıdan başlanacak; bu anlatımın başı da  ayaklar olsun isterseniz.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: small;">Pek de kocaman ayaklar  denemezdi Leonidov&#8217;unkilere. Numarası ile söylemek gerekir mi bilmem,  ama galiba 44 veya 45 olmalıydı. Hoş zaten o neredeyse devasa  postalların içinde kaç numara ayak olduğunu anlamak pek mümkün de  sayılmazdı ya .. Postallar epeyce eski olmalıydı, ama pek de  aşınmışlıklarını belli etmiyorlardı. Hatta boyalı olduklarında yenice  bile görülebilirlerdi. Siz isterseniz bu postalların üzerinde şu açık  renkli (beyaz demeye dilim varmadı) tozlukların da olduğunu  düşünebilirsiniz, size kalmış.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: small;">Üzerinde ise ütülü  gözüksün diye yukarıdan aşağıya bir dikiş izi olan, belki de  üretildiğinden bu yana hiç ütülenmeyen bir pantalon vardı. Pantalonun  renginin belirtilmesinin anlamsızlığının yanı sıra, paçalarının  postalların içinde mi, yoksa dışında mı olduğunu da söylemek gereksiz  sanki.<br />
<span id="more-229"></span></span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: small;">Böylece Leonidov&#8217;un  yaşadığı zamanı istediğiniz gibi yakıştırabilirsiniz. Sözgelimi, bizim  Leonidov pekala şu ünlü Napoleon Bonaparte&#8217;ın ordusunda görevli  olabilir. Sahi onun asker olduğunu söylememiştim, değil mi ..? Boşverin;  asker tabii. Eh, bir Fransız ordusu askeri olup da neden ismi Leonidov  diye soracak olursanız bu tamamen başka bir konu. Ya da Leonidov belki  de ismine layık bir Rus askeri olabilir. İsterseniz Leonidov ismini bir  yakıştırma veya lakap olarak da kabul edebilirsiniz, nasıl isterseniz ?</span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: small;">Gelelim ceketine: Ceket  açıkça daha hoş bir görünüme sahipti. En önemli özelliği de  kollarındaydı: Pırpırlardan söz ediyorum tabii. Evet, Leonidov tam  tamına onbaşıydı. Üstelik kıdemli. On erden, askerden, insandan o  sorumluydu. Başka bir deyişle on kişinin komutanıydı. Gerçi bütün  fırçaları üstlerinden o yerdi, ama iş malum on kişiye gelmeye görsün,  tartışmasız o komutandı. Diğerleri bir dediğini iki etmeden dediklerini,  bazan da istekleri yerine getirirlerdi .. O kadar.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: small;">Ceketinin üzerinde,  belini sıkan bir de palaskası vardı ki, sorma gitsin. Silahı da bu  palaskaya takılıyordu. İşte gene size kalmış bir durum: İsterseniz  tabanca, dilerseniz de kılıç deyin, siz bilirsiniz. Ama şurası kesin ki  bir silah bu palaskaya takılıydı. Bu onbaşılara özgü bir ayrıcalıktı.  Leonidov da bunu bütün ihtişamıyla yansıtmayı pek sever, sanki her an  silahına ihtiyacı olacakmışcasına sağ elinin baş parmağı genellikle  palaskasına takılı dolaşırdı. Gerçi üstlerine selam vermesi gerektiği  çoğu zaman bu hafif kabadayı görünümlü tavrı pek de işine yaramaz, adeta  gizlemeye çalışılırdı, ama sıra astlarına, ordu kalabalığına ve hatta  kendi takımına geldiğinde pek alımlı ve güçlü görünürdü doğrusu.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: small;">Sıra geldi şapkaya ..  Şapka deyip geçmeyin hemen, birazcık sabrederseniz neden önce  postallardan anlatmaya başladığımı, neden şapkanın şu yemeklerde sona  bırakılan lokma gibi önemli ve özellikli olduğunu anlayacaksınız. Şapka  Leonidov&#8217;a biraz küçük geliyordu. Diyeceksiniz ki &#8216;gene mi bir koca kafa  hikayesi&#8217;, değil tabii. Zaten konumuz da bu değil. Ama şapkanın hafifçe  küçük olması Leonidov&#8217;un onu arkaya doğru iterek giymesine daha bir  izin verir gibiydi. Öyle ya, şapka arkaya itilir, önden de hafifçe  saçlar gözükür .. Biraz da yana eğimli yaptın mı, deme gitsin. Şapka  dediysek öyle basit bir şey sanmayın sakın. Şapka gibi şapka işte.  Üstelik üzerinde şu askerlerin takmayı pek sevdikleri metal yapraklı  süslerden ve kocaman da bir arma vardı pırıl pırıl.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: small;">Hep görünümünü anlattın,  ya yaptıkları, yaşamı nasıl diye meraklandığınızı biliyorum, ama  beklediğinize değecek pek bir özelliği maalesef yoktu Leonidov&#8217;un. 20 &#8211;  25 Yaşlarında olmalıydı. Erlerden biraz yaşlıca, yüce komutanlardan da  genç .. Zaman zaman şapkasını eline alır gibi yapıp kafasını kaşıyan,  burnunu karıştıran, ilkokulun ötesinde eğitimi olmayan, arada sırada &#8211; o  da eline geçerse &#8211; bir kaç bir şey okuyan (siz bunu okumaktan saymayın,  ama okuma &#8211; yazması var sayılabilir), askerliğin de kısıtlamaları ile  pek yıkanamayan, sık olmayan sakalları ile iki &#8211; üç günde bir ancak traş  olan, tırnaklarının arası çoğunlukla kirli, bekar, kadın peşinde, saçma  sapan sayılabilecek biri işte .. Ne oldu, beğenmediniz mi ? İşte size  Leonidov&#8217;un portresi, gördünüz mü hiç de beklediğinize değmedi işte.  Önemli olan onun sıradanlığı, asker ve hatta onbaşı olması, o kadar.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: small;">Adam (eğer adam sayılması  gerekirse) asker olduğuna göre artık savaştan bahsetmenin sırasıdır,  ama doğrusu Leonidov&#8217;un ordusu savaşta değildi. Yani şu bildiğimiz Mısır  seferi, Balkan savaşı veya II. Dünya savaşı gibi bir savaşta değildi  ordusu, fakat dünyada savaş ne zaman eksik olmuş ki. Elbette irili  ufaklı pek çok savaştan bir kaçı her zaman vardır, ve Leonidov da bu her  zaman olan savaşlardan birinin içinde sayılabilirdi ..</span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: small;">O gün her zamanki  günlerden birisiydi. Bütün askerler gibi Leonidov da erkenden kalktı.  Bugün traş olacağı günlerden birisiydi. Özensiz ama uzun süren bir  traştan sonra (onbaşıların bazı şeyleri biraz uzatma hakkı olmalıydı,  değil mi ?) zaten pantalonu ile yattığından ceketini giydi. Ceket  önemliydi, palaska ve şapka tabii daha da önemli .. Çift çorabının  üzerine (hava soğuk olmalı) postallarını da geçirdi. Artık onbaşılığa  hazırdı.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: small;">Söylemeyi unuttum sigara  da içiyordu Leonidov ve günün ilk sigarasını yaktı daha hiç bir şey  yiyip, içmeden.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: small;">Askerlikte onbaşılar ne  iş yapar ? Takımını yürütür, küçük nöbetleri, sıradan kaçamakları  halleder falan filan, ama Leonidov&#8217;un bu gibi takıntıları fazlasıyla  yoktu. Onun görevi diğerlerinden çok farklıydı. Pek de umursamazdı,  hatta üzerinde hemen hemen hiç düşünmezdi. Fakat bazan kendisini şöyle  yarım bir tanrı gibi gördüğü bile olurdu. Neden mi ..? Sormamayı tercih  ederdiniz, ama ne yapalım onun böyle bir görevi vardı işte.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: small;">Sarsak adımlarla, parmağı  gene palaskasında, şapkası arkaya kaykılmış, sigarası ağzında  binbaşının odasına yöneldi sabah sabah. Öyle çavuşun, üst çavuşun,  teğmenin, üsteğmenin, yüzbaşının filan değil, doğrudan binbaşının  odasına. Merak ettiniz, değil mi ? Öyle ya kimdi bu Leonidov dedikleri.  Yoksa bir yerlerden torpilli birisi olmasın sakın. Hayır, torpilli  birisi değildi. Hatta belki de en torpilsiz, en talihsiz askerlerler  birisiydi.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: small;">Önce kapının dışındaki  kağıtlara şöyle bir baktı. Okuma &#8211; yazması işte bu noktada çok işine  yarıyor, görevi eğer asılmışsa, binbaşının odasına girmeye gerek  kalmadan öğreniyordu. Doğrusu binbaşı ile öyle her gün konuşuyor olmak  bir tür ayrıcalık gibi geliyorsa da, sıkıcı ve bunaltıcı tarafları daha  fazlaydı. Ayrıca binbaşı da kendisinden pek hoşlanmazdı. Zaten kimse  Leonidov&#8217;dan pek hoşlanmazdı ya, neyse ..</span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: small;">Bugün şanslı günlerinden  birisiydi. Görev emri erkenden &#8211; şu binbaşı da işgüzarın tekiydi  vesselam &#8211; asılmıştı bile. Sadece bir görev, ama olsun. Boş oturmaktan  iyi denebilir, fakat bu görev için &#8211; en azından başkalarının gözünde &#8211;  boş oturmak kesinlikle daha iyiydi .. Leonidov için değil tabii. Ne  olursa olsun, o bir onbaşıydı ve bir de görevi vardı.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: small;">Her zaman üç kopya olarak  asılan görev emrinin üstteki iki kopyasını hafifçe yırtarak aldı.  Özensizce katlayarak ve ayrıntılarını okumadan cebine tıkıştırdı. Daha  vakit vardı ne de olsa. Acele etmeden takımının kahvaltı ettiği &#8211;  kahvaltı denebilirse &#8211; binaya yollandı. Kahvaltının sonuna doğru ancak  yetişebilmişti. Zeytine, pek kalmamış peynire iltifat etmeden bir parça  ekmek aldı. Koca lokma ağzındayken adamlarına seslendi. Öyle pek bağıra  çağıra askerce bir sesleniş değildi, ama her zaman olduğu gibi adamları  ve binada bu sesi duyabilen herkes sanki şöyle bir sessizleşti.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: small;">On er keyifsizce  kalktılar ve sıraya girdiler. Hala vakitleri vardı. Leonidov&#8217;un  komutasında &#8211; gerçi hiç komut vermemişti ama &#8211; emir almışçasınanın  alışkanlığı ile yürümeye başladılar. Meydanlık yere geldiklerinde sigara  içecek zamanları kalmıştı. Leonidov da yaktı bir sigara daha  kayıtsızca.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: small;">Görevin saati geldiğinde  on kişi kendiliğinden sıraya girdi yanyana. Leonidov biraz  uzaklarındaydı.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial; font-size: small;">Nihayet asker olduğunu  hatırlatan adımlarla, sertçe yürüdü, neler söylediği anlaşılamıyordu,  ama sigara ve bir de göz bağı uzattığını herkes görebildi. Yerine döndü,  sakince ve alışkanlıkla &#8220;ateş&#8221; dedi.</span></p>
<div><span style="color: #000099;"><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Arial; font-size: small;"><strong>Yaman Kayıhan</strong><br />
23 Ekim 2001<br />
Bu öykü </span><a href="http://vision1.eee.metu.edu.tr/%7Emetafor/index.html.htm" target="_blank"><span style="font-family: Arial; font-size: small;">METAFOR</span></a><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;"> sitesinde yayınlanmıştır.</span></span></span></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.hikayeoku.com/alternatif-tarih-hikayeleri/leonidov.htm/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Eski Roma&#8217;da Yaşayan Biri</title>
		<link>http://www.hikayeoku.com/alternatif-tarih-hikayeleri/eski-romada-yasayan-biri.htm?utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=eski-romada-yasayan-biri</link>
		<comments>http://www.hikayeoku.com/alternatif-tarih-hikayeleri/eski-romada-yasayan-biri.htm#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 11 Feb 2010 13:40:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Alternatif Tarih Hikayeleri]]></category>
		<category><![CDATA[Klasik Öyküler]]></category>
		<category><![CDATA[Mizahi Hikayeler]]></category>
		<category><![CDATA[aziz nesin hikayeleri]]></category>
		<category><![CDATA[aziz nesin öyküleri]]></category>
		<category><![CDATA[eski öyküler]]></category>
		<category><![CDATA[hikaye oku]]></category>
		<category><![CDATA[hikaye özetleri]]></category>
		<category><![CDATA[hikaye yaz]]></category>
		<category><![CDATA[kurgu hikayeler]]></category>
		<category><![CDATA[öykü oku]]></category>
		<category><![CDATA[roma hikayeleri]]></category>
		<category><![CDATA[yeni hikayeler]]></category>
		<category><![CDATA[yeni öyküler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.hikayeyaz.com/?p=139</guid>
		<description><![CDATA[Aziz Nesin
Anlatacağım olay, milattan önce 128 yılında geçti. Dikkat buyurun, geçmiş demiyorum, geçti diyorum. Ben bu olayı tarih kitaplarından almadım, kendi başımdan geçti.
