Erkekler Balığa nasıl çıkar?

Erkekler balığa nasıl çıkar

 

4 Evli Erkek Balığa Çıkar…

1. Erkek:
-Balığa Çıkabilmek İçin Karıma Geçen Hafta Bütün Evi Badana Yapma Sözü Verdim Der

… 2. Erkek:
… -O Da Bir Şey Mi Ya Ben Karıma Evdeki Bütün Elektronik Eşyaları Yenileme Sözü Verdim Der.

3. Erkek:
-Siz Gene İyisiniz Ben Karıma Yeni Araba Sözü Verdim Der

4. Erkek:??!!??

Hepsi Şaşırır Döner 4. Erkeğe Sorarlar

-Ne O Sen Karına Söz Vermedin mi Yoksa Sesin Çıkmıyor

4. Erkek:
-Yooo Ben Hiçbir Şeye Söz Vermedim. Saati Sabah 5.30’a Kurdum. Çalınca Karımın Kulağına Şunları Fısıldadım. Karıcığım Benimle Annemlere mi Gelirsin, Yoksa Balığa mı Çıkayım Dedim, Karımın Cevabı Kesin Ve Netti…

-Sıkı Giyin Üşütürsün

 

Fakir kadın

Kadının biri, cömert olduğu söylenen yaşlı bir bilgeye gidip:
- Bu şehirde benden fakir insan yok!. demiş. Bana biraz yardım eder misiniz?
Bilge adam, kadının kucağındaki bebeğin bir ipeği andıran yanaklarını okşayıp öptükten sonra:

- Demek fakirsin!. demiş. Hem de çok fakir. Ama karşılıksız yardım yapmak, âdetim değil!. Eğer yardım istiyorsan, çocuğunun parmağını satman gerekir..

Kadın, önce deli olduğunu sanmış bilgenin. Daha sonra da, kötü bir şaka yaptığını… Ama adam ciddî görünüyormuş.

Kadına bir kese altın uzatıp:
- Ayak parmağına da razıyım!. demiş. Zaten cerrah olduğumdan, ona acı çektirmem
Kadın, bütün kanını donduran bu teklif üzerine kaçmayı düşünürken, adam:
- Sadece tırnağını söksem de olur! diye devam etmiş. Biliyorsun zamanla yenisi çıkar.

Kadın, bu ruh hastasına daha fazla dayanamamış. Ve kapıyı çarpıp uzaklaşırken, adam onun arkasından:
- Nasıl bir fakir olduğunu anlayamadım!. diye bağırmış. Kucağındaki hazinenin tırnak kadar bir parçasını, bir kese altına değişmiyorsun!

Av Yasağı

On bir yaşındaydı ve gölün ortasındaki adadaki evlerinde
ne zaman eline bir fırsat geçse hemen balığa giderdi.
Levrek avı yasağının kalkmasından bir gün önce, babasıyla akşamın ilk saatlerinde küçük gün…eş balıklarından yakaladı.
Sonra oltasına yem takıp, oltayı fırlatma talimi yaptı.
Yem suya değdiği zaman gün batımında suda altın haleler oluşturmuş, daha sonra gölün üzerinde ay doğmuştu.
Oltasının hızla çekildiğini hissedince,
oltaya büyük bir balık geldiğini anladı.
Babası oğlunun balığı çekişini hayranlıkla izledi.

Çocuk sonunda yorgun düşen balığı sudan çıkardı.
O güne kadar gördüğü en büyük balıktı, bir levrek;
ama av yasağının kalkmasına sadece saatler kalmıştı.
Baba oğul güzelim balığa baktılar, pulları ay ışığında ışıl ışıl parlıyordu. Babası bir kibrit yakıp saatine baktı.
Saat on olmuştu. Av yasağının bitmesine daha iki saat vardı.
Önce balığa, sonra oğluna baktı.

“Suya geri bırakman gerekiyor, oğlum,” dedi.

“Baba!” diye itiraz etti çocuk ağlamaklı bir sesle.

“Başka balıklar da var,” dedi babası.

“Ama hiçbiri bunun kadar büyük değil!” dedi çocuk.

Göle şöyle bir göz attı. Gölde hiçbir balıkçı teknesi yoktu. Babasının yüzüne baktı bu kez. Kendilerini hiç kimsenin görmemiş olmasına, kimsenin ne balığı yakaladıklarını bilmesinin olanaksız olmasına karşın, babasının sesinden bu konuda hiçbir ödün vermeyeceğini anlamıştı.

