Hikaye okumak, gerçeğe tanık olmaktır.

Unutulan Yeniçeri

Sunay Akın

Viyana’yı kuşatmak için yola çıkan ordu, geride kalan kasabalarda birkaç askeri, tedbir olsun diye bırakıyordu. Viyana yakınlarındaki Lambach kentinde de bir grup askerin kalması uygun görülür. Lambach’taki askerler, günlerini gün etmeye başlarlar. Arkadaşları Viyana kapılarında kırılırken, onlar şarap şişesini sabah akşam ellerinden bırakmıyorlardı. Kuşatma bozgunla sonuçlanınca püskürtülen Osmanlı ordusu, neyi var, nesi yoksa toplayarak geri dönüş yolculuğuna hazırlanır. Önlem olsun diye civardaki köylere ve kasabalara bıraktıkları Yeniçeriler de durumdan haberdar edilip, geri çağırılır.

(daha fazla…)

Projektörcü

Sait Faik Abasıyanık

8:45 vapuru iskeleden kalktıktan sonra, uzak şimşekler yakınlaşmaya başlamıştı. Anadolu sahili bir ara gözden kayboluverdi. Yağmur, projektörün önünde, birtakım hendese-i musattaha şekilleriyle beyaz ve keskin kaynaştı. Kanepede üstüne başına yağmur sıçrayan, uzak ve puslu ışıkların yandığı evleri düşündüğü pek anlaşılan bir adam, yerinden bir iskeleyi kaçırıyormuş gibi aceleyle kalktı. Projektörcünün yanına doğru ilerledi. Projektörcünün üstünde kolları boşta sarkan eski bir muşamba vardı. Sırtı kamburlaşmıştı. Yanma sokulan adama başını çevirip baktı. Yüzünü tekrar projektörün, şimdi yalnız birtakım münkesir, müstakim ve muvazi hatlardan başka bir şey göstermeyen ışığına çevirdiği zaman, kendisine laf söylenebilir bir adam yüzü görmüş zannettirecek bir halle:
—Müthiş yağmur, dedi.
Öteki:
—Ben önümüzde bir şey göremiyorum… Ya siz?
—Sis var, dedi. Yağmur da fazla, bir şey görünmüyor.
—Kınalı daha uzak mı?
—Yakın olmalı ama, bir şey göremiyoruz ki…
(daha fazla…)

Yalnızlığın Yarattığı İnsan

Sait Faik Abasıyanık

Pardösüsünün kürklü yakasını kaldırınca üşüdü mü diye baktım. Aslında soluk esmer yüzü balmumu gibi sararmıştı.

- Üşüdün, dedim.

Kaşını kaldırdı. Yanağındaki çıban yerinde kan yoktu. Durdum. Yüzünü avuçlarıma alıp oğaladım.

- Neden böyle oldun, dedim.

Güldü. Karanlığa doğru tükürdü. Başını iki tarafa şiddetle salladı.
(daha fazla…)

Harika İkili

İffet Oral

Saat yediyi çoktan geçtiğine göre belediye otobüsünü kaçırdık; halk otobüsünün geveze biletçisi ile yine çene yarıştırmak zorunda kalacağız.

Adam hem kel; hem foduldu.

Gevezeliğinin yanında sözünü bilmezliği de cabasıydı. Yolcuların sitemlerine pişkin pişkin cevaplar verir, sıkışıklıktan, havasızlıktan zaten bitap düşmüş insancıklara laf sokuşturmaya bayılırdı. Sanki evindeymiş gibi serildiği koltuğunda; serçe parmağıyla kah burnunu; kah kulağını karıştırır; sonra güya-kimseye fark ettirmeden parmağını pantolonuna silerdi.
(daha fazla…)

Annenin Gözyaşları

Ahmet Ünal Çam

Orta yaşlı kadın, evin içinde telaşlı bir haldeydi. Eşyaların yerini değiştiriyor, örtüleri düzeltiyor, arada bir mutfağa gidip pişmekte olan yemeğe bakıyor, tekrar salona dönüyordu. Sokaktan gelen her seste pencereye koşuyor, her duyduğu kapı zilinde de, başkasının zili olduğunu anlayıp üzülüyordu.