&#8220;Tenasüh&#8221; denilen ruh göçüne, yani şimdiki insanların çok daha önceki yıllarda başka kişilerin, hatta hayvanların kalıplarında yaşadıklarına inanır mısınız? İster inanın, ister inanmayın, bu beni ilgilendirmez. Ben dün gece, bundan ikibinseksendört yıl onceki [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h2><a href="http://www.hikayeoku.com/wp-content/uploads/death_brutus_hi.jpg" rel="lightbox[139]"><img class="alignright size-medium wp-image-408" style="border: 5px solid black;" title="NUL131599" src="http://www.hikayeoku.com/wp-content/uploads/death_brutus_hi-300x229.jpg" alt="" width="300" height="229" /></a><span style="color: #808080;">Aziz Nesin</span></h2>
<p>Anlatacağım olay, milattan önce 128 yılında geçti. Dikkat buyurun, geçmiş demiyorum, geçti diyorum. Ben bu olayı tarih kitaplarından almadım, kendi başımdan geçti.</p>
<p>&#8220;Tenasüh&#8221; denilen ruh göçüne, yani şimdiki insanların çok daha önceki yıllarda başka kişilerin, hatta hayvanların kalıplarında yaşadıklarına inanır mısınız? İster inanın, ister inanmayın, bu beni ilgilendirmez. Ben dün gece, bundan ikibinseksendört yıl onceki hayatımı yeni baştan yaşadım. Daha &#8220;ruh-ül-kudüs&#8221; ebedi bakire Hazret-i Meryem&#8217;in karnına girmemiş, yani ortada Hazret-i İsa&#8217;nın ne adı, ne sanı var. Yıl, milattan önce 128&#8230; Ben Romalı bir yurttaşım. Plafium dağının eteğinde çok geniş bir bahçe içinde büyük bir villam var. Üç gece önce villama bir sürü konuk geldi: Valustus, Yulius Perus, Sompeius, Tiseron ve daha başkaları. Bütün dostlarım gelmişlerdi. Siz bunların hiçbirini tanımazsınız. Onun için kimler olduklarını kısaca anlatayım. Dostum Valustus, ünlü bir gladyatördür. Daha geçenlerde Kolesseum&#8217;da çok tanınmış bir gladyatörle dövüştü. Bu sıkı dövüşü görmenizi çok isterdim. İki gladyatör ortaya çıkınca, Kolesseum&#8217;u dolduran altmışbin kişinin uğultusu insanı sağır edecek kadar yükseldi. Şimdiki zamanda parti toplantılarında, bir de milli takımların futbol maçlarında ancak bu kadar gürültü olur. Dostum Valustus, saygıyla Konsül&#8217;ün locasına döndü, Konsül&#8217;ü selamladıktan sonra,<br />
<span id="more-139"></span></p>
<p>- Elveda saygıdeğer konsülümüz, Şimdi ölecek olanlar seni selamlıyor!.. diye bağırdı.</p>
<p>Halk öyle alkışladı ki, siz bu kadar gürültüyü ancak striptiz&#8217;e çıkan bir dansöze yapılan gösteride duymuş olabilirsiniz. İki gladyatör tam üçbuçuk saat dövüştüler. Sonunda dostum Valustus düşmanını amansız bırakıp yere yıktı. Yerdeki gladyatörün, pınl pırıl parlayan tunç zırhlarının altında göğsünün kalaycı körüğü gibi nasıl inip çıktığı görülecek şeydi. Yenik gladyatör, elinin iki parmağını konsüle doğru uzattı. Öldürmemesi için af diliyordu. Coşan seyirciler,</p>
<p>- Ölüm, ölüüüüüm!.. diye bağırdılar. Bu, tıpkı, futbol maçlarında seyircilerin,<br />
- Kovaaa! Kova! Ye onu!.. diye bağırmalarına benziyordu.</p>
<p>Konsül, aslan pençesine benzeyen elini, locasının önünü örten, altın sırma işlemeli kadifeye uzattı, güldü. Başını yavaşça aşağı indirdi. Bu, Valustus&#8217;a işaretti. &#8220;Düşmanın işini bitir!&#8230;&#8221; diyordu. Valustus, mızrağını kaldırdı, yerdeki düşmanın kalbine sapladı.     İşte, dostum Valustus, böyle bir adamdır.</p>
<p>Çağırdıklarımdan öbürü Yulius Perus benim savaş arkadaşım. Ünlü bir generaldir. Hellenizm krallığını yıkan ordunun başındaydı.</p>
<p>Dostum Sompeius&#8217;e gelince, o eskiden köleydi. Ama ünlü bir hekim ve felsefeci olduğundan, efendisinin hastalığını iyi edince efendisi de onu azat etti. Kölelikten patrici&#8217;ler arasına katılan Sompeius aklı ve bilgisiyle Tribuna Meclisinde tribun oldu.</p>
<p>Dostum Tiseron gençliğinde Roma&#8217;nın en iyi araba yarışçısıydı. Şimdi şiirler, piyesler yazar.</p>
<p>Evimdeki şölen çok iyi geçti. Çalgıcılar harp, lir, gitar, filavtalar çaldılar. Dansözler en iyi rakslarını oynadılar. İçki sel gibi aktı. Valustus, şölenin şampiyonu oldu. Üç günde, uzandığı divanın önüne tam yirmi defa yiyecek, içki ve yemişle dolu sini geldi. Volustus dört defa kustu, sonra yeni baştan yedi, içti. Böylece şölenin şampiyonu oldu. Bu kadar yiyen adamı siz belki gazetecilere verilen ziyafetlerde görmüş olabilirsiniz. Çok güzel bir şölen oldu. Üç gün yenildi içildi. Sonra yemekten, içmekten hepimiz baygın düştük. Şimdiki açılış törenlerindeki ziyafetler gibi bişeydi bu. Üç gün sonra kendimize gelebildik.</p>
<p>Banyodan sonra vücuduma kokular sürdüm, harmaniyemi omuzuma alıp dışarı çıktım. Nereye gideceğimi bilmiyordum. Komşum Plebius&#8217;un villasına gittim. Plebius,<br />
- Yarın ava çıkacağız, adamlarınla hazırlan!.. dedi.<br />
- Yarınki iş kolay, dedim, bugün ne yapacağız?</p>
<p>Plebius parti arkadaşımdır. Bizim partiye büyük hizmeti vardır.<br />
- İstersen yarışlara gidelim, dedi, iddialı koşular var.<br />
- Yorgunum Plebius&#8230; dedim.<br />
- Öyleyse Büyük Amfi&#8217;ye gidelim, iyi oyun var.. dedi.</p>
<p>Dostum Plebius&#8217;la Büyük Amfi&#8217;ye gittik. Hesapianus&#8217;un bir komedisi vardı. Bu alçak herifi ben hiç sevmem. Dili koparılacak bir heriftir, zehir gibi dili vardır hergelenin. Her oyununda da ya Senatus&#8217;a çatar yada Kuria Meclisine&#8230; Ya Konsül&#8217;ü yerer, yada Pretur&#8217;u. Kaç defa &#8220;Şu herifin işini bitirelim, şölende zehirli şarap verelim&#8230;&#8221; dedim. Bizim felsefeci Sompeius,<br />
- Roma cumhuriyettir. Bir cumhuriyette böyle şey olmaz. Herkes istediği gibi yazar da söyler de&#8230; dedi.</p>
<p>Çok kızıyorum bu Hesapianus denen hergeleye. Ben Konsül&#8217;ün yerinde olsam, onu sirkte kudurmuş aç kaplanlara parçalatırdım. Onun leşini yiyen kaplanlar bile zehirlenirdi, pis herif..</p>
<p>Halka da kızıyorum. Şu hergelenin yazdığı oyun oldu mu, Büyük Amfi&#8217;yi tıklım tıklım dolduruyorlar. Ama gelenlerden çoğu pleb&#8217;ler. Patrici&#8217;lerden, yani öz yurttaşlardan pek az gelen var.</p>
<p>Hesapianus o günkü oyununda yine bizim partiyi yeriyordu. Güya bizimkiler seçmenleri kandırmışlar. Düpedüz böyle söylemiyor ama, ne kadar dolambaçlı söylerse söylesin, anlaşılıyor yine. Oyun bitince alkıştan Büyük Amfi yıkılıyordu. Çok canım sıkıldı. Söve saya villama geldim. Ama ne o? Ne oluyor? Villamın önünde bir kalabalık. Kölelerim dışarı fırlamışlar.<br />
- Ne oluyor?.. diye sordum.</p>
<p>Kölelerimden biri,<br />
- Efendimiz, dedi askerler oğlunuz Kabakius&#8217;u tutuklamaya geldiler.</p>
<p>Oğlumu tutuklamaya gelen askerlerin başında dostum Yulius Perus vardı.<br />
- Bu ne iş bre Perus? Oğlumu neden tutukluyorsunuz?.. dedim. Perus,<br />
- Sebebini bilmiyorum ama, söylentilere bakılırsa, oğlun Kabakius bir şiir yazmış. Şiirin bir mısrasında &#8220;Roma&#8217;ya giden yollar kapalı&#8221; demiş.<br />
- E, bunda ne var? Lağım çukurları kazıldığı için yollar kapalı. Yalan mı söylemiş?<br />
- Belki de suçu bu değildir. Belki budur. Bilmiyorum. Herkesin bildiği gerçekleri açıkça söylemek bazan suç olur. Mercimekius&#8217;un neden öldürüldüğünü hatırlarsan. Roma&#8217;nın cumhuriyetle yönetildiğini herkes bildiği halde o, &#8220;Roma bir cumhuriyettir!&#8221; diye bağırdığı için öldürülmüştü. Ben tutuklama sebebini bilmem. Ama elimde tutuklama buyruğu var.<br />
- Yulius Perus, bu emri kim verdi? Çabuk söyle Jupiter hakkı için leşini sereceğim onun.</p>
<p>Hançerimi kınından çıkardım. Yulius Perus elindeki kağıtları uzattı:<br />
- İşte senin düşmanın bu kağıtlar, dedi. Emir burada. Mars&#8217;ın üzerine yemin ederim ki, oğlunu ben kendiliğimden tutuklamıyorum. Sen de bilirsin ki ben ancak görevimi yapıyorum.<br />
- Evet, görev görevdir, dedim. Ama sana bu buyruğu veren kim?<br />
- Bucak Müdürü Polakius.</p>
<p>Harmaniyemi savura savura Bucak Müdürü Polakius&#8217;e giderken yolda dostum felsefeci Sompeius&#8217;la karşılaştım.<br />
- Beberius, nedir bu telaşın, arkadan cehennem tanrısı mı kovalıyor?.. dedi.<br />
- Plüton beni çarpsın ki, bu Bucak Müdürü Polaikus&#8217;un canını cehenneme yollayacağım. Oğlum Kabaikus&#8217;un tutuklanması için buyruk çıkarmış.<br />
- Polakius kendiliğinden bişey yapmaz. 0 da biyerden emir almıştır.<br />
- Ben halis yurttaş patrici&#8217;lerden değil miyin Sompeius?.. diye sordum.<br />
- Evet, dedi, sen eski bir Romalısın. Romalı ana babadan dünyaya gelen soylu yurttaşsın.<br />
- Ben toprak, çiftlik ve köle sahibi değil miyim?<br />
- Evet Beberius.<br />
- Bu herifleri iş başına getirmek için oy vermedim mi?<br />
- Verdin Beberius.<br />
- Öyleyse bu iş bana yapılır mı? Bu haksızlık değil mi?<br />
- Haksızlık Beberius.<br />
- Öyleyse bu haksızlığı yapan bir suçlu var. Jupiter hakkı için onu öldüreceğim.<br />
- Yemin etme Beberius. Eğer gerçek suçluyu bulabilirsen öldüremezsin. Hançerin suçlunun kalbine değil, kınına girer.<br />
- Büyük yemin ettim. Görürsün&#8230; dedim.</p>
<p>Harmeniyemin eteklerini uçura uçura, hançerim elimde, firladım. Bucak Müdürü Polakius&#8217;a,<br />
- Doğruyu söylediği için oğlumu tutuklayan sen misin?.. diye sordum.<br />
- Benim suçum yok, işte kaymakamın verdiği yazılı buyruk&#8230; dedi.</p>
<p>Kaymakama koştum. O da,<br />
- Ben aldığım emri yapıyorum, o kadar, dedi. İşte Roma Valisi Zıbarius&#8217;un emri. Valiye koştum.<br />
- Oğlumu sen mi tutukluyorsun?<br />
- Hayır Beberius. Doğru söylediği için bir gencin tutuklanmasına ben de üzüldüm.<br />
- Öyleyse suçlu kim? Bana bir sürü kağıt parçaları, dairelerin taş duvarlarını gösteriyorlar. Oğlumu, doğruyu söyledi diye bu kağıtlar, bu mermer duvarlar mı tutukluyor? Kağıtları mı hançerleyeyim? Duvarları mı dişleyeyim? Söyle, düşmanım kim?<br />
Zıbarius da bir sürü kağıt uzattı,<br />
- İşte Tribuna Meclisi&#8217;nin emri, dedi, üstünde üç tribün&#8217;ün imzası var. , Hemen soluk soluğa tribünlere koştum<br />
- Ben Roma için kanım döken Beberius değil miyim?<br />
- Kahraman Roma yurttaşı, partimizin en iyi üyesi Beberius&#8217;u selamlanz&#8230; dediler.<br />
- Selam da, kahraman da yerin dibine batsın! diye bağırdım. Oğlumu siz mi tutukluyorsunuz?<br />
- Biz bu işi nasıl yaparız? dediler. Konsül emir verdi.<br />
- Konsül mü? İsterse Konsül olsun, bu haksızlığın cezasını çekecektir.</p>
<p>Hançerim elimde Konsül Oktamirus&#8217;un karşısına çıktım.<br />
- Söyle, benim düşmanım sen misin?.. diye bağırdım.<br />
Konsül Oktamirus,<br />
- Çıldırdın mı Beberius, dedi, ben kral değilim, diktatör de değilim. Roma cumhuriyetle yönetiliyor. İşte oğlunun tutuklama emri burda.<br />
- Yine mi karşıma kağıtlar çıktı? Oğlumu bu kağıtlar mı tutukluyor? Birisi çıksın karşıma!<br />
- Bu emri Senatus verdi, Beberius. Senatus üyelerinin kararıyla oluyor.</p>
<p>Rüzgar gibi fırladım. Mutlaka düşmanımı bulacaktım. Yolda o uğursuz herife rastladım, hani Şu Senatus aleyhinde yergiler, taşlamalar, alaylar yazan oyun yazan Hesapianus&#8217;la karşılaştım.<br />
- &#8220;Roma&#8217;ya giden yol kapalı&#8221; dediği için oğlumu tutukluyorlar Hesapianus, dedim. Bu haksızlık değil mi?<br />
- Evet, haksızlık&#8230; dedi.<br />
- Bu haksızlığı yapan kim? Düşmanım kim? diye soruyorum, bana üstünde emirler yazılı bir sürü kağıt gösteriyorlar. Söyle, ben kağıtları mı parçalayayım? Bu haksızlığı yapan suçlu nerede?<br />
- Suçluyu ne yapacaksın?<br />
- Jupiter hakkı için leşini akbabalara yem yapacağım. O da tıpkı dostum felsefeci Sompeius gibi.<br />
- Suçluyu bulsan bişey yapamazsın&#8230; dedi.<br />
- Yapamaz mıyım? Görürsün. Büyük yemin ettim. Bu kağıtları ilk çıkaran yeri arıyorum.<br />
- Hiç şüphesiz Senatus&#8230; dedi.<br />
- Evet&#8230; dedim.<br />
- Senatus üyeleri kimler?<br />
- Bizim partililer.<br />
- Onları kim seçti?<br />
- Ben!<br />
- Öyleyse daha suçluyu mu arıyorsun?<br />
Hançerimi kaldırdım, göğsüme sapladım. Beyaz harmaniyem ala boyandı. Suçluyu öldürmüştüm..</p>
<p>İnsanın, eskiden hangi çağda, hangi kalıplarda yaşadığını hatırlaması kadar kötü hiçbişey yok. Aranızda benim gibi milattan önce 128 yılında Roma Cumhuriyetinde yaşamış biri daha var mı?</p>
<p><strong>Aziz Nesin<br />
Memleketin Birinde</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.hikayeoku.com/alternatif-tarih-hikayeleri/eski-romada-yasayan-biri.htm/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hazinedeki Paslı Teneke</title>
		<link>http://www.hikayeoku.com/alternatif-tarih-hikayeleri/hazinedeki-pasli-teneke.htm?utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=hazinedeki-pasli-teneke</link>
		<comments>http://www.hikayeoku.com/alternatif-tarih-hikayeleri/hazinedeki-pasli-teneke.htm#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 11 Feb 2010 13:23:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Alternatif Tarih Hikayeleri]]></category>
		<category><![CDATA[Felsefi Hikayeler]]></category>
		<category><![CDATA[Klasik Öyküler]]></category>
		<category><![CDATA[Mizahi Hikayeler]]></category>
		<category><![CDATA[aziz nesin hikayeleri]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyatımız öyküler]]></category>
		<category><![CDATA[hikaye oku]]></category>
		<category><![CDATA[hikaye özeti]]></category>
		<category><![CDATA[hikaye yaz]]></category>
		<category><![CDATA[hikayeci]]></category>
		<category><![CDATA[hikayeler]]></category>
		<category><![CDATA[memleketin birinde]]></category>
		<category><![CDATA[öykü oku]]></category>
		<category><![CDATA[türk öyküleri]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye öyküler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.hikayeyaz.com/?p=136</guid>
		<description><![CDATA[Aziz Nesin
Bir yokmuş, iki yokmuş, üç yokmuş&#8230; Eski günlerde yeryüzünün bir ülkesinde hiçbişey yokmuş. Hiçbişeyi olmayan bir ülkenin bir padişahı varmış. Bu padişahın da bir hazinesi varmış. Bu hazinede o ulusun en değerli bir emaneti korunurmuş. Atalardan kalan bu emanetle o ulus övünürmüş. &#8220;Hiçbişeyimiz yoksa da, atalarımızdan bize böyle bir emanet kaldı&#8221; diye avunurlar, yoksunluklarını, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h2><a href="http://www.hikayeoku.com/wp-content/uploads/01.gif" rel="lightbox[136]"><img class="alignright size-medium wp-image-411" style="border: 4px solid black;" title="01" src="http://www.hikayeoku.com/wp-content/uploads/01-300x200.gif" alt="" width="300" height="200" /></a><span style="color: #808080;">Aziz Nesin</span></h2>
<p>Bir yokmuş, iki yokmuş, üç yokmuş&#8230; Eski günlerde yeryüzünün bir ülkesinde hiçbişey yokmuş. Hiçbişeyi olmayan bir ülkenin bir padişahı varmış. Bu padişahın da bir hazinesi varmış. Bu hazinede o ulusun en değerli bir emaneti korunurmuş. Atalardan kalan bu emanetle o ulus övünürmüş. &#8220;Hiçbişeyimiz yoksa da, atalarımızdan bize böyle bir emanet kaldı&#8221; diye avunurlar, yoksunluklarını, yoksulluklarını unuturlarmış.</p>
<p>Atalardan kalan emanet, bir kişinin, iki kişinin değil, bütün ulusun olduğundan,. herkes bu değerli emanetten kendine övünme payı çıkarırmış. Onun korunmasına canla, başla çalışırlarmış.</p>
<p>Bütün ulusun malı olan emaneti korumak için en uygun yer padişahın hazinesi olduğundan, bu emanet de hazinede saklı dururmuş. Hazineyi, gözlerini kırpmadan silahlı nöbetçiler beklermiş. Hazinenin olduğu yerde kuş bile uçurtmazlarmış.</p>
<p>Padişah, sadrazam, vezirler, sarayın bütün ileri gelenleri, her yılın bir günü, atalardan kalan kutsal emaneti koruyacaklarına namusları üzerine yemin ederlermiş.<br />
<span id="more-136"></span><br />
Gel zaman git zaman, günlerden bigün padişahın içine, ulusun canları, kanları yoluna korudukları bu emanetin ne olduğunu anlamak isteği düşmüş. Padişah, bu emanet kutusunun içindekini görmek için yanıp tutuşurmuş. Sonunda bu isteğini yenememiş, bigün hazine dairesine girmiş. Nöbetçiler padişaha da yasak diyecek değiller ya&#8230; Sarayın hazinesine padişah, sadrazam, vezirler her zaman ellerini kollarını sallayarak özgürce girerler, emanetin yerinde durup durmadığına bakarlarmış. Padişah da böyle yapmış. Bu emanet, oda oda içinde, oda oda içinde kırk odadan geçtikten sonra kırkbirinci odanın içinde dururmuş. 0 odanın içinde de kutu kutu içinde, kutu kutu içinde, kırkbirinci kutunun içindeymiş.</p>
<p>Padişah kırk odanın kapısını açmış. Kırkbirinci odaya girmiş. Sonra kırk kutu açmış. Kırkbirinci kutuyu açarken heyecandan yüreği küt küt çarpıyormuş. &#8220;Bunca yıldır koruduğumuz emanet ne ola?&#8221; diye büyük bir merak içindeymiş.</p>
<p>Bir de kırkbirinci kutuyu açıp baksın ki, ne görsün: Yeryüzünde o zamana kadar görülmemiş bir mücevher. Bir alev gibi yanıp duruyor. Altın desen altın değil, platin desen platin değil, gümüş hiç değil&#8230; Padişah kendini tutamamış, içinden, &#8220;Atalardan kalan bu kutsal emaneti ben kendime alırım. Benim olur. Kim nereden bilecek?&#8221; diye geçirmiş.<br />
Güneşten koparılmış bir parça gibi ışıl ışıl yanan kutsal emaneti kutusundan çıkarıp, cebine atmış. Atmış ama, &#8220;Ya benim çaldığım anlaşılırsa&#8230;&#8221; diye de içine bir korku düşmüş. O zaman, &#8220;Ben bu pınl pırıl yanan şeyi alır, onun yerine üstü yakut, sedef, zümrüt, inci, elmasla süslü bir platin koyarım, hiç kimse bu emaneti görmediğine göre, günün birinde kutuyu açarlarsa, kutsal emanetin çalındığını anlayamazlar&#8230;&#8221; diye düşünmüş. Dediği gibi de yapmış. Sonra kırkbir kutuyu içiçe, onun üstüne de, kırkbir odanın kapısını da üst üste kilitleyip hazineden çıkmış ama, yaptığı düzen anlaşılacak diye de ödü kopuyormuş. Hiç kimsenin, kutsal emaneti çaldığını anlamaması için, o zamana kadar yılda bir kutsal emanet üzerine ant içilirken, padişah bu andı yılda ikiye çıkarmış. Her yıl iki kez, alanlarda toplanırlar, padişah da, başkaları da, bütün ulus, atalardan kalan kutsal emaneti kanları ile, canlan ile koruyacaklarına ant içerlermiş.</p>
<p>Sadrazam kurnaz bir kişiymiş. &#8220;Eskiden yılda bir kez emaneti korumak için ant içilirken, şimdi neden padişah bunu ikiye çıkardı?..&#8221; diye sadrazamın içine bir kuşku düşmüş. &#8220;Yıllardan beri koruduğumuz bu emanet ne ola?&#8221; diye o da bigün hazineye girmiş. Kırkbir odadan geçip, Kırkbir kutuyu açıp emaneti görmüş. Ne de olsa padişah, dalaveresi çakılmasın diye, çaldığı emanetin yerine en değerli taşlarla süslü koca bir altın koyduğundan, bu güzel şey karşısında sadrazam şaşkına dönmüş. &#8220;Ben bu emaneti alır, yerine üstü renkli, parlak taşlarla süslü bir altın koyarım. Nasıl olsa, hiç kimse, emanetin ne olduğunu bilmediğinden, günün birinde kutuyu açarlarsa, kutsal emanetin bu olduğunu sanırlar&#8230;&#8221; diye düşünmüş. Dediği gibi de yapmış. Ama içinde, yaptığı iş anlaşılacak diye bir korku olduğundan, padişahın yılda ikiye çıkardığı ant içme törenini, yaz, kış ve baharlarda olmak üzere yılda dörde çıkarmış.</p>