Oltanın ucunu balığın ağzından çekti ve balığı gölün karanlık sularına bıraktı. Balık suya düşer düşmez, şöyle bir çırpındı ve gözden kayboldu.
Çocuk bir daha bu kadar büyük bir balık tutamayacağından emindi.

Bu olay bundan tam otuz dört yıl önce oldu. Bugün o çocuk şehrin ünlü mimarlarındandır. Babasının küçük evi hâlâ o adadadır. Oğlunu ve kızlarını hâlâ o adadaki küçük eve balık tutmaya götürür.

Çocuk haklıydı. Bir daha o kadar büyük bir balık tutamadı.

Fakat değerler konusunda bir ikilem yaşadığı zaman hep o balığı gözünün önüne getirir. Babasından öğrendiği gibi değerler doğru ile yanlışın ne olduğu konusunda çok basit bir konudur. Güç olan yalnızca değerlerin uygulanabilmesidir.

Birileri görmediği zaman da doğru olanı yapabiliyor muyuz? Evet, küçüklüğümüzde bizlere balığı suya geri bırakmak öğretilseydi, doğru olanı yapabilirdik. Çünkü gerçeğin ve doğrunun ne olduğunu öğrenmiş olurduk.

Doğru olanı yapma kararı belleklerimizdeki canlılığını hiçbir zaman yitirmez. Bu anıyı dostlarımıza ve torunlarımıza göğsümüz kabara kabara anlatırız.

Fırsatlardan yararlanmak değil, doğru olanı yapmaktır önemli olan.

Oysa şimdi dünyamızda yükselen değerler, ne kadar ‘uyanık’ olduğumuzu ve insanları nasıl atlatıp fırsatları değerlendirerek akıllı ve becerikli olduğumuzu kanıtlayan bir birey olduğumuzu göstermek değil mi?

ÜNLÜ AVUKAT PETROCELLİ’NİN KAYBETTİĞİ TEK DAVA…

 

Ünlü bir futbolcu karısını öldürmekle suçlanıyordu. Futbolcu yakalanmıştı. Ama karısının cesedi ortada yoktu. Duruşma Amerikan filmlerindeki gibiydi.Futbolcu sanık sandalyesinde oturuyordu. Kucak dolusu parayla tuttuğu avukatı jüriyi ikna etmeye uğraşıyordu:

- “Sayın jüri, müvekkilimin suçsuz olduğuna yürekten inanıyorum.. Buna az sonra sizler de inanacaksınız.. Neden mi? Bakin, simdi 1′den 10′a kadar sayacağım ve müvekkilimin öldürdüğü iddia edilen karisi bu kapıdan içeri girecek..
1,2,3,4,5,6,7,8,9,10…”

Bütün jüri kapıya dondu. Kimse girmedi içeri. Avukat bir savunma dehasıydı; öldürücü hamlesini yaptı..

-”Bakin, siz de kadının öldüğüne inanmıyorsunuz. Çünkü hepiniz içeri girecek diye kapıya baktınız.. İste kararı verirken buna
güvenmenizi talep ediyorum.”

Jüri, ünlü futbolcuyu suçlu bulduğunu bildirdi ve dava bu şekilde sonuçlandı.

Mahkeme çıkısında avukat, bayan jüri başkanına yaklaştı:
-”10′a kadar saydığımda siz de diğer üyeler gibi kapıya bakmıştınız. Neden böyle bir karara imza attınız?”
-”Doğru” dedi jüri başkanı; “Ben de kapıya baktım, ama müvekkiliniz kapıya bakmıyordu!”

Ayakkabı

Ayakkabı üreticisi uluslararası büyük bir şirketin yönetim kurulu, satışlarını arttırabilmek için bugüne kadar girmedikleri pazarlara açılmaya karar verir. Bu yeni pazarları araştırmak için Afrika’nın geri kalmış X ülkesini araştırmak üzere şirketi temsilen A kişisi gönderilir. Şirket temsilcisi gördüğü manzara karşısında dehşete düşer; hemen telefona sarılır; şirket merkezini arar: “Burası çok geri kalmış bir yer; burada kimse ayakkabı giymiyor! ayakkabı giyilmeyen bir ülkeye ayakkabı satamayız. Zaten bu araştırma fikri çok saçma bir fikirdi. Yarınki uçakla dönüyorum ben…” der.