Başka şehirde iş bulan oğlu, hem uzak yerde olduğundan hem de izin alamadığından 2 aydır gelememişti. Orta yaşlı kadın, büyük bir özlemle oğlunun gelmesini ümit ediyor, kulağı zil sesinde, ayak sesinde telaşla bekliyordu. Her anneler gününde, çocuğunun ona “Anneciğim, annler günün kutlu olsun” diyerek, boynuna sarılmasına öyle alışmıştı ki, sanki oğlu kapıdan giriverecek ve koşup boynuna sarılacaktı, sonra da onun için hazırladığı tatlılardan yiyecekti. Oysa oğlu geleceğini söylememişti ki. Kadın, boynu bükük düşündü, “-ya gelmezse, ya izin alamadıysa.” İçini özlem dolu bir alevin yalayıp geçtiğini hissetti.
(daha fazla…)

Plajdaki Ayna

Sait Faik Abasıyanık

Sonradan deli olduğuna karar verilen bir adam plâjın aynasını kırdı. Bu, insanı yemyeşil gösteren, altının sırı dökülmüş, camlaşmış aynanın, insanları çirkin göstermesine içerledi, diye tefsir ettiler. Hayır ondan değil, evvelce aynacı imiş. İtalya’dan ayna ithal edermiş, sonra iflâs etmiş, az buçuk oynatmış, ayna görünce kırmamazlık edemezmiş diye uydurdular. İşin aslını bir ben biliyorum, bir de ayna.

O halde aynayı kıran da sensin diyeceksiniz, bize numara yapıyorsun. Pek âlâ! Aynayı kıran benim. Deli olduğuma karar verildi. Ama zararsızmışım, pek zararsızmışım. Öcümü aynalardan alırmışım. Bunlar doğru değil! Doğrusu şu:
(daha fazla…)

Kırmızıyı Gören Adam

Mehmet Emin Arı

Yeah, you bleed just to know you are alive

(Ah! Yaşadığın bilmek için kanatıyorsun kendini)
Goo Goo Dolls-Iris

Çalar saatin huzursuz sesi ile gözünü açtı ve bir şey göremedi.

Bir ışık göremeyince erken uyandığını sandı. Hala gece olsa bile, dışardan sızan ufak bir ay ışığı ya da sokak lambası odayı çok az olsa da hafif aydınlatırdı. Başını bilinçsizce pencerenin olduğu yere doğru çevirdi. Daha nişanlıyken kumaşını birlikte aldıkları ve karısının diktiği kırmızı perdeleri gördü. Fakat onun dışında hiçbir şey yoktu, sadece kırmızı perdeler, ne pencerenin kenarları ne de başka bir şey vardı.

Karanlıkta etrafına zehirli gazlar yaydığını okuduğundan beri yatak odasında durmasını istemediği pencere kenarında duran çiçekleri görmek için gözlerini kısarak dikkatle tekrar baktı ama saksıların olduğu yerde hiçbir şey göremedi. İşin garibi pencereyi de göremedi. Perdeler sanki boşlukta öylesine asılı duruyordu. Perdenin bittiği yerdeyse siyah yada başka bir renk yani fon oluşturacak hiç bir şey yoktu.
(daha fazla…)

İtalyan Usulü Boşanma

Mehmet Emin Arı

Karısını öldürmek istiyordu

Bu fikrin nasıl oldu da birdenbire aklına geldiğini tam hatırlamıyordu. Arkadaşlarıyla birlikte erkek erkeğe rakı içerken birinin şaka yollu İtalyan usulü boşanmadan bahsettiği zaman mı aklına gelmişti? Saf saf İtalyan usulü boşanmanın ne olduğunu sormuştu. Üniversiteden beri pek kitap okumazdı. Kitap okumayı pek sevmeyen mühendislerdendi işte.