<p>Gelgelelim vezirlerden biri kurnaz bir kişiymiş. &#8220;Şimdi yedek, yılda iki ant içilirken neden dörde çıkarıldı?..&#8221; diye içine bir kuşku girmiş. O da, kimseye danışmadan hazineye girebildiğinden, bigün, hazineye girmiş, kırkbir odadan geçmiş, kırkbir kutuyu açmış. Kırkbirinci kutudan çıkan üstü parlak taşlarla süslü altını görünce, sevinçten gözleri parlamış. &#8220;Ben bunu alır yerine bir gümüş koyarım. Kim nerden bilecek?..&#8221; diye düşünmüş. Düşündüğü gibi de yapmış. Yapmış ama içinde öyle bir korku varmış ki, hırsızlığı belli olmasın diye, ulusa kutsal emaneti ne kadar iyi koruduğunu anlatmak için, yılda dört kez yapılan ant içme törenini her ay yaptırmaya başlamış. Ulus, her ay alanlarda toplanıp, son kişide son damla kan kalana kadar kutsal emaneti koruyacağına ant içermiş.</p>
<p>Saray nazırı kurnaz bir kişiymiş. Ant içmenin ayda bire çıkmasından işkillenmiş. &#8220;Bunda bir iş olacak, bir gidip şu emaneti göreyim&#8230;&#8221; demiş. Kırkbir odadan geçip, kırkbir kutuyu açıp emaneti görmüş. Atalardan kalan kutsal emanet o kadar hoşuna gitmiş ki, &#8220;Ben bunu alıp yerine bir bakır koysam, kim nereden anlayacak?..&#8221; diye düşünmüş. Düşündüğü gibi de yapmış. Yapmış ama, içinde hırsızlığı anlaşılacak diye bir korku olduğundan, emaneti ne kadar titizlikle koruduğunu halka göstermek için ayda bir yapılan ant içme törenini, haftada bire indirmiş.</p>
<p>Gelgelelim, hazineyi koruyan subaşı, kurnaz bir adammış. içinden, &#8220;Ne oluyor böyle?.. Haftada bir ant içiyoruz! Şu kutsal emaneti bir gidip görsem&#8230;&#8221; demiş. O da öbürleri gibi kırkbir odadan geçip, kırkbir kutuyu açmış. Parlak bakın görünce çok sevinmiş. &#8220;Ben bunu alır, yerine demir koyarım, kim nerden bilecek?..&#8221; demiş. Dediği gibi de yapmış. Ama yaptığı iş, içine sinmediğinden, emaneti korumakta ne kadar canla başla çalıştığını herkese anlatmak için gösterişe başlamış. Her gün, atalardan kalan kutsal emaneti, ölümü bile göze alarak koruyacağına ant içermiş.</p>
<p>Gel zaman git zaman, ulusun içinden bir kişi çıkmış.<br />
- Bütün ulus yıllardan beri atalardan kalan emaneti canımızla, kanımızla koruyacağımıza her gün ant içip duruyoruz. Doğrusu bu emaneti hazinede çok iyi saklıyor, koruyoruz. Peki ama bu emanet nedir? Biz emanetçi değiliz ya&#8230; Şu odaları, kutuları açalım da, atalarımızdan kalan kutsal emanetin ne olduğunu, neyi koruduğumuzu bir öğrenelim!.. demiş.</p>
<p>Bu sözler bomba etkisi yaratmış. Başta padişah olmak üzere, emanete hıyanet edenlerin hepsi birden, hırsızlıkları anlaşılacak korkusuyla, bu dileği ortaya atan kişinin üstüne çullanmışlar. Gerçek emaneti aşırıp onun yerine sırasıyla sahtesini koyanlar, bu katakulliyi yalnız kendilerinin yaptığını sandıklarından ve birbirlerinin oyununu bilmediklerinden, hırsızlıkları ortaya çıkacak diye ödleri kopuyormuş. &#8220;Koruduğumuz emanetin ne olduğunu görelim!..&#8221; diyen kişiyi,</p>
<p>- Vay hain!.. Atalarımızdan kalan öyle kutsal, öyle değerli bir emaneti, sen kim olasın da göresin&#8230; diyerek, o kişiyi, kutsal emaneti küçümsemek, aşağılamakla suçlandırmışlar. Bütün ulusu da kandırdıklarından, kendileriyle birlik edip, bunu söyleyenin üstüne yürümüşler.</p>
<p>Zavallı az kalsın linç edilecekmiş. Sonra padişah,<br />
- Biz bunu öldüreceksek yasaya uygun öldürelim!.. demiş.</p>
<p>Bu kişiyi öldürmek için önce bir yasa yazıp, sonra özel bir mahkeme yargısı ile öldürmüşler.</p>
<p>Gelgelelim, öldürmekle iş bitmemiş. Çünkü, ölen kişinin sözleri ağızdan ağıza yayılmış. O düşünce bir çığ gibi gittikçe büyümüş. Günün birinde halkın içinden biri, &#8220;Ölümü göze alarak koruduğumuz emanetin ne olduğunu, neden ölümü göze alarak gidip görmeyelim?..&#8221; diye düşünmüş. Ama kendisinden öncekinin başına gelenleri bildiğinden bu düşüncesini hiç kimseye açmamış. Gizlice hazineye girip, kutsal emanete bakmayı kafasına koymuş. Ama padişah, sadrazam, vezirler, bütün emanet hırsızları, çaldıkları belli olmasın, kimse anlamasın diye, atalardan kalan kutsal emaneti, daha doğrusu onun yerine koydukları şeyi, eskisinden daha sıkı koruyorlarmış. İşte bu yüzden de hazineye gizlice girmeyi başaran kişi, kutsal emaneti alıp, bütün ulusa göstermek için dışarı çıkarken, hazineyi koruyanların eline düşmüş. Adamın elinde, emaneti en son çalanın, onun yerine koyduğu bir paslı teneke varmış. Subaşı, adamın elinde tenekeyi görünce,</p>
<p>-Kutsal emanet bu değil!.. diye bağırmış.<br />
Saray Nazırı,<br />
- Bu değil!.. demiş.<br />
Vezir de,<br />
-Bu değil!.. demiş.<br />
Sonra sırasıyla padişaha kadar hepsi,<br />
-Bu değil, bu değil!.. demişler.<br />
O zaman, elinde paslı tenekeyi tutan adam,<br />
-Kutsal emanetin bu olmadığım siz nerden biliyorsunuz? Bu değilse, ya hangisi?.. diye sormuş.</p>
<p>Bu soruyu oradakilerin hiçbiri yanıtlayamamış. Çünkü hepsi de emanetin yerine koydukları şeyin sonradan çalındığını anlamışlar. Yakalanan kişiyi hemen orada boğdurup işini bitirdikten sonra paslı tenekeyi kutuya koymuşlar. Kutu kutu içine kırkbir kutuya, onu da kırkbir oda içine gizlemişler. Ama içleri bitürlü rahat olmadığından, kutsal emaneti korumak için bir yasa çıkarmışlar. Bu yasaya göre, sabah, öğle, akşam, günde üç öğün, bütün ulus, atalardan kalan emaneti koruyacaklarına ant içmek zorundaymış. Bu andı içenlerin hiçbiri, korudukları kutsal emanetin çalına çalına, en sonunda bir paslı teneke olduğunu hiçbir zaman bilememiş.</p>
<p><strong>Aziz Nesin</strong><br />
<strong>Memleketin Birinde</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.hikayeoku.com/alternatif-tarih-hikayeleri/hazinedeki-pasli-teneke.htm/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bahar&#8217;ın ve Mevsimlerin Doğuşu</title>
		<link>http://www.hikayeoku.com/romantik-hikayeler/baharin-ve-mevsimlerin-dogusu.htm?utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=baharin-ve-mevsimlerin-dogusu</link>
		<comments>http://www.hikayeoku.com/romantik-hikayeler/baharin-ve-mevsimlerin-dogusu.htm#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 11 Feb 2010 12:32:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Alternatif Tarih Hikayeleri]]></category>
		<category><![CDATA[Romantik Hikayeler]]></category>
		<category><![CDATA[datça öykü atölyesi]]></category>
		<category><![CDATA[duygusal hikayeler]]></category>
		<category><![CDATA[Fikret Doğan]]></category>
		<category><![CDATA[fikret doğan öyküleri]]></category>
		<category><![CDATA[gerçek hayat hikayeleri]]></category>
		<category><![CDATA[hayat hikayeçeri]]></category>
		<category><![CDATA[hikaye oku]]></category>
		<category><![CDATA[hikaye öyküleri]]></category>
		<category><![CDATA[hikaye yaz]]></category>
		<category><![CDATA[öykü oku]]></category>
		<category><![CDATA[öykü özetleri]]></category>
		<category><![CDATA[öyküler]]></category>
		<category><![CDATA[sevgi öyküleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.hikayeyaz.com/?p=128</guid>
		<description><![CDATA[Fikret Doğan
Doğa okuldan gelir gelmez yemeğini yedi. Dişlerini fırçaladı. Hemen Çınarın tepesindeki ağaç evine çıkıp orada Toprak Kız ile Gök Oğlanın maceralarını okumaya başladı.
Toprak Kız ile Gök Oğlan mutlu yaşamışlar. Yıllar sonra çok güzel bir kızları olmuş. Ona Bahar adını vermişler. Bahar’ın gözleri bal rengiydi. Güldüğünde gözlerinde papatyalar açardı. Sarı saçları küçük elmas omuzlarından dalga [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h2><a href="http://www.hikayeoku.com/wp-content/uploads/saltilloskysephia.jpg" rel="lightbox[128]"><img class="alignright size-medium wp-image-417" style="border: 5px solid black;" title="saltilloskysephia" src="http://www.hikayeoku.com/wp-content/uploads/saltilloskysephia-300x199.jpg" alt="" width="300" height="199" /></a><span style="color: #808080;">Fikret Doğan</span></h2>
<p>Doğa okuldan gelir gelmez yemeğini yedi. Dişlerini fırçaladı. Hemen Çınarın tepesindeki ağaç evine çıkıp orada Toprak Kız ile Gök Oğlanın maceralarını okumaya başladı.</p>
<p>Toprak Kız ile Gök Oğlan mutlu yaşamışlar. Yıllar sonra çok güzel bir kızları olmuş. Ona Bahar adını vermişler. Bahar’ın gözleri bal rengiydi. Güldüğünde gözlerinde papatyalar açardı. Sarı saçları küçük elmas omuzlarından dalga dalga beline kadar uzamıştı. Baharın güzelliği yeryüzünde ve gök yüzünde dillere destan olmuştu. Zaman zaman içinde akmış gitmişti…</p>
<p>Bahar büyüyüp serpildikçe afeti devran olmuş, görenler görmeyenlere onun güzelliğini  met etmiş durmuş. Bahar güzel olduğu kadar yardım severliği, müşvik kalbiyle de ün kazanmış. O insanlara, hayvanlara, bitkilere sevgiyle yaklaşır şevkatle davranırmış. Bu yüzden nereye giderse gitsin bulunduğu yere aydınlık mutluluk sevgi, canlılık getirirmiş. Baharı gören çiçekler en güzel renklerini bezenirler, en güzel  kokularını etrafa yayarlarmış. Ağaçlardaki kuşlar en güzel sesleriyle Bahara serenat yaparlarmış. Meyveler,  güneşten aldıkları ışık ve ısıyla, topraktan aldıkları en güzel tatları, rahyaları içlerinde toplar, olgunlaşır Baharın ve insanların kendilerini tatmaları için beklermiş.<br />
<span id="more-128"></span></p>
<p>Baharın ayağının bastığı her yer yem yeşil olurmuş. Hayat, tabihat canlanır etrafa neşe saçılırmış. Bahar kırlara çıktığı zaman cerenlerle, kelebeklerle kovalamaca oynarmış. Güneş, onu izlemekten bıkar, yavaş yavaş yüksek dağların ardındaki evine çekilirmiş. Güneş batıp hava kararınca Bahar annesinin ve babasının onu merak edeceğini bildiği için, arkadaşlarına veda eder ve eve neşe içinde dönermiş…</p>
<p>Bahar her zamanki gibi güneşe el salladı,  güneşe, merhaba güneş,  merhabaaaa diye bağırdı. Kırlara doğru hoplaya, zıplaya koşmaya başladı. Bahar ormana doğru yaklaşmıştı ki ormandan cerenlerin imdat seslerini duydu.</p>
<p>İmdaaaaaaaaaattt</p>
<p>İmdaaaaaaaaaaaaaaaattt . Yradım edin.Kimse yok muuuuu…</p>
<p>Bahar’ın kalbi küt küt çarpmaya başladı. Cerenler belikli zor durumdaydı. Onları kurtarmalıydı. Bahar hızla Karanlık ormana  daldı. Annesi babası ona bu ormandan uzak durmasını söylemişti oysa.</p>
<p>Bahar’ın arkasından kuşlar, kelebekler, tavşanlar da koşmuşlar. Onlarda imdat isteyen dostlarına yardım etmek istemişler. Fakat  Güneşin bile giremediği bu ormana girmekten korkmuşlar. Baharın ağaçların koyu gölgesinde yok oluşunu çaresizce seyrederlerken</p>
<p>Baaaahhhr girme orya diye bağrışıp durmuşlar</p>
<p>Bahar onları duymamış bile. Rüzgar gibi daldı karanlık ormana. Bahar ne kadar koştuğunu bilmeden, ne yöne gittiğini anlamadan koştu koştu. Sesi izlemeye çalışıyordu. Birden büyük bir çıtırtı koptu. Bahar daha ne olduğunu anlamadan kendini kap karanlık bir kuyudan aşağı yuvarlanır buldu. Kendine geldiğinde ne kadar yuvarlandığını  bilmiyordu. Nerde olduğunu ayrımsamıyordu. Gözleri karanlığa alıştığında kocaman bir yer altı mağarasında olduğunu ayrımsadı. Kulağına su sesi geliyordu.</p>
<p>Toprak ve gök kızları Baharın hala eve  dönmediğini görünce merak ettiler. Dışarıya çıkıp kızlarını aradılar. Kimse bir şey söylemiyor, kimse bir şey bilmiyordu.  İçleri korkuyla doldu.Acaba kızlarının başına kötü  bir şey mi gelmişti? Sorup soruşturdular,  arayıp araştırdılar fakat kızlarının akibetini öğrenemediler.</p>
<p>Toprak, kızı Bahardan haber alamadığı için öyle üzüldü ki yemeden içmeden kesildi. Toprak herkese küstü. Gülen yüzü sararıp soldu. Gök, Toprağın bu kadar  acı çekmesine dayanamadı. o da sesini solugunu kesti . Gök yüzünde bir tek esinti kalmadı. Mavilik soldu sarardı. Yağmurlar yağmadı. Yer yüzündeki her şey susuzluktan kurudu. Göller kuraklaştı. Bitkiler hayvanlar öleyazdılar. Etrafta ne bir ses ne bir nefes kalmıştı. Her şey Toprak ile kurumaya başlamıştı.</p>
<p>Yer yüzünde ve gök yüzünde yaşayan bütün canlılar Bahar’ı bulmak için seferber oldular. Sorup soruşturarak Baharın, Karanlık Ormanın zalim avcısının elinde tutsak olduğunu öğrenmişler.</p>
<p>Karanlık Orman da iyice kararmış, dışarıda olan bitene ses çıkaramamış. Avcı ormanının bu kadar sesiz olmasına ve kararmasına neden olanın şeyin yakaladığı Bahar olduğunu öğrenmiş. Bahar  Toprak ile Gök’ün güzeller güzeli biricik kızları olduğunu anlamış…</p>
<p>Bahara neden bu kadar çok ağladığını ona bir kötülük yapmayacağını anlatmış günlerce. Onu kendi yer altı mağarasındaki sarayının kraliçesi yapmak istediğini söylemiş. Bahara aşkını göstermek için çabalamış durmuş. Günler geçtikçe  Bahar herkesini korkup titrediği avcının çok iyi bir insan olduğunu anlamış.  Avcıdan Yüzündeki maskeyi çıkramasını ve maskenin ardındaki yüzünü göstermesini istemiş. Avcı Yüzündeki canavar maskesini çıkarınca ortaya ayın on beşi gibi bir delikanlı çıkmış. Bahar delikanlıyı görür görmez aşık olmuş ve ona neden bu korkunç maskeyi taktığını neden bu karanlık yerde yaşadığını sormuş. Genç avcı  dingin  bir sesle anlatmaya başlamış.</p>
<p>Yıllar yılar önce atalarının  haksız bir suçlamayla itham edildiğini ve  ceza olsun diye lanetli ormana kovulduklarını,  civarda yaşayanları kendilerini bir canavar gibi gördüğünü anlatmış…</p>
<p>Bahar avcıya sen beni anneme yolla sana söz veriyorum sana geri döneceğim. Demiş Fakat avcı ona inanmamış. Gitmesine izin vermemiş. Bahar anne ve baba özlemiyle dolup taşmış. Gözleri kurumuş. Yemeden içmeden kesilmiş. Avcının getirdiği eşsiz yemekler altın tabaklarda soğumuş kalmış. Avcı için için Baharın bu durumuna üzülüyormuş Çünkü karanlık kalbi Baharın bal rengi gözlerinin ışığıyla aydınlanmaya başlamış. İçinde şimdiye kadar hiç bilmediği bir sıcaklık akıp duruyormuş. Günler sonra Baharın ağlamalarına, inlemelerine dayanamamış Bana söz ver geri geleceğine deyince. Bahar bütün kalbimle söz veriyorum geri geleceğim demiş.</p>
<p>Baharı süsleyip hazırlamış, ona mağarasının eşsiz çiçeklerinden elbise yapmış, değerli taşlardan kolye. Birde ateş kırmızısı bir yüzük vermiş. Bu yüzüğü takarsan gidebilirsin demiş. Bahar sevinçle giymiş takmış takıştırmış.</p>
<p>Avcı onu Karanlık Ormanın sınırına getirmiş. Hadi git geri geldiğinde ben seni burada bekliyor olacağım demiş.</p>
<p>Bahar hızla karanlık ormandan çıkmış.Koşa koşa evinin yolunu tutmuş. Evin kapısında bekleyen annesinin boynuna sarılmış. İkisinin de gözlerinden mutluluk yaşları boşanmış. Bahara kavuşan Toprak anne kızını öpüp koklamış. Ormandan eve koşarken  Bahar’ın bastığı her yerde  laleler papatyalar, sümbüller renk renk çiçekler açmaya başlamış. Baharın ardı sıra kuşlar ötüşüp durmuş. Ana ile kızın buluşması öyle coşku öyle neşe yaratmış ki yer yüzü ve gök yüzü neşe içinde dans edip eğlenmiş. Her yer yeşerip güzelleşmiş. Kuruyan dereler göller canlanmış.</p>
<p>Toprak anne kızından  başından geçenleri dinlenmiş. Kızının geri dönmesini istemiyormuş fakat kızının ormandan çıkmadan taktığı kan kırmızısı yüzüğün büyüsünü de biliyormuş. Kızını istemeye istemeye karanlık ormandaki yer altı sarayına yollaması gerektiğini biliyormuş. Kızı avcının kötü olmadığını. Kendine iyi davrandığını anlatması sonucunda ikna olmuş, yalnız bir şart ileri sürmüş.</p>
<p>Kızı altı ay kendi yanında, altı ay da avcının yanında kalacak. Kimse bu sırayı bozmayacakmış.</p>
<p>Avcı ve toprak ana anlaşmış. Bahar Karanlık ormandan çıkıp toprak ananın yanına gelince yer yüzündeki her şey Baharın  gelişiyle canlanmış yeşermiş, bolluk bereket olmuş. Bahar Toprak anayı bırakıp gidince yer yüzündeki her şey sarıp solmuş. Uykuya dalmış.</p>
<p>İşte o günden bu güne, insanlar uzun soğuk kış gecelerinin btmesini, Baharın gelişini sabırsızlıkla bekler. Onun gelişini şenlikler yaparak kutlarlar.</p>
<p>Evet  Doğa ,Bahar bütün canlılara neşe ve mutluluk, yeniden hayat verir. Mevsimler böylece ortaya çıkmış. Baharın Toprak anaya kavuşması. Yer yüzüne çıkışı,ilk bahar ve yaz mevsimini oluştururken  Anasından ayrılması sonbaharı ve kışı simgeler.</p>
<p>Yine hava karmıştı ve zaman ne çabuk geçmişti. Birazdan babası onu eve çağıracaktı bu yüzden Doğa defteri  çantasına sakladı. Yüzünde mutlu bir gülümsemeyle eve girdi. Akşam yemeği için masayı kurmaya başladı.</p>
<p>Fikret Doğan<br />
12.01.2009<br />
<strong>Datça Öykü Atölyesi</strong></p>
<div id="_mcePaste" style="position: absolute; left: -10000px; top: 1223px; width: 1px; height: 1px; overflow: hidden;"><!--[if gte mso 9]><xml> <w:WordDocument> <w:View>Normal</w:View> <w:Zoom>0</w:Zoom> <w:TrackMoves /> <w:TrackFormatting /> <w:HyphenationZone>21</w:HyphenationZone> <w:PunctuationKerning /> <w:ValidateAgainstSchemas /> <w:SaveIfXMLInvalid>false</w:SaveIfXMLInvalid> <w:IgnoreMixedContent>false</w:IgnoreMixedContent> <w:AlwaysShowPlaceholderText>false</w:AlwaysShowPlaceholderText> <w:DoNotPromoteQF /> <w:LidThemeOther>TR</w:LidThemeOther> <w:LidThemeAsian>X-NONE</w:LidThemeAsian> <w:LidThemeComplexScript>X-NONE</w:LidThemeComplexScript> <w:Compatibility> <w:BreakWrappedTables /> <w:SnapToGridInCell /> <w:WrapTextWithPunct /> <w:UseAsianBreakRules /> <w:DontGrowAutofit /> <w:SplitPgBreakAndParaMark /> <w:DontVertAlignCellWithSp /> <w:DontBreakConstrainedForcedTables /> <w:DontVertAlignInTxbx /> <w:Word11KerningPairs /> <w:CachedColBalance /> </w:Compatibility> <w:BrowserLevel>MicrosoftInternetExplorer4</w:BrowserLevel> <m:mathPr> <m:mathFont m:val="Cambria Math" /> <m:brkBin m:val="before" /> <m:brkBinSub m:val="&#45;-" /> <m:smallFrac m:val="off" /> <m:dispDef /> <m:lMargin m:val="0" /> <m:rMargin m:val="0" /> <m:defJc m:val="centerGroup" /> <m:wrapIndent m:val="1440" /> <m:intLim m:val="subSup" /> <m:naryLim m:val="undOvr" /> </m:mathPr></w:WordDocument> </xml><![endif]--><!