Aradan zaman geçer. Şirketin yönetim kurulu X ülkesine mal satış imkanlarının yeniden araştırılmasını kararlaştırılır. X ülkesine şirketi temsilen bu defa B’nin gitmesi uygun görülür. Şirketin temsilcisi B, X ülkesine varır varmaz hemen telefona sarılır; şirket merkezini arar: “Burası çok geri kalmış bir yer; burada kimse ayakkabı giymiyor! düşünebiliyor musunuz, hiç kimsenin ayakkabısı yok! hemen 3 gemi ayakkabı gönderin, buradaki milyonlarca kişinin ayakkabıya acil ihtiyacı var!” der.

Bakış açısı ve neye odaklandığımız; tepkilerimizi, kararlarımızı, tavırlarımızı, davranışlarımızı, başarımızı ve neticede kaderimizi etkiler.

Neden Ben

Meşhur Wimbledon’un ilk zenci şampiyonu Arthur Ashe kan naklinden kaptığı AIDS’den ölüm döşeğindeydi..
“Tanrı böylesine kötü bir hastalık için neden beni seçti ?”
Arthur Ashe cevap verir: “Tüm dünyada 50 milyon çocuk tenis oynamaya başlar, 5 milyonu tenis onamayı öğrenir, 500 bini profesyonel tenisçi olur, 50 bini yarışmalara girer , 5 bini büyük turnavalara erişir, 50’si Wimbledon’a kadar gelir, 4 ü yarı finale , 2’si finale kalır.

Elimde şampiyonluk kupasını tuttuğum zaman Tanrı’ya “Neden ben ?” diye hiç sormadım. Şimdi sancı çekerken, Tanrı’ya nasıl “Neden ben ?” derim.

Mutluluk insanı hoş yapar..
Başarı ışıl ışıl..
Zorluklar güçlü..
Hüzün insanı insan yapar, yenilgi mütevazi..

Sevdiklerinizi asla terketmeyin

Bu, Japonya’da yaşanmış gerçek bir sevgi hikayesidir.

Evini yeniden dekore ettirmek isteyen Japon, bunun için bir duvarı yıkar.
Japon evlerinde genellikle iki tahta duvar arasında çukur bir boşluk bulunur.
Duvarı yıkarken, orada bir çivinin ayağına battığı için sıkışmış olan bir kertenkele görür.
Adam bunu gördüğünde kendini kötü hisseder ve aynı zamanda meraklanır da. Kertenkelenin ayağına çakılmış çiviyi görünce. Muhtemelen bu çivi 10 yıl önce, ev yapılırken çakılmıştı. Nasıl olmuştu da kertenkele bu pozisyonda hiç kıpırdamadan 10 yıl boyunca yaşamayı başarmıştı?
Karanlık bir duvar boşluğunda hiç kıpırdamadan 10 yıl boyunca yaşamak çok zor olmalıydı.
Sonra bu kertenkelenin 10 yıldır hiç kıpırdamadan nasıl 10 yıl yaşadığını düşündü ayağı çivilenmişti!!
Böylece çalışmayı bırakır ve kertenkeleyi izlemeye başlar, ne yiyiyor acaba?
Sonra nereden çıktığını fark edemediği başka bir kertenkele gelir ağzında taşıdığı yemekle…
İnanılmaz!!! Bu nasıl bir sevgi?
Ayağı çivilenmiş kertenkele, 10 yıldır diğer kertenkele tarafından beslenmekteydi…
Bu iki kertenkele arasındaki ilişki acaba ne olabilir: eş, arkadaş, sevgili, abi, kız kardeş…
Aralarındaki ilişki her ne olursa olsun, görünce bize mesaj verecek; bu iki canlı bize bir şeyler anlatmak istiyor:

Sevdiklerinizi asla terketmeyin

Dua

Bir baba ile oğul oltalarını göl kenarına atıp otele döndüler. Bir saat sonra gittiklerinde oltaya dört beş balığın takıldığını gördüler.

Çocuk:

- Ben balıkların oltaya takılacaklarını biliyordum, dedi.

Babası sordu:

- Nereden biliyordun?

- Dua ettim de onun için, dedi çocuk.

Cevaptan babası hoşnuttu. Oltayı yeniden hazırladılar, ikisi de hallerinden memnun öğle yemeği yemek için otele döndüler. Yemekten sonra göle gittiler. Yine bir kaç balık yakalanmıştı.

Çocuk:

- Böyle olacağını biliyordum, dedi.

- Nereden biliyordun?

- Dua ettim de onun için.

Baba oğul oltayı tekrar göle attı ve otele gittiler. Yatmadan önce, göle gidip oltaya baktıklarında bu defa bir tek balığın bile oltaya takılmadığını gördüler.

Çocuk yine ama bu kez:

- Ben oltaya balık gelmeyeceğini biliyordum, dedi.