“İtalyanların hepsi Katolik Hıristiyanlar hocam. Bunlarda boşanmak yasak, bu yüzden karısından ayrılmak isteyen İtalyan adam karısını öldürür ya da öldürtür. Bu tür bir boşanmaya İtalyan usulü boşanma denir” dedi ve kendi sözlerine gülüp rakı sofrasından yapılan muhabbete dönmüştü. Sofrada herkes kahkaha ile gülerken adamın sözlerine nedense gülememişti. Elinde rakı bardağı öylece kalakalmıştı.
(daha fazla…)

Tutkulu Aşk…

Mehmet Emin Arı

Onu ilk defa şehirdeki büyük mağazalardan birinin spor reyonunda görmüştüm ve görür görmez deyim yerindeyse tam anlamıyla çarpılmıştım.

Öylesine etrafıma bakınıp geziniyordum, hani bonusgiller gibi bir şey tüketme sevdamda yoktu. Yarım saat sonrasına bir randevum vardı ve ben vakit öldürmek için biraz da klimasından akan serinlik nedeniyle büyük mağazada aylak aylak dolaşıyordum. Şehir insanının eğlencesi işte.

Ve birden onu gördüm. Orada öylece duruyordu. İnanılmaz zarif ve çekiciydi. Görünce heyecanlandim (böylesi çekici bir şey olamazdı) daha sonraysa şaşırdım (hem de Ankara’da). Garip  hatta safça göründüğümün farkındaydım ama orada öylece ona bakmaktan da kendimi alamıyordum.  Allahtan etrafta bana bakan yoktu ve aramızdaki mesafe yaklaşık bir on metre kadardı.
(daha fazla…)

Oymalı Sandıkta Vurulan Çocuk

Oya Baydar

Yumuşak basamaklı kaldırımların ufak tefek taşlarının üstünden atlaya atlaya kaleye tırmanır yokuş. İki yakalı çarşının bittiği yerde, hani suyu akmayan çeşme vardır ya, tam orada, gecekondu mahallelerine doğru üç koldan uzanır. Turistik kilimlerin renklerinin yoksul gelinlerin çeyiz düşlerine karıştığı dükkanlarda, pembe atlas yorganlar, dumanı gelmeyen süslü nargilelerle, tespihlerle, tavlalarla iç içe…

Oymalı tahta sandıkların kapağını açtın mı, hafif bir çürük elma ve tahta kepeği kokusu. Masal kuşlarıyla güvercinlerin, lalelerle şakayıkların, asma yapraklarıyla salkımların ve büklümlerin iç içe geçtiği, köknar ve ceviz dünyası.

Bir kuş uçtu uçacak sandığın kapağından. Sarmaşık güllerinin arasından fırlayıp kondu konacak avucumuza. “Kötü şeyler hep başkalarının başına gelir.” Nargilelerin, kilimlerin, boyalı beşiklerin ve güllü sandıkların arasından, geçmiş on beş yılın ardından sarı badanalı köhne evlerin numaralarını okuya okuya tırmanıyoruz yokuşu. Elinde büyük bir ebe hanım çantası. Yüzün solgun mu solgun.

-Bir gün mutlaka bir tahta sandık almalıyım.
-Kötü şeyler hep başkalarının başına gelir sanırız degil mi?
-Bir saatte biter her şey. Sonra hiç olmamış, hiç yaşanmamış gibi. Biliyor musun, param olunca mutlaka bir oymalı sandık alacağım buradan. Şu  güvercinli olanı.
-Sen daha önce hiç?..
-İki kez. İlkinde çok korktum. Bütün kadınlar korkar. Her şey çabucak olup bitti. Müthiş bir ferahlama duydum ardından. Ürperiyorum. Ankara’da, mayıs günleri bazan böyle ılık ve nemli olur. Sağanak boşandı boşanacak. Ferahlama duymuş muydum gerçekten? Kötü bir yalan mı yoksa bu da?
-Darbe olmasaydı… Yani demek istiyorum ki, tutuklanma korkusu falan olmasaydı da aldıracak mıydın?
-Bilmiyorum. Evet… Hayır… Bilmiyorum.
(daha fazla…)

Sayfa 1 of 712345...Son »
Powered by Wordpress | Designed by Elegant Themes