--[if gte mso 9]><xml> <w:LatentStyles DefLockedState="false" DefUnhideWhenUsed="true"   DefSemiHidden="true" DefQFormat="false" DefPriority="99"   LatentStyleCount="267"> <w:LsdException Locked="false" Priority="0" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="Normal" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="9" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="heading 1" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="9" QFormat="true" Name="heading 2" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="9" QFormat="true" Name="heading 3" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="9" QFormat="true" Name="heading 4" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="9" QFormat="true" Name="heading 5" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="9" QFormat="true" Name="heading 6" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="9" QFormat="true" Name="heading 7" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="9" QFormat="true" Name="heading 8" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="9" QFormat="true" Name="heading 9" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="39" Name="toc 1" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="39" Name="toc 2" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="39" Name="toc 3" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="39" Name="toc 4" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="39" Name="toc 5" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="39" Name="toc 6" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="39" Name="toc 7" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="39" Name="toc 8" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="39" Name="toc 9" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="35" QFormat="true" Name="caption" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="10" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="Title" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="1" Name="Default Paragraph Font" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="11" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="Subtitle" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="22" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="Strong" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="20" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="Emphasis" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="59" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Table Grid" /> <w:LsdException Locked="false" UnhideWhenUsed="false" Name="Placeholder Text" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="1" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="No Spacing" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="60" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light Shading" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="61" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light List" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="62" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light Grid" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="63" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 1" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="64" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 2" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="65" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 1" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="66" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 2" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="67" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 1" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="68" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 2" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="69" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 3" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="70" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Dark List" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="71" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Shading" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="72" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful List" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="73" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Grid" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="60" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light Shading Accent 1" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="61" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light List Accent 1" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="62" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light Grid Accent 1" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="63" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 1 Accent 1" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="64" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 2 Accent 1" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="65" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 1 Accent 1" /> <w:LsdException Locked="false" UnhideWhenUsed="false" Name="Revision" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="34" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="List Paragraph" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="29" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="Quote" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="30" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="Intense Quote" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="66" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 2 Accent 1" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="67" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 1 Accent 1" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="68" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 2 Accent 1" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="69" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 3 Accent 1" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="70" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Dark List Accent 1" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="71" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Shading Accent 1" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="72" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful List Accent 1" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="73" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Grid Accent 1" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="60" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light Shading Accent 2" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="61" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light List Accent 2" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="62" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light Grid Accent 2" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="63" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="<br />
false" Name="Medium Shading 1 Accent 2" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="64" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 2 Accent 2" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="65" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 1 Accent 2" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="66" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 2 Accent 2" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="67" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 1 Accent 2" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="68" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 2 Accent 2" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="69" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 3 Accent 2" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="70" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Dark List Accent 2" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="71" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Shading Accent 2" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="72" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful List Accent 2" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="73" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Grid Accent 2" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="60" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light Shading Accent 3" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="61" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light List Accent 3" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="62" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light Grid Accent 3" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="63" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 1 Accent 3" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="64" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 2 Accent 3" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="65" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 1 Accent 3" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="66" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 2 Accent 3" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="67" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 1 Accent 3" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="68" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 2 Accent 3" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="69" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 3 Accent 3" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="70" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Dark List Accent 3" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="71" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Shading Accent 3" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="72" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful List Accent 3" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="73" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Grid Accent 3" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="60" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light Shading Accent 4" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="61" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light List Accent 4" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="62" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light Grid Accent 4" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="63" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 1 Accent 4" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="64" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 2 Accent 4" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="65" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 1 Accent 4" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="66" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 2 Accent 4" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="67" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 1 Accent 4" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="68" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 2 Accent 4" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="69" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 3 Accent 4" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="70" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Dark List Accent 4" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="71" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Shading Accent 4" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="72" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful List Accent 4" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="73" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Grid Accent 4" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="60" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light Shading Accent 5" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="61" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light List Accent 5" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="62" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light Grid Accent 5" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="63" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 1 Accent 5" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="64" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 2 Accent 5" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="65" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 1 Accent 5" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="66" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 2 Accent 5" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="67" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 1 Accent 5" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="68" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 2 Accent 5" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="69" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 3 Accent 5" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="70" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Dark List Accent 5" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="71" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Shading Accent 5" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="72" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful List Accent 5" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="73" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Grid Accent 5" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="60" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light Shading Accent 6" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="61" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light List Accent 6" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="62" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light Grid Accent 6" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="63" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 1 Accent 6" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="64" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 2 Accent 6" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="65" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 1 Accent 6" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="66" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 2 Accent 6" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="67" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 1 Accent 6" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="68" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 2 Accent 6" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="69" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 3 Accent 6" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="70" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Dark List Accent 6" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="71" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Shading Accent 6" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="72" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful List Accent 6" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="73" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Grid Accent 6" /> <w:LsdException Locked="false" P<br />
riority="19" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="Subtle Emphasis" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="21" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="Intense Emphasis" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="31" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="Subtle Reference" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="32" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="Intense Reference" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="33" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="Book Title" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="37" Name="Bibliography" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="39" QFormat="true" Name="TOC Heading" /> </w:LatentStyles> </xml><![endif]--><!--  /* Font Definitions */  @font-face 	{font-family:"Cambria Math"; 	panose-1:2 4 5 3 5 4 6 3 2 4; 	mso-font-charset:1; 	mso-generic-font-family:roman; 	mso-font-format:other; 	mso-font-pitch:variable; 	mso-font-signature:0 0 0 0 0 0;} @font-face 	{font-family:Calibri; 	panose-1:2 15 5 2 2 2 4 3 2 4; 	mso-font-charset:162; 	mso-generic-font-family:swiss; 	mso-font-pitch:variable; 	mso-font-signature:-520092929 1073786111 9 0 415 0;} @font-face 	{font-family:Verdana; 	panose-1:2 11 6 4 3 5 4 4 2 4; 	mso-font-charset:162; 	mso-generic-font-family:swiss; 	mso-font-pitch:variable; 	mso-font-signature:-1593833729 1073750107 16 0 415 0;}  /* Style Definitions */  p.MsoNormal, li.MsoNormal, div.MsoNormal 	{mso-style-unhide:no; 	mso-style-qformat:yes; 	mso-style-parent:""; 	margin:0cm; 	margin-bottom:.0001pt; 	mso-pagination:widow-orphan; 	font-size:12.0pt; 	font-family:"Times New Roman","serif"; 	mso-fareast-font-family:Calibri; 	mso-fareast-theme-font:minor-latin;} .MsoChpDefault 	{mso-style-type:export-only; 	mso-default-props:yes; 	font-size:10.0pt; 	mso-ansi-font-size:10.0pt; 	mso-bidi-font-size:10.0pt;} @page Section1 	{size:612.0pt 792.0pt; 	margin:70.85pt 70.85pt 70.85pt 70.85pt; 	mso-header-margin:35.4pt; 	mso-footer-margin:35.4pt; 	mso-paper-source:0;} div.Section1 	{page:Section1;} --><!--[if gte mso 10]> <mce:style><!   /* Style Definitions */  table.MsoNormalTable 	{mso-style-name:"Table Normal"; 	mso-tstyle-rowband-size:0; 	mso-tstyle-colband-size:0; 	mso-style-noshow:yes; 	mso-style-priority:99; 	mso-style-qformat:yes; 	mso-style-parent:""; 	mso-padding-alt:0cm 5.4pt 0cm 5.4pt; 	mso-para-margin:0cm; 	mso-para-margin-bottom:.0001pt; 	mso-pagination:widow-orphan; 	font-size:11.0pt; 	font-family:"Calibri","sans-serif"; 	mso-ascii-font-family:Calibri; 	mso-ascii-theme-font:minor-latin; 	mso-fareast-font-family:"Times New Roman"; 	mso-fareast-theme-font:minor-fareast; 	mso-hansi-font-family:Calibri; 	mso-hansi-theme-font:minor-latin; 	mso-bidi-font-family:"Times New Roman"; 	mso-bidi-theme-font:minor-bidi;} --> <!--[endif]--></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: &amp;amp;amp;">Datça öykü atolyesi  çocuk öykü denemesi 2.       12.01.2009 Fikret Doğan</span><span style="font-size: 10pt; font-family: &amp;amp;amp;"> </span></p>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.hikayeoku.com/romantik-hikayeler/baharin-ve-mevsimlerin-dogusu.htm/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Toprak Kız</title>
		<link>http://www.hikayeoku.com/cocuk-hikayeleri/toprak-kiz.htm?utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=toprak-kiz</link>
		<comments>http://www.hikayeoku.com/cocuk-hikayeleri/toprak-kiz.htm#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 10 Feb 2010 12:07:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Alternatif Tarih Hikayeleri]]></category>
		<category><![CDATA[Hayalet Hikayeleri]]></category>
		<category><![CDATA[Romantik Hikayeler]]></category>
		<category><![CDATA[Çocuk Hikayeleri]]></category>
		<category><![CDATA[datça öykü atölyesi]]></category>
		<category><![CDATA[doğa hikayeleri]]></category>
		<category><![CDATA[Fikret Doğan]]></category>
		<category><![CDATA[fikret doğan hikaye]]></category>
		<category><![CDATA[fikret doğan hikayeleri]]></category>
		<category><![CDATA[gerçek hikayeler]]></category>
		<category><![CDATA[Hayat Hikayeleri]]></category>
		<category><![CDATA[hikaye oku]]></category>
		<category><![CDATA[hikaye yaz]]></category>
		<category><![CDATA[hikayeler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.hikayeyaz.com/?p=99</guid>
		<description><![CDATA[Doğa düz siyah saçlı, zeytin gözlü, uzun yüzlü sevimli bir kız çocuğuydu. Bakışları büyümüş de küçülmüş cinstendi. Sabahları kahvaltısını yapar, dişlerini fırçalar okulun yolunu tutardı. Okulu yakın olduğu için yürüyerek giderdi. Yol boyunca bakkal Ali amcaya, manav Mehmet abiye, Simitçi Ayşe teyzeye günaydın der neşe içinde okula girerdi.