Babası gelecek cevabı tahmin eder gibi sordu:

- Nereden biliyordun?

- Dua etmedim de onun için, dedi çocuk.

- Niçin dua etmedin.

Cevap enfesti ve asıl merak edilen de oydu.

- Oltaya yem takmayı unuttuğun aklıma geldi de ondan…

“Kuru duayı bırak , ağaç isteyen tohum eker” der eskiler…

Çatlak Testi Ne İşe Yarar ?

Çin’de bir adam, her gün boynuna dayadığı kalın sopanın iki
ucuna astığı testilerle dereden su taşırmış evine.. Bu testilerden
birinin yan

kısmında çatlak varmış… Diğeri ise hiç kusursuz ve
çatlaksızmış; ve her seferinde bu kusursuz testi adamın doldurduğu
suyun tümünü taşır, ulaştırırmış eve..Ama her zaman boynunda taşıdığı
testilerden çatlak olanı eve yarım; diğeri dolu olarak varırmış iki
sene her gün bu şekilde geçmiş. Adam her iki

testiyi suyla doldururmuş ama evine vardığında sadece 1,5 testi su
kalırmış…Tabi ki kusursuz, çatlaksız testi vazifesini

mükemmel yaptığı için çok gururlanıyormuş. Fakat zavallı
çatlak olan kusurlu testi, çok utanıyormuş. Doldurulan suyun sadece
yarısını eve ulaştırabildiği için de çok üzülüyormuş. İki yılın
sonunda bir gün, görevini yapamadığını düşünen çatlak
testi,ırmak kenarında adama şöyle demiş:

“Kendimden utanıyorum. Şu yanımdaki çatlak nedeniyle, sular eve gidene
kadar akıp gidiyor..” Adam gülümseyerek dönmüş testiye; “Göremedin
mi? Yolun senin tarafında olan kısmı çiçeklerle dolu.

Fakat kusursuz testinin tarafında hiç yok.Çünkü ben başından beri
senin kusurunu, çatlaklığını biliyordum..Senin tarafına

çiçek tohumları ektim.. Ve hergün o yolda ben su taşırken,sen
onları suladın.. 2 senedir o güzel çiçekleri

toplayıp,masamı süslüyorum. Sen kusursuz olsaydın, o çatlağın
olmasaydı evime böyle güzellik ve zarafet veremeyecektim”

diye cevap vermiş.

Aslında hepimiz birer çatlak testiyiz Her birimizin kendine has
kusurları vardır.

Fakat sahip olduğumuz bu kusurlar ve çatlaklardır hayatlarımızı
ilginç yapan,mükafatlandıran, renklendiren..

Etrafımızdaki her kişiyi,oldukları gibi kabullenin.. Onlardadaki
kusurları değil, içlerindeki güzellikleri görün…

Bu akşam yemekte ne var?

Adamın biri artık karısının eskisi kadar iyi duymadığından korkuyormuş ve karısının işitme cihazına ihtiyaç duyduğunu düşünüyormuş.

Bu durumu konuşmak için aile doktoruna danışmış; doktor adamın karısının ne kadar duyduğunu anlayabilmesi için basit bir yöntem önermiş. “Yapacağın şey şu, karından 40 adım ileride dur, normal bir konuşma tonuyla bir şeyler söyle; eğer duymazsa 30 adım ilerisinde aynı şeyi tekrarla, sonra 20 adım; cevap alana kadar aynı şeyi tekrarla”

O akşam karısı mutfakta akşam yemeğini hazırlarken adam işlemi uygulamaya koymuş. 40 adım uzaklıktan karısına normal bir konuşma tonuyla seslenmiş ‘Hayatım bu akşam yemekte ne var?’ Cevap yok.

Mutfağa biraz yaklaşmış. Mesafeyi 30 adıma indirmiş ve soruyu tekrarlamış ‘Hayatım bu akşam yemekte ne var?’ Yine cevap yok.

Mutfağa biraz daha yaklaşmış, mesafe 20 adım ve tekrar sormuş. ‘Hayatım bu akşam yemekte ne var?’ Hala cevap yok.

Adam mutfağın kapısına gelmiş artık mesafe iyice azalmış ve soruyu tekrarlamış ‘Hayatım bu akşam yemekte ne var?’
Yine cevap alamamış.

Bu sefer karısına iyice yaklaşmış ve aynı soruyu tekrar sormuş.
–’Hayatım bu akşam yemekte ne var?’

–’Hayatım beşinci kez söylüyorum, Tavuuuuuuk’

Herkes sorunu başkalarında ararsa, çözümü nasıl bulacağız…!!!