Öğleden sonraları eve döndüğünde masada öğlen yemeği onu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.hikayeoku.com/wp-content/uploads/weird-tree_9bjd6_59.jpg" rel="lightbox[99]"><img class="alignright size-medium wp-image-425" style="border: 5px solid black;" title="weird-tree_9bjd6_59" src="http://www.hikayeoku.com/wp-content/uploads/weird-tree_9bjd6_59-299x300.jpg" alt="" width="269" height="270" /></a>Doğa düz siyah saçlı, zeytin gözlü, uzun yüzlü sevimli bir kız çocuğuydu. Bakışları büyümüş de küçülmüş cinstendi. Sabahları kahvaltısını yapar, dişlerini fırçalar okulun yolunu tutardı. Okulu yakın olduğu için yürüyerek giderdi. Yol boyunca bakkal Ali amcaya, manav Mehmet abiye, Simitçi Ayşe teyzeye günaydın der neşe içinde okula girerdi.</p>
<p>Öğleden sonraları eve döndüğünde masada öğlen yemeği onu beklerdi. Doğa ellerini yıkar yemek ayrımı yapmadan yemeklerini afiyetle yerdi. Ödevlerini bitirdikten sonra babasının bahçedeki büyük çınarın dallarının arasına yaptığı ağaç eve çıkar, orada oyunlar oynardı. Bir gün oyundan bıkmış etrafı amaçsızca karıştırırken eski kolilerin arkasına düşmüş ahşap küçük bir sandık dikkatini çekti. Yavaşça kolilerin arasından elini uzatıp sandığı, küçük ama güçlü parmaklarıyla kavrayıp kendine doğru çekti.  Doğa sandığın üzerindeki tozları yaş günü mumlarını üfler gibi bir seferde püskürtü ve Büyük bir merakla sandığı açtı. Sandığın içinde deri kaplı kalın bir defter buldu. Defterin üzerinde deriden kabartma bir kız resmi vardı. Doğa hayran hayran bu kabartma kızın saçlarına, yüzün e dokundu. Ne kadar güzel, kusursuz diye düşündü. Doğa defterin üzerindeki kilidi gittikçe artan bir merakla açtı ve ilk sayfaya bir çırpıda göz attı.</p>
<p><span id="more-99"></span>Toprak Kız’dan,  Doğa’ya  sevgilerle.</p>
<p>Doğa şaşkınlık içinde kaldı. Kimdi bu Toprak Kız? Beni nereden tanıyor? Diye düşündü.</p>
<p>Büyük bir merakla defteri okumaya başladı.</p>
<p>Yıllar yıllar önce kimsecikler yokken Toprak Kız Gaia, evrende yalnız başına yaşarmış. Uçsuz bucaksız bu yerde ne zaman, ne gök, güneş, ay, yıldızlar, ne mevsimler, ne de bir tek ses varmış. Her şey büyük bir sessizlik içinde dönermiş. Toprak Kızın canı çok ama çok sıkılıyormuş. Oyun oynayacak tekbir arkadaşı, dertleşecek bir dertdaşı yokmuş. Toprak Kız sıkılmış sıkılmış, sıkıntıdan öyle patlamış ki ağzından çıkan sesin şiddetiyle gök, saçlarından savrulanlarla güneş, ay ve yıldızlar oluşmuş…</p>
<p>Toprak Kız,  göğe bakınca göğün ortasında çok sevimli, yakışıklı masmavi gözlü bir oğlan görmüş. Oğlan, Toprak Kıza gülerek el sallıyor bir şeyler söylemeye çalışıyormuş. Toprak Kız bu gökteki gülen yüze Gök Oğlan adını vermiş.</p>
<p>Gök Oğlan Uranos diye seslenmiş.</p>
<p>&#8220;Hey Uranos, heyyyy,  heyyyyy Gök Oğlan&#8230;&#8221;</p>
<p>Toprak Kızın sesi, Gök oğlanın şimdiye kadar duyduğu tek sesmiş ve bu ses onu büyülemiş. O ses de yaşam, ölüm, neşe ve sevinç, korku ve güven varmış. Sesin büyüsü Gök oğlanın aklını başından almış. Fakat Gök oğlan aşk ve sevgi sözlerini bilmiyormuş. Toprak Kıza olan aşkını nasıl ifade etmeliymiş? Gök oğlan düşünmüş düşünmüş. Günlerce Toprak kızın peşinden ayrılmamış. Gök oğlan bu derdini gündüzleri güneşe, akşamları yıldıza, geceleri de aya anlatmış. Gelgelelim hiç biri ona sevgi sözcüklerini ,aşk dolu dizeleri  öğretememişler. Gök oğlanın derdine derman olamamışlar.</p>
<p>Gök Oğlan, Toprak Kıza olan sevgisini göstermek için bir yol aramış durmuş fakat derdine bir çare bulamamış. Gök Oğlan, öyle üzülmüş öyle üzülmüş ki gök mavi gözlerinden yaşlar akmaya başlamış. Göz yaşları öyle akmış öyle akmış ki yer yüzünde denizler, dereler, ırmaklar oluşmuş.</p>
<p>Gök Oğlan, Toprak Kıza olan sevgisini anlatmanın bir yolunu bulamadıkça sinirlenmiş, hırçınlaşmış, deliye dönmüş. Beyaz bulutların arasına mavi ışıklarını savurup, şimşekler oluşturmuş. Gök yüzünü öyle karartmış ki  herkes korkudan ses çıkaramamış. Toprak kız da  Gök Oğlanın bu öfkesinden korkmuş. Ama onun  gülen,mavi gözlerini anımsayıp, onun öfkesinin gelip geçici olduğunu düşünmüş…</p>
<p>Ortalık karanlık içinde kalmış. Güneş, yıldız ve ay bu durumdan kurtulmanın yolunu düşünmüşler, düşünmüşler Şafak Eos’tan yardım almaya karar vermişler. Gök  bulutlara sarılıp mışıl mışıl uyurken, her sabah göğün kapılarını doğudan açarak güneşe yol veren Şafak( Eos). Gül renkli yumuşak parmaklara sahipmiş. O güzel ve gönül alıcı sözler ustasıymış. Koşup ondan yardım istemişler. Şafak herkese yardım etmekten mutlu olurmuş. O, gecenin karanlığını bitirip aydınlığı başlatmaktan da hoşlanırmış. Arkadaşlarının ondan istediğini onları kırmamak için kabul etmiş ama Gök oğlanın öfkesinden de korkuyormuş…</p>
<p>Şafak Eos, Gök Oğlandan korkup bulutların ardına saklanarak yaklaşmak istese de başaramamış. Gök Oğlanın mavi mavi ışıldayan gözlerinden kaçamamış.</p>
<p>Gök oğlan, Şafağa “Buraya gel” diye yanına çağırınca, Ürkek ama kararlı bir sesle Gök oğlana yaklaşmış  yumuşak bir sesle ”isterseniz size aşk dizeleri öğretebilirim, sizde  aşkınıza kavuşabilirsiniz” demiş.</p>
<p>Gök Oğlan “kabul ama öğretemezsen sonuçlarına katlanırsın, seni cezalandırırım” demiş.</p>
<p>Gök oğlan uslu bir öğrenci gibi Şafağın anlattıklarını dikkatlice dinlemiş,  Şafaktan  aşkı ifade etmenin inceliklerini öğrenmiş&#8230;</p>
<p>Gök Oğlan, Gök yüzünden sevgi sözcükleri fısıldamış yeryüzüne doğru. Rüzgar, onun aşk sözlerini dalga dalga Toprak Kıza taşımış. Toprak kız ,Gök Oğlanın soluğundaki  aşk nağmelerinden etkilenmiş. Oda  Gök Oğlana Aşkını göstermek istemiş, saçlarına çiçekler takmış. Çiçekler, onu daha da güzelleştirmiş. Gök Oğlan da bu güzelliği taçlandırmak için,Toprak kızın saçlarına Gök kuşağından rengarenk bir toka takmış.</p>
<p>Toprak kız mutlu bir şekilde kollarını Göğe uzatmış. Fakat bir türlü Gök Oğlanın yüzüne,ellerine dokunamamış bu yüzden de çok üzülmüş. Gök Oğlan, Sevgilisinin daha fazla üzülmesini istemediği için Gök yüzündeki bulutları üfleyerek  onun yüzüne öpücükler kondurmuş.Toprak Kızın başını gelin başı gibi süslemiş…</p>
<p>Gök Oğlanla Toprak Kız mutlu Bir Aşk yaşamaya başlamışlar. Gökyüzünde her şey düzene girmiş. Güneş gündüzleri yeryüzünü ısıtmış aydınlatmış. Geceleri Yıldızlar yanıp yanıp sönmüş. Yer Yüzünde her köşe yeşermiş. Rüzgarlar tatlı tatlı sevgi dizelerini fısıldamış durmuş. Herkes mutluluk içinde hayatını sürdürmüş ta ki…..</p>
<p>DOĞAAAaaaa   Doğaaaaa…</p>
<p>Doğa babasının sesiyle, başını defterden kaldırdı. Babası onu çağırıyordu.</p>
<p>Doğa, kızım hadi in aşağı hava karardı, yemek hazır.</p>
<p>Doğa” Peki babacım”</p>
<p>Defteri dikkatlice yerine bırakır. Ama aklı hala gök Oğlanla Toprak Kızın maceralarındadır…</p>
<p>Ellerini Yıkayıp yemek masasına oturur. Yarın sabah Olmasını iple çeker…</p>
<p>Gece yatağa uzandığında, Gök Oğlanla, Toprak Kızın aşklarını, başlarından geçmiş maceraları ve  onları düşünürken gözkapakları yavaş yavaş kapanır.</p>
<p><strong>Fikret Doğan<br />
Datça Öykü Atölyesi<br />
01.01.2009 Datça</strong></p>
<div id="_mcePaste" style="position: absolute; left: -10000px; top: 1053px; width: 1px; height: 1px; overflow: hidden;"><!--[if gte mso 9]><xml> <w:WordDocument> <w:View>Normal</w:View> <w:Zoom>0</w:Zoom> <w:TrackMoves /> <w:TrackFormatting /> <w:HyphenationZone>21</w:HyphenationZone> <w:PunctuationKerning /> <w:ValidateAgainstSchemas /> <w:SaveIfXMLInvalid>false</w:SaveIfXMLInvalid> <w:IgnoreMixedContent>false</w:IgnoreMixedContent> <w:AlwaysShowPlaceholderText>false</w:AlwaysShowPlaceholderText> <w:DoNotPromoteQF /> <w:LidThemeOther>TR</w:LidThemeOther> <w:LidThemeAsian>X-NONE</w:LidThemeAsian> <w:LidThemeComplexScript>X-NONE</w:LidThemeComplexScript> <w:Compatibility> <w:BreakWrappedTables /> <w:SnapToGridInCell /> <w:WrapTextWithPunct /> <w:UseAsianBreakRules /> <w:DontGrowAutofit /> <w:SplitPgBreakAndParaMark /> <w:DontVertAlignCellWithSp /> <w:DontBreakConstrainedForcedTables /> <w:DontVertAlignInTxbx /> <w:Word11KerningPairs /> <w:CachedColBalance /> </w:Compatibility> <w:BrowserLevel>MicrosoftInternetExplorer4</w:BrowserLevel> <m:mathPr> <m:mathFont m:val="Cambria Math" /> <m:brkBin m:val="before" /> <m:brkBinSub m:val="&#45;-" /> <m:smallFrac m:val="off" /> <m:dispDef /> <m:lMargin m:val="0" /> <m:rMargin m:val="0" /> <m:defJc m:val="centerGroup" /> <m:wrapIndent m:val="1440" /> <m:intLim m:val="subSup" /> <m:naryLim m:val="undOvr" /> </m:mathPr></w:WordDocument> </xml><![endif]--><!--[if gte mso 9]><xml> <w:LatentStyles DefLockedState="false" DefUnhideWhenUsed="true"   DefSemiHidden="true" DefQFormat="false" DefPriority="99"   LatentStyleCount="267"> <w:LsdException Locked="false" Priority="0" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="Normal" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="9" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="heading 1" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="9" QFormat="true" Name="heading 2" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="9" QFormat="true" Name="heading 3" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="9" QFormat="true" Name="heading 4" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="9" QFormat="true" Name="heading 5" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="9" QFormat="true" Name="heading 6" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="9" QFormat="true" Name="heading 7" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="9" QFormat="true" Name="heading 8" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="9" QFormat="true" Name="heading 9" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="39" Name="toc 1" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="39" Name="toc 2" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="39" Name="toc 3" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="39" Name="toc 4" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="39" Name="toc 5" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="39" Name="toc 6" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="39" Name="toc 7" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="39" Name="toc 8" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="39" Name="toc 9" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="35" QFormat="true" Name="caption" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="10" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="Title" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="1" Name="Default Paragraph Font" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="11" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="Subtitle" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="22" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="Strong" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="20" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="Emphasis" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="59" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Table Grid" /> <w:LsdException Locked="false" UnhideWhenUsed="false" Name="Placeholder Text" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="1" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="No Spacing" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="60" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light Shading" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="61" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light List" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="62" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light Grid" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="63" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 1" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="64" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 2" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="65" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 1" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="66" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 2" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="67" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 1" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="68" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 2" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="69" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 3" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="70" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Dark List" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="71" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Shading" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="72" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful List" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="73" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Grid" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="60" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light Shading Accent 1" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="61" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light List Accent 1" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="62" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light Grid Accent 1" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="63" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 1 Accent 1" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="64" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 2 Accent 1" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="65" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 1 Accent 1" /> <w:LsdException Locked="false" UnhideWhenUsed="false" Name="Revision" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="34" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="List Paragraph" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="29" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="Quote" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="30" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="Intense Quote" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="66" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 2 Accent 1" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="67" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 1 Accent 1" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="68" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 2 Accent 1" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="69" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 3 Accent 1" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="70" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Dark List Accent 1" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="71" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Shading Accent 1" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="72" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful List Accent 1" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="73" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Grid Accent 1" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="60" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light Shading Accent 2" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="61" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light List Accent 2" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="62" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light Grid Accent 2" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="63" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="<br />
false" Name="Medium Shading 1 Accent 2" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="64" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 2 Accent 2" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="65" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 1 Accent 2" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="66" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 2 Accent 2" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="67" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 1 Accent 2" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="68" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 2 Accent 2" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="69" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 3 Accent 2" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="70" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Dark List Accent 2" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="71" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Shading Accent 2" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="72" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful List Accent 2" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="73" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Grid Accent 2" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="60" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light Shading Accent 3" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="61" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light List Accent 3" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="62" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light Grid Accent 3" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="63" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 1 Accent 3" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="64" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 2 Accent 3" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="65" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 1 Accent 3" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="66" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 2 Accent 3" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="67" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 1 Accent 3" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="68" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 2 Accent 3" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="69" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 3 Accent 3" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="70" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Dark List Accent 3" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="71" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Shading Accent 3" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="72" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful List Accent 3" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="73" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Grid Accent 3" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="60" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light Shading Accent 4" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="61" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light List Accent 4" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="62" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light Grid Accent 4" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="63" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 1 Accent 4" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="64" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 2 Accent 4" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="65" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 1 Accent 4" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="66" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 2 Accent 4" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="67" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 1 Accent 4" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="68" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 2 Accent 4" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="69" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 3 Accent 4" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="70" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Dark List Accent 4" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="71" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Shading Accent 4" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="72" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful List Accent 4" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="73" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Grid Accent 4" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="60" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light Shading Accent 5" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="61" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light List Accent 5" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="62" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light Grid Accent 5" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="63" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 1 Accent 5" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="64" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 2 Accent 5" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="65" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 1 Accent 5" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="66" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 2 Accent 5" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="67" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 1 Accent 5" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="68" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 2 Accent 5" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="69" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 3 Accent 5" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="70" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Dark List Accent 5" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="71" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Shading Accent 5" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="72" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful List Accent 5" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="73" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Grid Accent 5" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="60" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light Shading Accent 6" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="61" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light List Accent 6" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="62" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light Grid Accent 6" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="63" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 1 Accent 6" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="64" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 2 Accent 6" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="65" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 1 Accent 6" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="66" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 2 Accent 6" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="67" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 1 Accent 6" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="68" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 2 Accent 6" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="69" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 3 Accent 6" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="70" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Dark List Accent 6" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="71" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Shading Accent 6" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="72" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful List Accent 6" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="73" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Grid Accent 6" /> <w:LsdException Locked="false" P<br />
riority="19" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="Subtle Emphasis" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="21" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="Intense Emphasis" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="31" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="Subtle Reference" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="32" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="Intense Reference" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="33" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="Book Title" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="37" Name="Bibliography" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="39" QFormat="true" Name="TOC Heading" /> </w:LatentStyles> </xml><![endif]--><!--  /* Font Definitions */  @font-face 	{font-family:"Cambria Math"; 	panose-1:2 4 5 3 5 4 6 3 2 4; 	mso-font-charset:1; 	mso-generic-font-family:roman; 	mso-font-format:other; 	mso-font-pitch:variable; 	mso-font-signature:0 0 0 0 0 0;} @font-face 	{font-family:Calibri; 	panose-1:2 15 5 2 2 2 4 3 2 4; 	mso-font-charset:162; 	mso-generic-font-family:swiss; 	mso-font-pitch:variable; 	mso-font-signature:-520092929 1073786111 9 0 415 0;} @font-face 	{font-family:Verdana; 	panose-1:2 11 6 4 3 5 4 4 2 4; 	mso-font-charset:162; 	mso-generic-font-family:swiss; 	mso-font-pitch:variable; 	mso-font-signature:-1593833729 1073750107 16 0 415 0;}  /* Style Definitions */  p.MsoNormal, li.MsoNormal, div.MsoNormal 	{mso-style-unhide:no; 	mso-style-qformat:yes; 	mso-style-parent:""; 	margin:0cm; 	margin-bottom:.0001pt; 	mso-pagination:widow-orphan; 	font-size:12.0pt; 	font-family:"Times New Roman","serif"; 	mso-fareast-font-family:Calibri; 	mso-fareast-theme-font:minor-latin;} .MsoChpDefault 	{mso-style-type:export-only; 	mso-default-props:yes; 	font-size:10.0pt; 	mso-ansi-font-size:10.0pt; 	mso-bidi-font-size:10.0pt;} @page Section1 	{size:612.0pt 792.0pt; 	margin:70.85pt 70.85pt 70.85pt 70.85pt; 	mso-header-margin:35.4pt; 	mso-footer-margin:35.4pt; 	mso-paper-source:0;} div.Section1 	{page:Section1;} --><!--[if gte mso 10]> <mce:style><!   /* Style Definitions */  table.MsoNormalTable 	{mso-style-name:"Table Normal"; 	mso-tstyle-rowband-size:0; 	mso-tstyle-colband-size:0; 	mso-style-noshow:yes; 	mso-style-priority:99; 	mso-style-qformat:yes; 	mso-style-parent:""; 	mso-padding-alt:0cm 5.4pt 0cm 5.4pt; 	mso-para-margin:0cm; 	mso-para-margin-bottom:.0001pt; 	mso-pagination:widow-orphan; 	font-size:11.0pt; 	font-family:"Calibri","sans-serif"; 	mso-ascii-font-family:Calibri; 	mso-ascii-theme-font:minor-latin; 	mso-fareast-font-family:"Times New Roman"; 	mso-fareast-theme-font:minor-fareast; 	mso-hansi-font-family:Calibri; 	mso-hansi-theme-font:minor-latin; 	mso-bidi-font-family:"Times New Roman"; 	mso-bidi-theme-font:minor-bidi;} --> <!--[endif]--></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: &amp;amp;amp;">Datça Öykü Atölyesi 01.01.2009 Datça           Fikret Doğan</span><span style="font-size: 10pt; font-family: &amp;amp;amp;"> </span></p>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.hikayeoku.com/cocuk-hikayeleri/toprak-kiz.htm/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Gelin Olamayan Gelincik</title>
		<link>http://www.hikayeoku.com/ask-hikayeleri/gelin-olamayan-gelincik.htm?utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=gelin-olamayan-gelincik</link>
		<comments>http://www.hikayeoku.com/ask-hikayeleri/gelin-olamayan-gelincik.htm#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 10 Feb 2010 09:34:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Alternatif Tarih Hikayeleri]]></category>
		<category><![CDATA[Aşk Hikayeleri]]></category>
		<category><![CDATA[Felsefi Hikayeler]]></category>
		<category><![CDATA[Hayat Hikayeleri]]></category>
		<category><![CDATA[Romantik Hikayeler]]></category>
		<category><![CDATA[Çocuk Hikayeleri]]></category>
		<category><![CDATA[adonis dikaye]]></category>
		<category><![CDATA[birbirinden güzel hikayeler]]></category>
		<category><![CDATA[Fikret Doğan]]></category>
		<category><![CDATA[fikret doğan hikayeleri]]></category>
		<category><![CDATA[gelincik hikaye]]></category>
		<category><![CDATA[güzel hikayeler]]></category>
		<category><![CDATA[hikaye incele]]></category>
		<category><![CDATA[hikaye oku]]></category>
		<category><![CDATA[hikaye özetleri]]></category>
		<category><![CDATA[tarihi hikayeler]]></category>
		<category><![CDATA[truva savaşları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.hikayeyaz.com/?p=90</guid>
		<description><![CDATA[Fikret Doğan
Ayşe Nine, &#8220;Yavrularım, size Gelinciğin hikayesini anlatayım mı?&#8221; Hepsi birden “eveeet” diye bağırdı.  Ayşe nine,”Peki peki sessiz olun ve yatağınızda kıpırdamadan durun. Başlıyorum.” dedi.
&#8220;Çocuklar, Gelincik üzerine bir çok masal vardır. Gelincikler tek mevsimlik bitkilerdir. Uzun boynu üzerinde kırmızı çanağının dibinde siyah noktalar vardır. Kara gözlerine kırmızı sürme çekilmiş gelin göz gibidir gelincik. Kırmızı ve [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h2><a href="http://www.hikayeoku.com/wp-content/uploads/poppy1.jpg" rel="lightbox[90]"><img class="alignright size-medium wp-image-428" style="border: 4px solid black;" title="poppy1" src="http://www.hikayeoku.com/wp-content/uploads/poppy1-300x222.jpg" alt="" width="300" height="222" /></a><span style="color: #808080;">Fikret Doğan</span></h2>
<p>Ayşe Nine, &#8220;Yavrularım, size Gelinciğin hikayesini anlatayım mı?&#8221; Hepsi birden “eveeet” diye bağırdı.  Ayşe nine,”Peki peki sessiz olun ve yatağınızda kıpırdamadan durun. Başlıyorum.” dedi.</p>
<p>&#8220;Çocuklar, Gelincik üzerine bir çok masal vardır. Gelincikler tek mevsimlik bitkilerdir. Uzun boynu üzerinde kırmızı çanağının dibinde siyah noktalar vardır. Kara gözlerine kırmızı sürme çekilmiş gelin göz gibidir gelincik. Kırmızı ve siyah onda sonsuz bir huzur bulmuştur. İsyanın ve aşkın, sevginin ve asaletin harmonisi o renklerde kendini dışa vurmuştur. Tarih boyunca da kırmızı ve siyah hep bir şeylerin temsilcisi olacaktır.</p>
<p>Çiftçiler Gelinciği görünce büyük bir sevinç gösterirler. Çünkü Gelincik o sene hasadın bereketli olacağını, ürünün bol  ve verimli bir sezonun işaretidir. Bol hasat, bereket, düğün demek, şenlik demektir. Evlenecek çocuklar için ev bark, eşya demektir. Askere gidecek çocuklar için para demektir. Küçük çocuklara defter, kalem,  ayakkabı, güzel elbiseler demektir. Kışın alınan borçların silinmesi demektir. Elbette köylü, davul ve zurnayla kutlar hasadı ve bereketi.<br />
<span id="more-90"></span></p>
<p>Gelinciğin söylencesi çoook eskilere dayanır. Anadolu binlerce yıllık kadim tarihinde yüzlerce uygarlığı sinesinde yaşatmış ve saklamıştır. Her köşesinde tarih saklıdır. İşte bu söylencelerin birine göre. İlk Gelincik hikayesi şöyle başlar:</p>
<p>“Güzeller güzeli Afrodit oğlu Adonis’i kıskanç tanrıçalardan korumak amacıyla kırda saklaması için güvendiği arkadaşlarına bırakır. Bir gün Adonis kırlarda gezerken, onu kıskanan tanrıçalarca görülür. Tanrıçalar kızgın bir boğa kılığına girer ve ona saldırırlar.  Adonis, annesinden yardım ister. Çığlık çığlığa kaçar. Boğalar Adonis&#8217;i yaralarlar. Annesi yetiştiğinde Adonis kanlar içindedir. Adonis&#8217;in kanı toprağa düşer.  Düşen her damla Gelinciğe dönüşür.” Dilden dile dolaşan  Gelincik hikayeleri her yörede değişikliğe uğramıştır. Gelinciğin bizdeki hikayesi ise milli mücadele yıllarına dayanır. Aşağı Dağ Dere, işgal edilmiş.  Tarlalarımız, değirmenimiz, okullarımız, çarşımız işgal güçlerinin denetimine girmiş.  İşgalciler, halka kötü davranmaya başlamışlar. Köylüler bu yabancıların çok uzaklardan gelip kendi tarlalarını, köylerini neden  işgal  ettiklerini anlamıyorlarmış. Tanımadıkları bu insanlara ne kötülük yapmış olabilirlerdi ki, gelip evlerini işgal etmişlerdi.</p>
<p>Aşağı Dağ Dere&#8217;li  Zülal, bu haksızlığa karşı çıkan ilk genç kızlardan biriymiş. Dedesinin tüfeğini alıp işgale karşı direnişi başlatmış. Ondan cesaret alan Esma ve Cennet de zeybek kıyafetlerini giyinip dağa çıkmışlar. Yukarı Dağ Dere&#8217;li gençlerle birleşip işgale karşı mücadele etmişler. Yoğun mücadele karşısında işgalcileri geri çekilmeye zorlamışlar. Düşman kuvvetleri geri çekilirken yollara  pusu kurmuşlar. Bu pusuya düşen Zülal, Esma ve Cennet&#8217;i orada öldürmüşler.  Köylüler onları o tepeye gömmüşler.  Anneleri, kızların gömüldüğü mezar taşlarının başına kırmızı gelin duvakları örtmüşler . Gelin edemedikleri kızlarının duvakları mezar taşlarını süslemiş. Yaz gelip temmuza girildiğinde kızların mezarlarında Gelincikler açmış. O gün bugündür o köyde gelin olacak kızların başına gelinciklerle süslü kırmızı t ül örtülmüş.</p>
<p>Çocuklar, bu topraklarda çok acılar çekilmiş. Anadolu, binlerce yıl insanlığın beşiği olmuş. Truva savaşlarından, binlerce yıl sonraki cihan harplerine, büyük yıkımlara ve savaşlara yataklık yapmış. Eğer yolunuz bu topraklardan geçerse Gelibolu’da, Çanakkale’de, binlerce Gelincik görebilirsiniz. Çünkü gelincikler o topraklar için mücadele edip ölen insanların ruhunu temsil eder. Sakın basıp geçmeyin. Çocuklar, insanları sevin. Dil, din, renk önemli değil. Herkes kardeştir. Birbirimizi sevelim. Sen- ben kavgası etmeyelim.  Barış içinde kardeşçe yaşayalım. Dünyamızı daha iyi, yaşanılır kılalım. Hepimiz bir bütünün parçalarıyız. Birbirimizi yok etmek için uğraşmayalım. Unutmayalım ki, bir tür yok olursa mutlaka sonucu hepimizi etkileyecektir.&#8221; diyerek  masalı bitirdiğinde çocuklar mışıl mışıl uykuya dalmıştı. Çocuklara uzun uzun baktı, melek gibi masum sabiler diye düşündü. Ayşe nine başlarını yumuşacık okşadı. Işığı söndürüp ekmek evine indi. Gök yüzüne baktı. Kocaman bir dolunay. Ne müthiş bir görüntü. Koskoca evrende ve boşlukta nasıl duruyordu. Ve  bu dünyadan başka yaşanacak yer yoksa insanların neden bu dünyayı tükettiğine anlam veremedi.  Dolunayı izlemek gençliğinden beri mutlu etmişti onu.</p>
<p>Ocağın ateşi sönmek üzereyken yorganı başına çekti. Çocuklar ve ev işleri onu iyice yormuştu. Gözleri yavaş yavaş kapandı. Ayşe Nine, annesinin ona söylediği ninniyi duyar gibi oldu. “Eledim eledim hölük eledim. Aynalı beşikte canım bebek beledim…” Uykunun beşiği sallandı sallandı…</p>
<p><strong>Fikret Doğan<br />
2006, Datça</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.hikayeoku.com/ask-hikayeleri/gelin-olamayan-gelincik.htm/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Boynu Bükük Papatya</title>
		<link>http://www.hikayeoku.com/hayat-hikayeleri/boynu-bukuk-papatya.htm?utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=boynu-bukuk-papatya</link>
		<comments>http://www.hikayeoku.com/hayat-hikayeleri/boynu-bukuk-papatya.htm#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 10 Feb 2010 09:09:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Alternatif Tarih Hikayeleri]]></category>
		<category><![CDATA[Fantastik Hikayeler]]></category>
		<category><![CDATA[Hayat Hikayeleri]]></category>
		<category><![CDATA[Çocuk Hikayeleri]]></category>
		<category><![CDATA[Fikret Doğan]]></category>
		<category><![CDATA[fikret doğan hikaye]]></category>
		<category><![CDATA[fikret doğan hikayeleri]]></category>
		<category><![CDATA[fikri uzun öyküler]]></category>
		<category><![CDATA[gerçek hayat hikayeleri]]></category>
		<category><![CDATA[güzel hikayeler]]></category>
		<category><![CDATA[hikaye oku]]></category>
		<category><![CDATA[hikaye özetleri]]></category>
		<category><![CDATA[hikaye paylaş]]></category>
		<category><![CDATA[hikaye yaz]]></category>
		<category><![CDATA[kıssadan hisse]]></category>
		<category><![CDATA[öykü oku]]></category>
		<category><![CDATA[papatya]]></category>
		<category><![CDATA[papatya hikaye]]></category>
		<category><![CDATA[Romantik Hikayeler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.hikayeyaz.com/?p=82</guid>
		<description><![CDATA[Fikret Doğan
Canan, Seda, Emine akşam güneşinin kızıla boyadığı gökyüzünü hayran hayran izlediler. Karla kaplı ormandaki anne ve babalarının dağda yaktıkları meşe kömürü dumanına bakarak, onların kendilerine  mesaj yolladığını hayal edip, bunu okumaya çalıştılar. Hepsi yarın ki derslerini yapmak için üst kata çıktılar. Çocukların gürültüsü artınca, Ayşe Nine: ”  dersinizi sessizce çalışır ve bitirirseniz akşam yatmadan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h2><a href="http://www.hikayeoku.com/wp-content/uploads/563986459_dcf4deef2c.jpg" rel="lightbox[82]"><img class="alignright size-medium wp-image-431" style="border: 5px solid black;" title="563986459_dcf4deef2c" src="http://www.hikayeoku.com/wp-content/uploads/563986459_dcf4deef2c-300x225.jpg" alt="" width="300" height="225" /></a><span style="color: #808080;">Fikret Doğan</span></h2>
<p>Canan, Seda, Emine akşam güneşinin kızıla boyadığı gökyüzünü hayran hayran izlediler. Karla kaplı ormandaki anne ve babalarının dağda yaktıkları meşe kömürü dumanına bakarak, onların kendilerine  mesaj yolladığını hayal edip, bunu okumaya çalıştılar. Hepsi yarın ki derslerini yapmak için üst kata çıktılar. Çocukların gürültüsü artınca, Ayşe Nine: ”  dersinizi sessizce çalışır ve bitirirseniz akşam yatmadan önce size papatya ile gelinciğin hikayelerini anlatacağım.” diye seslendi.   Çocuklar hep bir ağızdan “ yaşaaaasııııınnnnnn” diye bağırdılar.</p>
<p>Ayşe Nine, gülerek ekmek evine geri döndü. Akşam yemeği yapmak için, kendi yaptığı bulguru çıkardı. Kuruttuğu patlıcan ve biberleri de doldurmak üzere askıdan indirdi.  Salçasını hazırladı. Her şeyi kendi yetiştirmeye çalışırdı. Ayşe Nine,  çorba için de yazın hazırladığı tarhanadan üç kaşık  tencereye koydu. Yavaş yavaş karıştırırken düşünmeye başladı. İnsanların ağız tatlarını ne bozmuştu?  Çünkü İnsanlar artık eski yiyecekleri ve tatlarını bulamıyordu. Tohumlar tek kerelik olmuştu. Eskiden hormon kullanılmazdı. Domates domates gibi kokar, salatalık salatalık gibi. Şimdi normal olan bir şey kalmış mıydı? Balıklar, tavuklar hormonla on beş günde yetişiyordu. Ama tatları bozulmuştu. Hastalık da artmıştı bu hormonlar yüzünden. Şimdi yeni ayrımına varmışlardı insanlar. Şehirdekiler doğal yiyecekleri aramaya ba şlamışlar. Ne olmuştu da topraklarına tütün, şeker pancarı, çay, buğday, mısır ekemez olmuştular? Neden her şeyi dışarıdan almak zorunda kalmışlardı? En güzel domatesler onların bahçesinde olurdu. Şimdi domateslerin içi yok, kabukları meşin gibi olmuştu. Yumurta tavuklarını “kuş gribi var” diye öldürmüşlerdi.  Tavuksuz kalmışlardı…<br />
<span id="more-82"></span></p>
<p>Ne olmuştu? Neden dağlarını yiyip bitiren, taş ocakları ve beton santralarına izin verilmişti? Bir türlü kafası almıyordu. Önce muhtar, sonra kaymakam ve vali söz vermişlerdi. “Bir tek ağaç kesilmeyecek, kesilenin yerine yenisi dikilecek.&#8221; diye. Oysa bırakın ağaç dikmeyi,  çocukluğunda hayranlıkla izlediği  koca dağ giderek yok oluyordu. Torunlarına nasıl bir köy bırakacaklardı?…</p>
<p>Yaz- kış evlerin çatısını, bahçedeki mısırları, domatesleri, ormandaki ağaçları, çiçekleri, her tarafı  taş ocaklarından, beton santralinden savrulup gelen ince beyaz toz tabakası kaplıyordu…</p>
<p>Kafasında bin bir soru, bin bir yanıt dönüp duruyordu. Doluya koyuyor olmuyordu, boşa koyuyor  dolmuyordu. İçi sıkıldı. Kendileri iyi kötü yaşamışlardı. Ya torunları, ya torunlarının çocukları nasıl yaşayacaktı? Onları nasıl bir gelecek bekliyordu? Suyun olmadığı, savaşların harap ettiği bir dünya mı?  Giderek bozulan bir dünya mı? Oksijenin azaldığı, kirli bir dünya  mı? Kıyamet dedikleri  şey  yaklaşmış mıydı?</p>
<p>İç sıkıntısını gidermek için bir türkü tutturdu.” Çalın davulları çaydan aşağı, aman. Mezarım derin de kazın dostlar, belden aşağı. Aman ölüm yaman ölüm…” Akşam yemeğini ocağa koyup pencereden, dağların ardında batmakta olan güneşin mor-kızıltılı izini sürmeye başladı.</p>
<p>Çocuklar bağrışarak ekmek evine indiler. Ayşe Nine ocakta kaynamış mis gibi tarhanayı tabaklara koyduğunda buğusu ve kokusu bütün sofrayı kaplamıştı.  Çocuklar büyük bir iştahla çorbalarını içtiler. Hepsini sevdiği kurutulmuş patlıcan ve domateslerden yapılmış dolmalara, yanık köy yoğurdunu koyup afiyetle yediler. Hepsi o kadar çok yemişlerdi ki bir adım atacak halleri kalmamıştı. Ayşe Nine hepsini kaldırıp ellerini, ağızlarını yıkattıktan sonra dişlerini fırçalattı. Çocuklar neşe içinde ocağın yanına oturdular.  Bütün gözler Ayşe Nine&#8217;ye çevrilmişti.</p>
<p>Ayşe Nine” Sizlere Papatya’nın hikayesini anlatacağım. O zarif ve inceciktir. Boynun üzerindeki sarı göbeği beyaz yaprakçıklarla sarılıdır. Hepiniz kırlara çıktığınızda mutlaka papatyaları görmüş olmalısınız. İnsana mutluluk, neşe veren bir çiçektir Papatya. Hepiniz papatyayı koparıp, yapraklarını tek tek rüzgara bırakırsınız ve sorarsınız “seviyor sevmiyor, seviyor sevmiyor……..”</p>
<p>Onun boynu bükük olduğuna bakıp, onun korumasız, cılız, çektiğinizde kökünden söküp alacağınızı sanırsanız yanılırsınız. İşte size bu boynu bükük, küçük Papatya ile Rüzgar&#8217;ın hikayesini anlatacağım.</p>
<p>Çiçekler ülkesinde bütün çiçekler Nergis ile Kardelen çiçeğinin yaşadıklarını bilir ve bir birine aktarırmış.  Bütün çiçekler bir birini tanır ve bilirmiş. Çiçek ülkesinde her çiçeğin bir hikayesi de varmış; gelinciğin, güne bakan çiçeğinin ve diğerlerinin. İşte bu ülkede çok sık anlatılan masallardan biri de Papatya&#8217;nın Rüzgar&#8217;a karşı verdiği mücadele imiş.</p>
<p>Rüzgar, çiçekler ülkesinin tek hakimi olarak dolaşır, etrafa afra tafra yaparmış. Şişinerek, &#8220;benim öfkemden, şiddetimden korkmayan hiçbir canlı yoktur. Ben istediğimi bir nefeste yer ile yeksan ederim. Baş üstünde taç bırakmam “ der, övünür, hava atarak dolaşırmış.. Bunun zaafını bilen ağaçlar, Rüzgar&#8217;ı pohpohlarmış. “aman efendim, sepet efendim sizden büyük kimse yok. Siz püüüüüf dedi mi her yer toz duman olur” deyince bizimki püfüüür püffüüüür sesler çıkarırmış ağaçların dalları arasında. Ağaçlar,   Rüzgar&#8217;ın, çiçekleri, böcekleri korkutmak için avurtlarını şişirirken, yüzünün aldığı  şekle  bakıp, komik hallerine bıyık altından gülerlermiş. Fakat bereket Rüzgar bunun ayrımında değilmiş. Yoksa hırsla eser, dallarındaki çiçeklerini savurur,  koparırmış. Ağaçlar çiçeksiz ve meyvasız kalmaktan korkarmış . Rüzgar,  vuflaya vuflaya eser, çiçekleri korkutur, taç yapraklarını döker, kimilerinin boynunu bükermiş. Rüzgar&#8217;ın şımarık, hodbin tavırları kuşlar, böcekler arasında da sevilmezmiş. Bu yüzden Rüzgar&#8217;ın hiç samimi arkadaşı olmamış. Rüzgar herkesin kendinden kaçtığını, korktuğunu bu yüzden de arkadaş olmadığını bilir, ama önemsemez görünürmüş. Görünürmüş ama için için de üzülürmüş. Oyun oynayacak, dertlerini paylaşacak bir arkadaşı dostu sevgilisi olsun istermiş.</p>
<p>Rüzgar, yorgun ve canı sıkkın ovadaki gezintisini bitirmiş. Öğlen güneşinden korunmak için yukarıdaki Dağ Dere&#8217;nin yamaçlarındaki derenin kenarındaki çınar ağacının duldasına çekilip uzanmış. Öyle yorgunmuş ki  gözleri hemencecik kapanmış. Derin bir uykuya dalmış. Uykuda iken  alıp verdiği her nefes, sobanın üstündeki çaydanlık gibi hışıltı çıkarıyormuş. Öyle horlamaya başlamış ki horultusundan etraftaki kuşlar, böcekler rahatsız olmuş. Fakat kimse korkudan rüzgarı uyandırmayı dahi düşünemiyormuş. Fakat küçük, bembeyaz yaprakları olan Papatyacık sarı göbeğini nefesle doldurup bütün gücüyle “Heeeeeeeeeeeeeey, sen uyansana, HEEEeeeeeeeeey uyan. Ne çok horluyorsun.”diye bağırmış. Fakat Rüzgar, bu sesi duymamış olacak ki horultuyla uyumaya devam etmiş. Küçük Papatya, bir kez daha ama daha güçlü “heeeeeeeey heeeeeeeeeeeeeeey uyan”diye bağırmış. Rüzgar, göz kapakları nı zorlukla açmış. “Bir ses duydum bana bağırıyorlardı. Rüya mı gördüm acaba?” diye söylenmiş. Küçük Papatya ”hayııır rüya değil. Heyyyyyyy buraya bak ben çınar ağacının dibindeyim.”demiş. Rüzgar, gözlerini kocaman açmış. Ne görsün  çınarın hemen dibinde güzel mi güzel bir çiçek bembeyaz kollarını ağzına boru yapmış kendisine sesleniyor. Rüzgar, Papatya&#8217;nın yanına inmiş ona kim olduğunu sormak için ağzını açtığında zavalı papatyacık rüzgarın esintisinden sallanıp durmuş. Ama korkusuzca Rüzgar&#8217;a bakmış. Ona  çok gürültü yaptığını, kimseyi rahatsız etmeye hakkı olmadığını söylemiş. Rüzgar, bu cesur Papatya&#8217;dan çok etkilenmiş. O&#8217;nun korkusuz ve yalansız tavrını beğenmiş, O&#8217;na aşık olmuş.</p>
<p>Rüzgar, bu yeni duyguyla doğaya ve diğer canlılara daha sevecen daha şevkatli davranmaya başlamış. Aşk, her şeyi değiştirir, dönüştürürmüş. Rüzgar, böcekleri, çiçekleri korkutmaktan vaz geçmiş. Onların tohumlarını alıp ötelere taşımış. Ağaçların ve çiçeklerin polenlerini birbirleriyle buluşturup gelecek mevsime yeniden çıkmalarını sağlayacak zemini hazırlamış. Herkes Rüzgar&#8217;ın bu kadar değişmesine şaşmış. Onun Papatya’ya  aşık olduğunu duyunca şaşırmışlar. Bazı çiçekler Papatya&#8217;yı kıskanmış. Bazı çiçekler de Papatya&#8217;nın Rüzgar&#8217;ı sevmediğini, korkudan O&#8217;nun yanında kaldığını fısıldayıp durmuşlar. Zaman akıp geçmiş. Rüzgar, her gün ovaları dağları dolaşıp gelir Yukarı Dağ Dere&#8217;deki Papatya&#8217;nın yanında dinlenirmiş…..</p>
<p>Rüzgar, yine sabah sabah daha güneş  gök yatağından kalmak üzereyken etrafta vınlaya vınlaya dolaşmaya başlamış. Ağaçları, kuşları, böcekleri, çiçekleri ıslak nefesiyle  uyandırmış.  Bütün canlılar uyandıklarında üzerlerindeki ıslak şeyin rüzgarın nefesi olduğunu anlamışlar. Rüzgar, her sabah onlara çiğ tanesi bırakır onlara değiştiğini gösterirmiş. Fakat çiçeklerin arasındaki fısıltı dönmüş dolaşmış rüzgarın kulağına gelmiş. Çıkarılan söylentiye inanmış.  Rüzgar&#8217;ın içine bir şüphe düşmüş.  Şüphe ve güvensizlik en sağlam ilişkileri yıkacak kadar  güçlüymüş. Şüphe Rüzgar&#8217;ı kollarına almış ve onu sıkmış sıkmış. Rüzgar duyduklarına inanmış. Bu yüzden çok kızmış, öfkelenmiş. Vınlaya, vuvlaya çınarın dibinde uyuyan Papatya&#8217;nın başucuna gelmiş. Öyle esmiş öyle esmiş ki zavalı Papatyacık ne olduğunu anlamadan tek tek yapraklarını rüzgarın esintisine kurban vermiş. Yaprakları kopan Papatya, ellerini yüzüne kapatmış ağlamış, ağlamış. Çünkü sevgilinsin kendine haksızlık ettiğini, söylenenlerin yalan olduğunu anlatamamış. Rüzgar, O&#8217;nu dinlememiş bile. Çekip gitmiş. Zavallı Papatyacık boynu bükük kala kalmış. Zaman akıp geçmiş…</p>
<p>Rüzgar öfkesi geçip, yeniden kırları, ovaları dolaşmaya başlamış. Bir gün yine  dolaşırken sevgilisyle tanıştığı yere gelmiş. Çınar ağacının dalları arasında vuuffff  vuufff diye dolaşıp dururken.Çınar ağacından bütün gerçeği öğrenmiş.  Fakat Papatya oracıkta yokmuş. Rüzgar bütün dünyayı dolaşmış en sonunda Papatyasını Yukarı Dağ  Dere&#8217;nin  tepesindeki saklı gölün yanında bulmuş. Rüzgar, yaptığından pişman olduğunu söylemiş. Ama küçük Papatya asla onu affetmemiş.  Rüzgar, bin pişman ayrılmış. Biliyormuş ki artık kimse onu Papatyası kadar sevmeyecek.</p>
<p>Rüzgar, gördüğü herkese“ Sakın haaa, güvensizlik ve kuşku yüzünden, insanlar, arkadaşlar, sevgililer bir birlerini anlamadan, dinlemeden suçlamasınlar.  İçindekileri ve sorunlarını doğruca bir birlerine anlatsınlar. Benim yaptığımı yapmayın” diye öğüt vermiş.</p>
<p>Bütün sevgililer, kırdaki papatya sorarlar “rüzgarı, seviyor musun sevmi yor musun?&#8230; Yanıt koparılan her papatyada saklıdır.</p>
<p>Ayşe Nine, Papatya&#8217;nın hikayesini bitirir bitirmez çocuklar hep bir ağızdan konuşmaya başladılar. Ayşe nine, ” biraz kendi kendinize oynayın. Yatmadan önce size yeni hikaye anlatacağım. “ dedi.</p>
<p>Çocuklar kendi aralarında iki grup oluşturup ben kimim oyununu oynamaya başladılar. Saatlerce süren oyun, yenileceğini anlayan Çınar&#8217;ın mızıkçılık çıkarmasıyla son buldu. Ortalık karıştı. Her kafadan bir ses çıkmaya başladı. Olaya Ayşe Nine el koydu. Çocukların her birinin pijamalarını giydirdi. Ellerini yüzlerini  yıkattıktan sonra dişlerini fırçalattı. Hepsini bir bir koklayarak öptü. Çocukların hepsi böcü böcü, Ayşe Nine&#8217;ye bakıyordu. Uykudan önceki masalı bekliyorlardı.</p>
<p><strong>Fikret Doğan<br />
</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.hikayeoku.com/hayat-hikayeleri/boynu-bukuk-papatya.htm/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Elem Çiçekleri</title>
		<link>http://www.hikayeoku.com/ask-hikayeleri/elem-cicekleri.htm?utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=elem-cicekleri</link>
		<comments>http://www.hikayeoku.com/ask-hikayeleri/elem-cicekleri.htm#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 09 Feb 2010 14:35:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Alternatif Tarih Hikayeleri]]></category>
		<category><![CDATA[Aşk Hikayeleri]]></category>
		<category><![CDATA[Fantastik Hikayeler]]></category>
		<category><![CDATA[Otobiyografik]]></category>
		<category><![CDATA[Romantik Hikayeler]]></category>
		<category><![CDATA[aile hikayeleri]]></category>
		<category><![CDATA[elem çiçeği]]></category>
		<category><![CDATA[elem çiçekleri]]></category>
		<category><![CDATA[gerçek hayat hikayesi]]></category>
		<category><![CDATA[gerçek hikayeler]]></category>
		<category><![CDATA[güldünya hikayesi]]></category>
		<category><![CDATA[güldünya öyküleri]]></category>
		<category><![CDATA[Hayat Hikayeleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.hikayeyaz.com/?p=56</guid>
		<description><![CDATA[Ezgi Umut
“Biliyor musun Selma Abla  şu  yataklardan bir tane almak isterdim. Hiç terletmezmiş diye yazıyor  etiketlerde.”
Yatağı ters yüz ederken böyle diyordu  genç kadın. Kızgın ütüyü basarken görenlerin otuz  yaşlarında sanacağı kestane saçlı, solgun yüzlü  kızın  gözlerinin derinliklerinde çakmak çakmaktı o, on altılı   yaşların  kıvılcımları.
“Yatak içinde yatana göre değişir Güldünya. Sen [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h2><a href="http://www.hikayeoku.com/wp-content/uploads/1591560.jpg" rel="lightbox[56]"><img class="alignright size-medium wp-image-448" style="border: 4px solid black;" title="1591560" src="http://www.hikayeoku.com/wp-content/uploads/1591560-300x225.jpg" alt="" width="300" height="225" /></a><span style="color: #808080;">Ezgi Umut</span></h2>
<p>“Biliyor musun Selma Abla  şu  yataklardan bir tane almak isterdim. Hiç terletmezmiş diye yazıyor  etiketlerde.”</p>
<p>Yatağı ters yüz ederken böyle diyordu  genç kadın. Kızgın ütüyü basarken görenlerin otuz  yaşlarında sanacağı kestane saçlı, solgun yüzlü  kızın  gözlerinin derinliklerinde çakmak çakmaktı o, on altılı   yaşların  kıvılcımları.</p>
<p>“Yatak içinde yatana göre değişir Güldünya. Sen  rahatsan, mutluysan saman döşek  de en güzel  yataktır, kuru yer bile. Mutsuzsan en kralından yataklarda yat canım,  yine de rahat edemezsin. Hem bizim kocakarılar bize  yar etmez bunlardan  alsak da.”</p>
<p>Kendi  söylediklerini  onaylarcasına  başını sallayıp   önündeki yatağı ters yüz ederek buharlı ütüyle  etiketlerini  yapıştıran   Selma  Ablasına  baktı Güldünya. Başındaki yemeniden  kurtulmuş gibi duran kuzguni saçlarının arasında  yer  yer beyaz teller ışıldıyordu. Kaç yaşındadır acaba diye düşündü. On  sekizinde evlenmiş olsa üç çocuğu mu  vardı? Eh  yirmi beş bilemedin yirmi altı. Burnundan yanaklarını ayıran iki derin  çizgi ve kaşlarının ortasındaki derin kırışıklık çektiği dertlerin  belirteci gibi göründü gözüne Güldünya’ nın. Kendisi  de on sene sonra  böyle mi olacaktı, pis kokulu  dehliz gibi bir  imalathanenin karanlığında mı  tüketecekti onca yaşı, dökecekti onca teri&#8230; Hayır, hayır, burada en  fazla birkaç ay çalışacak. Zaten sigortası da yok. Hemşehrisi Memed’ini o  söz verdiği işe yerleştirdikten sonra çalışmayacaktı. Çocuklarını  yetiştirecekti. Bir düzine güzel çocuk canlandı eteklerini çekiştiren.  Tıpkı her akşam izledikleri o dizilerdeki gibi güzel bir evleri bile  olacaktı. Tabi yatak odasında da terletmeyen yataklardan. Hayallere  dalmak daha güzeldi gerçekleri yaşamaktansa. Hem belli mi olur günün  birinde tıpkı o dizilerdeki gibi&#8230;<br />
<span id="more-56"></span></p>
<p>“Kaç paradır acaba bu yataklar Selma Abla?”</p>
<p>“Ben sordum. Raziye’ye. Yeme içme tam beş ay  ücretini biriktir” dediydi.</p>
<p>“Tam beş aylık ücrete denkmiş ha, beş aylık  ücret?”</p>
<p>Hiç olmazsa bebek doğduktan sonra diye düşündü.  Hani şöyle rahat bir yatakta, kupür dantelli gecelik ve sabahlığına  bürünmüş,  mavi   satenden yumuşacık  yorganın altına  gömülmüş, tombul yastıklara yaslanıp başında kırmızı loğusa kurdelesi,  kucağında  minicik oğulcuğu  analığın  tadını çıkarmak ne güzel olurdu. Mehmed’i geliyor ve  yatağın baş ucundaki kırlenti dantelli  sallanan  iskemleye oturuyor. Güldünya’ya  ve minik  oğulcuğuna sevgi ile bakıyor. Memed’in getirdiği, çocuk doğurduğu için  getirdiği  bir kucak dolusu kar beyazı  şebboy, yanındaki etajerin üzerinde, Çanakkale’den  geçerken aldıkları, o çok sevdiği mavi kumlu  vazonun  içinde,  odayı misler  gibi  sarmış kokusu. Mehmed elini uzatıp oğulcuğunu okşuyor. Sonra tam elleri  sevgi ile Güldünya’ya uzanmışken  çukur gözlü,  sivri burunlu süpürgeli  cadı dikiliyor başlarına.  Hadi kalk, kalk  kızanım kalk, gelinin hası az  uyuyanıdır. Kocasından sonra kalkan gelinden hayır gelmez.</p>
<p>“Öyle bir kaynanam var ki ne yapsam, bizim için  güzel olan ne yapsam  gözleri yuvalarından  oynuyor.” dedi sıkıntıyla.</p>
<p>O da kızgın ütüyü  biyelere bastırdı hıncını alırcasına.</p>
<p>“Kız Gül,   benimkini kimse geçemez kıskançlıkta da, kötülükte de. Şöyle  çiçekli bir yatak örtüsü aldıydım pazardan Çin işi. Kadın resmen  kudurayazdı yahu. Düşün artık. Yatağımdaki örtüye de o karışacak.”</p>
<p>“Sahiden karıştı mı abla?” diye sordu Güldünya  boş bulunup.</p>
<p>Selma bu soruya biraz sıkılmakla beraber içini  dökmeden duramadı.</p>
<p>“Hem de ne karışmak. Gitmiş akşam oğluna  söylemiş.”</p>
<p>Tekrar ütüyü  bastı  hırsla.</p>
<p>“Ekmeğe para bulamazken bak savruk karın  paraları nasıl Salı Pazarlarında çar çur ediyor diye. Oğlunu  iyice doldurmuş. O gece yediğim dayağı   hiç unutmayacağım ah Güldünya.Oysa ne hayallerle almıştım o  çiçekli yatak örtüsünü. Çocuklar da ağladı. Büyük kızın gözüne tik  musallat oldu o dayak gecesinden sonra. Oğlan da  altına  kaçırıyor.Değer miydi bir yatak örtüsü için?”</p>
<p>Neyse ki  Güldünya henüz  böyle şeyler yaşamamıştı. Allahı’na bin kere  şükretti  içinden. Gerçi kocası sokaktan  gelince, daha dış  kapıda ayak sesleri duyulmaya başlayınca  bütün  gün gelini  ile  senli benli  olan anası, aniden suratını asıverirdi hani sanki bir şeylerle  küstürülmüş gibi. Mehmed de hemen sorardı:</p>
<p>“Anacığım ne yaptı  ne  söyledi gelinin sana?”</p>
<p>Önceleri hep şakacıktan soruyor sanmıştı ama  işin ciddiyetini tez zamanda kavramıştı.</p>
<p>“Sonra ne yaptı cadaloz biliyor musun?” diye  devam ediyordu Selma.</p>
<p>“Yok Selma Abla” dedi Güldünya, “Benim ki galiba  biraz daha iyi seninkinden ama birazcık.”</p>
<p>O anda bebek yeniden kıpırdandı. Yanaklarına al  bastı Güldünya’nın utancından görüldü mü diye.</p>
<p>“Oğlu beni döverken vurma kızanıma vurma diye  kendini yerler attı, başını duvarlara vurdu  cadaloz&#8230;”</p>
<p>“Herhal yaptığı hatayı anlamış kadıncağız”  dedi Güldünya.</p>
<p>“Kadıncağız ha? Ah kızım, sen bu kaynana  milletini tanımamışsın. Mahsus yapıyor. O vurma dedikçe oğlanı daha  fazla vurdu. O kendini duvarlara attıkça, oğlanı  daha  fazla tekmeledi. Bir de en küçüğe gebeydim.”</p>
<p>Tekrar ütüyü bastı başını sallayarak.  Kızgın ütüden çıkan buhardan yaşarmış gibi iki elem  damlası süzülmeye başladı yanaklarından aşağılara.</p>
<p>“Ağlıyorsun abla.”</p>
<p>Selma kareli işçi önlüğünün kolu ile göz  yaşlarını kuruladı.</p>
<p>“Haydi çok konuştuk. İşimize bakalım”</p>
<p>Şimdi bizim meraklı da gelir diye düşündü Selma.</p>
<p>Bebek yeniden pıtırdadı. Dört aylık artık, balık  gibi dönüyor karnında. Kıpırdadı teyzeleri bakın diyesi geliyor  Güldünya’nın. Fark ettiler  mi acaba? Selma  ablasına güveniyordu ama Raziye’ den korkulur. Raziye insanın ağzından  tatlı tatlı alır öğreneceğini, hele bir fark etmeye görsün.</p>
<p>“Benim rahmetli  adam   bir bilezik aldıydı  ikramiye ile de bizim cadının gözleri  anam bir  görecektin gitti gitti geldiydi.” diyerek kızıştırmaya çalıştı sohbeti  Raziye de.</p>
<p>Kadınlar  söylediklerine  ilgi göstermeyince Raziye ,  başka türlü girdi  konuya:</p>
<p>“Kız Güldünya sana bir şeyler oldu son günlerde  pek de ne bileyim pek de güzelleştin kız.</p>
<p>Ustabaşı gözünü alamıyor senden.”</p>
<p>Sahi ne zaman gelmişti bu Raziye   karısı sigara molasından? Amacı başka aslında. Ustabaşının  Güldünya’ya ilgi derecesini  öğrenecek aklı sıra  diye düşündü Selma.</p>
<p>Güldünya  başıyla hayır  işareti yaparken düşünüyordu. Söylese mi? Fırsatını kollayıp karanlık  koridorda kıstırdığını söylese mi? Loş sahanlıkta  ensesinden yüzüne doğru çarpan  alkol kokulu  solukları yeniden duyar gibi oldu Güldünya. Hele elleri ile arkadan  kavrayıp göğüslerine yapışmaya çalışınca nasıl da silkelemişti ızbandut  gibi adamı. Karnına ulaşacak da gebeliğini anlayacak diye yüreği  oynamıştı. Tanımazlığa gelmişti. Tanımış bilmiş olsa ustabaşının yüzüne  bakmaması gerekirdi.  Söylerse Raziye  yanlış anlar. Belki de hasetinden çatlar.  En iyisi ses çıkarmamak. Yoksa söylese mi?</p>
<p>Tam söyleyecekti ki vazgeçti. Bu Raziye karısına  pek de güven olmaz, bu gün böyle yarın öyle, yanar döner Raziye. Boşuna  Raziye konmamış adı. Sahi ya adını bilip de mi koyarlar insanların? Biz  ne koysak? Eliyle karnını ovuşturdu. Sonra hemen toparlandı, kuşkuyla  bakındı etrafına. Gören olmamıştır İşşallah. Daha bol bir şeyler  giymeli. Karnını da iyice kıstırmalı ki şişkinliği çıkmasın. Saçlarını  mı kestirse. Saçımı kestirdim de ondan öyle görünüyorum der yüzü  semirdikçe.  Kısa saçla hep tombul durur yüzüm.  Ama hiç kesmediğimi söylemiştim değil mi? Doğduğumdan beri makas  değmemiş demişti saçlarına.O zaman kısa saçın seni tombul gösterdiğini  nereden biliyorsun diye sormazlar mı? Yalanı meydana çıkacak. Saç  toplayan bir karı var mahallede, peruk yapan, ona satsa saçlarını.  Bebeğine şöyle reklamlardaki gibi  güzel bir yatak  alsa, kenarlarında tutunma yerleri olan. Bu yatakta anneannenin  hatırası var dese bebeğine büyüdüğü zaman. Ayaklanınca hop hop oynasa o  tahtalara tutunarak. Ya yataktan  düşerse. Dikkat  etmesi gerekir.  Biliyordu o gözü körolasıcana  yine her işlerine karışacaktı. Saçlarımı kestim diye oğlunu benden  soğutur mu?</p>
<p>Raziye hırıltılı bir sigara öksürüğü patlattı.  Baktı ki Güldünya ve Selma’da iş yok,</p>
<p>“Ablam sen oku da bizim gibi olma okulunu  bitirmeye bak” diye çaprazdaki ufak tefek en fazla on beşinde  duran sarı benizli, sarı kirpikli maviş    kıza seslendi .</p>
<p>Kız hiç sesini çıkarmadı. Oku oku diyorlar  okusam ne olacak? Zaten okutmazlar abilerim. Sivaslıların Emriye gibi  oku oku sonra eşekten beter bir  adama  düş, her şey bitsin diye düşünceye daldı.  Sözde Emriye’nin  kocası da  okumuş, ortayı bitirmiş. Önce dizi dizi çocuk dizdi  kadının karnı kucağı doldu doldu boşaldı. O dal gibi kız katana gibi bir  ucubeye dönüştü etleri pörsüdü, karnı kat kat kaldı, memeleri sarktı.  Sonra da  adam ortadan kayıp  oldu. İstanbul tarafında  görmüşler. Yanında  gençten bir kızla, arabalıdan inerken. Söylese miydim? Söylemek neye  yarayacak  Emriye’ yi üzmekten başka. Şurada yüz  yüze bakıyoruz her girişte çıkışta eve. Ya uydurduysalar? Belki de adama  sıktı birileri kurşunu, boşalttı ceplerini, kim bilir hangi ormanın  dibinde ölüsünü yemekte böcekler, kurt, kuş&#8230; Sağlık ocağına gelen  güzel gözlü genç doktoru düşündü sarı benizli kız. Tıpkı Memoli. Onun  gibi simsiyah saçlar. Yakışıklı mı yakışıklı.Uzun kirpiklerle süslü  güzel anlamlı bakan gözler.   Kalbi hızlı hızlı  çarpmaya başladı. “Yazamam Hanımanne” demişti nenesine. “Bu yeşil kart  geçersiz artık. Ama dur yanındaki güzel yüzlünün hürmetine sana şu  eşantiyonlardan vereyim neneciğim. Biraz olsun ağrılarını alır.”</p>
<p>Genç kız kıpkırmızı olmuştu göz aklarına kadar.  Evleri hemen sağlık ocağınla karşı karşıya. Ah bir  daha rastlayabilmek için neleri vermezdi ama sabahları evden öyle erken  çıkıyordu ki. Yedi buçukta başlıyordu sabah  vardiyası. Sonra akşamın yedisine kadar hatta fazla mesai deyip gece 12’ lere kadar  tutuyorlardı işte. Kim ses çıkaracak? Geçen gün kapıda yanına yanaşan  gür, kara  bıyıklı adamın söylediklerini  anlatmıştı. Raziye  Abla’ya.</p>
<p>“Sendikaya üye olun. Sırtınız yere gelmez.  Ücretinizi de geciktiremez o zaman işveren.” demişti adam. Evde abisine  söyleyince afakanlar başmıştı Ali Abisini.</p>
<p>“Hele bir daha o adamla görüş kız bacaklarını  kırarım vallahi. Askere gidiyorum diye havalanma sakın. Oralarda da  duyarsam gelir canına  okurum.  Bize  sigorta, sendika  değil para lazım duydun mu  dangalak para lazım.” Bir de kalkıp açık lisede okumak istediğini,  doktor olmak istediğini anlatacaktı abisine. Ağzını mühürledi  o günden sonra.</p>
<p>Ertesi gün usta başı işe başlamadan bütün  kadınları bir araya toplamış  on dakika mı yirmi  dakika mı beyinlerini yemişti. Kapıda  kara  bıyıklı düzen bozucularla konuştuğunu gördüğü her kim olursa olsun işten  atılacaktı. Molalar kısıldı. Bir tuvalet arası vermek isteseler  yüzünden düşen bin parça oluyor, biraz fazlaca kalsalar kıyameti   koparıyordu ustabaşı. Ama Raziye başka. Raziye’ye  gelince akan sular durur. O uzun sigara molalarına çıkar, beş vakte  ilave olarak.   Çantasında da her zaman filtreli  Amerikan sigaralarından.  Ustabaşı verdi bu paketi  diye de kasılarak dolanır, hava atar haspam. Neden kimseye değil de  Raziye Abla’ya. Parçaları tam zamanında teslim ettiği içinmiş. Herkes  işini onun  kadar eksiksiz yapmıyor mu? Bir daha  ona bir derdimi söylersem Arap olayım diye düşündü sarı benizli kız ve  Raziye’nin yılışık sorularını yanıtlamak için değil   ağzını  açmak, kafasını bile kaldırmadı.</p>
<p>.</p>
<p>“Of nefesim daralıyor.” diye bağırdı Güldünya.  Alkol kokulu soluklar ensesine yapışmış hiç bırakmıyordu Raziye’nin  meraklı sorusundan sonra.  Yüzü kızarmış alnında  boncuk boncuk terler fışkırıyordu ya  Raziye hemen  yanında bitti.</p>
<p>Bu tarafı da vardır diye düşündü yan tezgahtaki  soluk benizli  kız, yine  başını kaldırmadan , dedikoducudur fitnecidir ama en  önce yardıma koşan da hep Raziye abladır.</p>
<p>“ Kız Gül, sende bir tuhaflık var bu gün” dedi  Raziye.</p>
<p>“Var ya abla var.  Sabahtan beri midem kalkıyor.” Birden her şeyi berbat edeceğini  hissedip çabuk çabuk ekledi. “Akşam balık yedik de.”</p>
<p>“Oh Maşşallah!” dedi Raziye sırıtarak. “Hem  parasızız dersin hem de balık. Söyle kız lüfer mi palamut mu yediniz?”</p>
<p>“Ah abla ah bizim kayınvalide pazardan toplamış,  bütün gün tablada  bekleyip kokuşan balıkları.  Bir de yarı fiyatına aldım hamsiyi  diye  kasılıyordu oğluna.”</p>
<p>Allah affetsin beni diye geçirdi içinden  Güldünya. Raziye’nin olayı anlamaması için uydurmuştu bu yalanı. Yoksa  dün gece yine çorbaya talim etmişlerdi. Bunu uydurmuştu da benzerlerini  yaşamamış mıydı sanki? Yüklü olduğunu bile bile bozuk yiyecekleri  gelinine  kakalayan böyle bir cadaloza az bileydi  biçtiği pay. Evet evet yalan değil.</p>
<p>“Kız ne düşünüyorsun öyle kumru gibi?” diye  üsteledi Raziye.</p>
<p>“Biraz çıksam, temiz hava alsam?”</p>
<p>“Çık çık ben ustabaşıya söylerim.”</p>
<p>“Karşıdaki bakkaldan da ayran al!” diye seslendi  arkasından.</p>
<p>Getirip tıktılar onca zehirli bidonu buraya  bodruma. Sanki bahçede yer yok. diye söyleniyordu içinden. Sigara  odasında ustabaşıyla cilveleşirken görmüştü plastik fıçılarda taşınan  kimyasalları. Aslında bıkmıştı bu herife cilve yapmaktan da. Sırf işini  tutsun diyeydi yaptıkları. Bir kere yüz vermişti geri adım atmak demek  işten atılmak demekti. Bir an karşıdaki tezgahta çalışan soluk benizli  kıza ilişti gözü. Şu kız kadar okumuş olsaydı  buralarda sürünmezdi elbette.Akıl parayla değil a! Ama Raziyecik  diploma bile alamamıştı ilkokuldan. Hem evde bekleyen  felçli oğlu varken işini tutmaktan başka ne yapabilirdi?</p>
<p>Güldünya  tavana kadar  süngerlerin yığılı olduğu daracık koridorda ilerlerken içindeki  sıkıntı iyice basmaya başladı. Yürüdükçe sanki daha  bir uzuyordu koridor hiç bitmeyecek gibi. Kapıya doğru yaklaşınca mide  bulantısı iyice arttı. Kesif bir kimyasalın buğusu sarmıştı bu bölgeyi.  Kapı yanında yığılı  plastik  bidonları gördü. Ne zaman yığmışlardı onca bidonu oraya. Sabah yoktular  değil mi?  Kapının sürgüsünü açarak küçük  sahanlığa çıktı. Neden içeriden sürgülüyorlar kapıyı bir türlü akıl  erdiremiyordu. Ya bir şey olsa deprem filan. Olmayacak şey mi? Geçen  akşam televizyondaki programda öyle konuşmalar duymuştu ki bütün gece  bir oraya bir buraya dönüp durmuş, bit pazarından alınma   eski karyolanın gıcırtısından ne kendini ne de Memed’ini  uyutmuştu, huzursuzluktan. İyi ki tek katlı bir gecekonduda  kalıyorlardı. Deprem proşöförüne göre bütün evler güvensizdi ama  Güldünya düşünüyordu da bir sürü katın altında kalmak başka tek bir  çatının başına  yıkılması daha başka. Proşöför ne  demişti ama? Hepsi de tehlikeliymiş. Çadırda mı yaşayacaklar?  Düğmeye dokundu ama ışıklar yanmadı. Karanlık  merdivenlerden küf kokulu  duvarları elleye  yoklaya yukarı çıkıyordu yavaş yavaş. Oysa apartmanın giriş katında  otomatikler yanıyordu.</p>
<p>“Namussuz, ırz düşmanı!” dedi. Mahsus tamir  ettirmiyor ışıkları. Karanlıkta inerken geçen gün uğradığı sataşmayı  hatırlayınca yeni bir sıkıntı dalgası ve ter boşandı hücrelerinden ve  bebecik bir tekme daha attı. Doktor tam bilemedi diye düşündü apartman  sahanlığında  duraklayarak. Bu bebek hareket  ettiğine göre üç aylıktan fazla olmalıydı. Daha kaç ay çalışabilir?  Karnı iyice şişince kesin çıkarırlardı işten. Hem parası kesilecek, hem  de bütün gün evde o nefret ettiği kadınla yüz yüze yaşayacak. Giriş  kapısından hızla giren bir çocuk güm diye karnına çarpacakken, geri  çekilerek kendini kolladı. Apartmanın arkasındaki küçük bahçe arabalarla  doluydu. Yukarıdaki pencereden  yarı beline kadar  sarkmış yorgun, dünyadan  bezmiş gibi görünen  bir kadın sesi.</p>
<p>“Allah belanı versin, Allah belanı versin  senin piç kurusu ” diye çığlık çığlığa   ileniyordu  aşağıdaki salya sümük ağlayan  çocuğa. Çocuk daha çok  ağlayıp zırlıyor ve tekrar  tekrar zile basıyordu. Acaba annesi miydi bu kadın  çocuğun?    İki adımlık basamağı inip girişteki bahçe  duvarına dayandı. Gözü karşıdaki bakkalın camekanlı  dolabına kaydı. İçecekler, kolalar, meyve suları dizi dizi. Yutkundu.  Ayran iç demişti Raziye ablası ama para mı var? Gözü kör olsun bu  parasızlığın.</p>
<p>Yoksa çocuk sahibi olmak için acele mi  etmişlerdi. İlk kez böyle düşünüyordu. Hangi anne çocuğuna böyle sözler  söyler ve ilenir. Demek ki kadıncağız çok bunaldı bir şeylerden. Birden  bağıran kadının  dairesinde  salonun   baş köşesindeki koltuğa kurulmuş,  yaşlı bir Hanımağa  canlandı  gözünde. Yanında hepsi de  Huriler  gibi uçuşan  üç dört kumanın   hizmet  verdiği bir cadı kaynana. Penceredeki sinir küpü olup kurumuş kadın,  besbelli ki beş parmağın  ilki, ilk   gelin olmalıydı, nasıl çileden çıkmasın? Acaba o evde de bu  yataklardan var mıdır? Ama Selma ne demişti: İstersen kraliçe  yataklarında yat mutsuzsan rahat edemezsin. O zaman tüm o reklâmlar,  hepsi bir kandırmaca değil miydi?   Aslında  kaygılıydı. Memed’in üzerine bir kuma getireceğinden korkuyordu. Kaç yıl  olmuştu bir türlü bebek yok. Bir gece duymuştu annesinin ona sözüm ona  fısıldayışını. Bu gelin çocuk vermezse sana,  Erzurum’dan   hem de dindar, namuslu  güzel  bir kız varmış onu getireceğim diyordu annesi. Pis cadaloz. Sanki  Güldünya namussuzdu da. Ensesinde alkol kokusu peydahlanıp kaba eller  vücudunu sıkıştırmaya başlayınca nasıl da atmıştı dirseğini herifin  böğrüne. Bunu mu anlatması gerekiyor namuslu olduğunu ispatlamak için.  Sanki kadın  kendisi evlenecek.  Mehmed’in yanıtını duyamamıştı ama kocamış  cadının  ille de kendisine  duyurmak için konuştuğunu  ancak şimdi biraz düşününce anlıyordu. İyi de tüm  yaşamı bu kadının yaptıklarını nasıl geri püskürteceğim kaygısıyla mı  geçecek? Yaşamda yapılacak daha güzel şeyler de olmalı. Biraz okuma  bilirdi. Kitap okumak isterdi hep. Sinemalara tiyatrolara gitmek  isterdi.Bir müzik aleti bile çalmak isterdi. Mesela mandolin. İlkokul  öğretmeni Ayşe Hanım  ne güzel ezgiler çalmıştı  mandolinle bir keresinde. Sonra güzel yemekler yapacak, kremalı  pastalar, börekler yapacak, başında kimse dır dır  etmeden. Yutkundu.  Elleri ile saçlarını tarıyor  gibi yaptı. Saçları  dayanılmaz geliyordu son  günlerde. Boynu ağrıyordu saçların ağırlığından.  Kestirmeli.  Keşke üç sene önce saçları kestirtecekler korkusundan okulu  bırakmasaydı. Kestirince  anasının kınalı  saçlı kuzusu olmaktan çıkacağını düşünmüştü hep.  Anacığının ince beyaz parmaklarının izini taşıyan saçları kestirmek onun  son hatırasını da atmak gibi geliyordu o çocuk kavrayışıyla. Onu  kandırmışlardı.  Bak işte şimdi kestirmeyecek mi?  Ama onu kandırmak için bir bahaneymiş bu saç kestirme olayı. Şimdi  anlıyordu.  Bahçedeki iğde ağacı yeni sürgünler ve  tomurcuklar vermiş. Ötedeki erik ağacı beyaz bir gelin gibi  çiçeklerle bezenmiş. Elem çiçekleri diye düşündü,  gelin çiçeği değil elem çiçeği hepsi.</p>
<p>Apartman basamaklarında evcilik oynayan iki  küçük kıza takıldı gözü. Küçücük bir kilim parçasının üzerinde evcilik  oynuyorlardı. Zaman değişmişti artık. Bir evde olabilecek tava, tencere,  tuvalet aynası, yatak odası takımı, koltuklar&#8230; ne varsa hepsinin  küçücük plastikten oyuncakları yapılmıştı. Ne güzel dedi. Şimdi çocuk  olmak varmış. Bir kolu her zaman  kopan  plastik bebeğini anımsadı. O bebek yüzünden, o ikide  bir kopan kol yüzünden evcilikten nefret etmişti küçükken.   Ama kendi bebelerine en güzel oyuncakları alacaktı. Tabii ki  çalışarak.Sonra da onları okutacaktı. Okumaları için ellerinden geleni  yapacaktı.  Kendi durumuna güldü. On yıl sonra  Selma Ablasından bin beter olurdu o kadar çocukla. Memlekette kalıp o  zengin ağanın oğluyla evlense miydi?  Ama  okuyacaktı. Onun için gelmemiş miydi İstanbul gurbetlerine, parasız  yatılıya, yüreğinde yitirdiği anasının acısı sıcakken, sıcacıkken.  Daha orta ikideydi ki  kanına  girmişlerdi yengesigiller. Okullar açılıp arkadaşları okula giderken o  da gerdeğe girmişti. Bunu neden yaptılar diye çok  düşünmüştü.  Oysa kendi kızlarını lisede okutuyorlardı. Belki hafta sonları onlara  evci çıktığında  verdikleri bir kap yemek  batmıştır gözlerine, belki de kendisinden kurtulmak istediler. Selma  ablaya anlatınca evlilik hikayesini kızım onlar seni satmışlar başlık  parası almışlardır deyivermişti de üç gün onunla konuşmamıştı. Bunu bir  gün soracaktı Memed’e.</p>
<p>Derin derin soluklandı birkaç kez.   Apartmanın kapısını itip içeri girdi. Birden birkaç ay önce üç  katlı bir binanın bodrum katındaki çekyat  imalathanesinde,  gece mesaisinde  çıkıp- kaç kişiydi   dört mü beş mi-  kadının ölümüne neden  olan yangın haberi  geldi hatırına nedense. İkisi  yanarak ölmüş, kömüre dönüşmüş, diğer kızlar da yoğun duman  zehirlenmesinden. Tepeden tırnağa ürperdi.  İşçi  kızlardan biri de gebeymiş üç aylık. O zaman altı kişi ölmüş olmuyor  muydu?  Yazık yazık diye söylendi. Üstelik çocuk  yaşta kızlar çalışıyormuş o imalathanede. Birden buruk bir gülümseme  sağanağına tutuldu.  Kendisi de çocuk sayılmaz  mıydı? Televizyonda duymuştu. Sıfır on sekiz yaş arası herkes çocukmuş  insan haklarına göre. Eliyle karnını okşar gibi yaptı.   Sonra  yine aynı yoldan gerisin geriye,  o kesif  tiner kokulu  mahzenin  giriş kapısına  doğru inmeye  başladı duvarlara tutunarak.</p>
<p><strong>Ezgi Umut</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.hikayeoku.com/ask-hikayeleri/elem-cicekleri.htm/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
